11 Haz 2007

Su Panelinde Sorular ve Yanıtları


Gazi Üniversitesinde 17 Mayıs günü gerçekleştirilen "İklim Değişimi ve Su Ekonomisi Paneli"nde panelistlere yöneltmiş olduğum sorular ve yanıtları, Panel yönetimince derlenmiş olup aşağıda sunulmaktadır.




MEHMET EKİZOĞLU- Öncelikle tüm panelistlere sunuşları için teşekkür etmek istiyorum.

İsmim Mehmet Ekizoğlu. Aydın Büyük Menderes Platformunu temsilen burada bulunuyorum. Büyük Menderes havzasının su kaynaklarının ve depolanan su açısından kritik bir sezona girmiş olduğumuzu DSİ Daire Başkanı Sayın Hasan Özlü Bey de dile getirdiler.

Yine kendilerinin sunuşunda bu konuda alınacak tedbirler konusunda depolama tesislerinin artırılması zikredildi.

Bizim havzamızda şu anda inşaatı süren Çine Barajı mevcut, fakat yatırım planlarına bakıldığı zaman en az iki yıla kadar bitirilemeyeceği anlaşılıyor. Sizin de belirttiğiniz gibi, Atatürk Barajından havzamıza su taşınması pek mümkün değil.

DSİ 21. Bölge Müdürlüğü tarafından, söylediğiniz gibi, sulama konusundaki acil krizlerin aşılabilmesi için toplantılar düzenleniyor. Fakat toplantılardan genel önlemler çıkıyor, ama bu genel önlemler acil kriz anlarında pek geçerli olmuyor. Örneğin diş fırçalarken musluğun açık bırakılması, sulamada tasarruf için damlama sistemine geçilmesi vs... Bunlar uzun vadede önemli projeler ama şu anda bir kriz var. Bu krizden de çıkış yolu olarak, rotasyon sistemiyle sulamaya geçilmesi ve bu sistemin jandarma marifetiyle uygulanması gibi bir bildirim elimize ulaştı. Bunun da çözüm olmadığı ama bir tedbir olduğu malumlarınızdır.

Küresel ısınmanın ya da iklim değişikliğinin uzun yıllardır bilinen bir hadise olduğu göz önüne alındığında, DSİ’nin bu kritik havzalarda acil durum planı veya bir (B) Planı mevcut mudur, mevcutsa ne zaman uygulanacaktır?


İkinci sorum yine DSİ’nin görev alanına giriyor; sulak alanlardan bahsettiniz, sunumunuzda kısa geçti, su tutulması, taşkın korunması konusunda sulak alanlar çok önemlidir. DSİ’nin bugüne kadar kurutma tesisleri inşası yapıyordu. Acaba DSİ’nin kurutma tesisleri inşaatı bitti mi, bundan sonra yapılacak mı ve bu kurutulan sulak alanların iadesi yapılacak mı?


OTURUM BAŞKANI- Hasan beye söz vermeden önce bir açıklama yapmak gerekiyor. Kurutma tesisleri yaklaşımı konusunda şu söyleniyor: “DSİ kurutuyor, sulak alanlara su gitmiyor.”
DSİ’nin kanunlara göre hizmet verdiğini hepimiz bilmiyoruz. Kanunda, bataklıkların kurutulması, tarım alanlarına açılması gibi kural varsa, bunu DSİ’ye değil kanun yapıcılara sormanız gerekiyor.

MEHMET EKİZOĞLU (Devam)- Sayın Başkan izin verirseniz son sorumu sormak istiyorum: Havzalarımızda bir havza yönetimi uygulanmakta mıdır, varsa, bu planlar kamuoyuna açıklanacak mıdır?

Teşekkür ediyorum.

OTURUM BAŞKANI- Ben teşekkür ediyorum. Buyurun Hasan Bey.

HASAN ÖZLÜ- Arkadaşımızın dikkatlerine teşekkür ediyorum.

Arzın sınırsız bir şekilde artırılmasının mümkün olmadığını biliyoruz. Sizin sorunuzun temelinde, Menderes Havzasında çekilen sıkıntının tabiî ki farklı sektör kullanıcılarının, sadece arzın değil, Menderes Havzasını kirleten unsurların da suyun kalitesini bozmaya yönelik olarak tüm paydaşları dikkate aldığımızda, hepimiz sorumluluk altındayız.

Evet, suyun sahibi DSİ. Arzın artırılması ve suyun zararlardan korunmasına yönelik olarak Menderes’teki taşkınları da hatırlıyorsunuz; yaklaşık 100 km. bölümde son üç yıldır havzayı düzenlemeye çalıştık. Herhangi bir ani taşkında tarım alanları su altında kalıyordu. Şu anda onlar ne oldu, kontrol altına girdi. Yani, burada bütün paydaşların, kullanıcıların da, kirletenlerin de, kirletmeye tevessül edenlerin de herkesin sorumluluk hissetmesi lazım. O bakımdan bu sene, geçen seneki sahip olduğumuz miktar açısından baktığımızda, üçte bir oranındaki suyun var olduğunu Ekim ayında hissettik. Manzara belli oldu. Yani, yağışların dağılımındaki düzensizlik ve miktar açısından suyu tespit ettik ve hemen tepki olarak en çok suyu kullanan tarım sektörüne durumu izah ettik, anlattık. Zaten onlar da biliyorlar, onlar aslında bilinçsiz falan değil, tam tersine, biz bu toplantılarda bir araya geliyoruz ama onlar her gün gidiyor, barajın seviyesine bakıyor, yağışları izliyor, ona göre de kendi tedbirini alıyor, fakat buna rağmen, “DSİ suyu bulmak zorunda. Biz ekeriz” deyince de, “buyurun kardeşim, ekin.” Başlangıçta, bahar ayında size söylediğimiz şey şuydu: Bu seneki su seviyesi budur, geçen seneye oranla şu kadar su vardır, ona göre daha az su talebi olan bitki türlerini ekin. Öncelik şudur: Öncelik, meyve bahçelerindedir. Kalan suyu diğer alanlara aktarın.

Ekim-dikim alanlarında tüm masrafları yapacaksınız, tohumundan toprak işlemesine kadar hepsini yapacaksınız, ondan sonra su yetersizliği nedeniyle verim alamayacaksınız. Böyle bir şeye tevessül etmeyin. Ne kadar suyun var olduğuna burada hep birlikte karar verelim. Burada konuyla ilgili toplantılar yapıyoruz ama bazı insanlar burada bir şeyleri görmek istemiyorlar. Sorumluluk noktasında ise biz hiçbir zaman için su kullanıcılara jandarma-polis gücüyle müdahale etme yolunu tercih etmeyiz. İşin ayrıca bir de çevre boyutu var. Sizler bu hususları çok iyi biliyorsunuz.
Kurumları itham etmek yerine, yaptıklarını anlamaya çalışmak gerekir. Yanlış varsa, bundan dönmek mümkündür. Mesela sizin kurutma tesisiyle ilgili sorunuza gelince, şu anda yapmakta olduğumuz sulak alanların devamlılığını, hayatiyetini sağlama yönünde yapmış olduğumuz çalışmaları ayrıca sizlere sunabiliriz. Ama gerek Manyas’ta olsun, gerekse Sultansazlığı’nda olsun, bundan sonraki dönemlerde de bu sulak alanların hayatiyetlerini sürdürme konusuna yönelik olarak asgari düzeyde su arzını sağlayabilecek planlarını yapmaya, projelendirmeye devam edeceğiz ama vakti zamanında yapılmış olan, bazı alanların ıslah edilmesi, kurutulması programlarını da değerlendirmeye devam edeceğiz.

Kısacası, su kaynaklarının yönetimi bir bütündür. İçme suyundan, sulama suyuna, enerji üretimine tümünü bir bütün içerisinde ele alıp kaynakların doğru kullanımını sağlamak gerekir.
Çine Barajı’nın bitmesiyle ilgili hususta, çalışmalar devam ediyor. Mecburen, bu sene uygulanmak zorunda olan sistem olarak suyu, yaklaşık 500–550 km.lik bir menbadan Söke Ovasına kadar indirmeniz başka türlü mümkün olamıyor.

Evde kullanılan çamaşır, bulaşık deterjanının miktarı bile doğrudan, kullanılan her damla su, anında toksine dönüşebiliyor. Sayın Rektör Yardımcımızın ifade ettiği bir husus vardı; acaba kullanılan su miktarı gelişmişliğin bir ölçüsü müdür? Yani, kişi başına günde 200 lt/sn su kullanılıyorken, gelişmemiş, suyu temin edemeyen insanlar 5–10 litre suyla hayatlarını devam ettirmek zorundadır. Esasen şu anda yeni yaklaşımlar, Belçika, Danimarka gibi ülkelerde uygulanıyor. Günde, kişi başına tüketilen su miktarının 200 litreden 150 litreye çekilmesi konusunda programlar uygulanıyor. Çünkü kullanılan her bir litre su, hemen atık suya dönüşmektedir. Atık suyu arıtarak doğaya verecekseniz bir maliyeti göze almak durumundasınız. O zaman idareli ve tasarruflu kullanalım.

Biz böyle bir master çalışmasında, Düzce’den başlayıp Edirne’ye kadar olan tüm havzayı içine alan bir belirleme yaptık. Bundan muradımız şu; Düzce’den Edirne’ye kadar olan tüm alanın, Adapazarı, İstanbul, İzmit, Trakya’nın belli kesimini içine alacak şekilde master çalışması başlatıldı.

OTURUM BAŞKANI- Teşekkür ediyoruz.

Hiç yorum yok: