<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216</id><updated>2012-01-31T06:26:09.707-08:00</updated><category term='Hunting'/><category term='dove hunting'/><category term='wetlands'/><category term='stream restoration'/><category term='conservation'/><category term='hunting ethic'/><title type='text'>Mehmet Ekizoğlu</title><subtitle type='html'>Bir süre önce bir sivil toplum liderinin de dediği gibi, enflasyon, AB'ne katılım, siyaset gibi sorunlar hep bencilliğimizi kanıtlayan gündem maddeleri. Oysa biz bu dünyada yalnız değiliz. Yurdumuzun çok önemli ve bizden kaynaklanan gündeme taşınmayan sorunları var. Bu blogta biraz da bu konulardaki düşüncelerimi not etmekteyim.
We are not alone in the Earth. In this blog I discuss issues involving all creatures.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>46</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-2801778316355835835</id><published>2012-01-18T00:21:00.000-08:00</published><updated>2012-01-18T00:39:49.236-08:00</updated><title type='text'>BÜYÜK MENDERES’İN BİTMEYEN ÇİLESİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-EjLp1mMmmUQ/TxaFSoIlzYI/AAAAAAAAAdE/8tWZpgQ3yUg/s1600/Menderes-tasti.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-EjLp1mMmmUQ/TxaFSoIlzYI/AAAAAAAAAdE/8tWZpgQ3yUg/s200/Menderes-tasti.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5698888933541531010" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hiç lafı dolandırmayalım, yağmur yağdı, Menderes taştı. Söke Bağarası ovası göl oldu. Denizli’de taşkın koyunları önüne kattı, götürdü. Haberlere konu olmadı ama sedde yapılmış olan yerlerde de 3-4 yerde seddeler patladı ovaları su bastı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Islah teranesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes feryadı bastı, Menderes ıslah edilsin, dereler ıslah edilsin. 20 yıldır hem Menderes ıslah ediliyor, hem de dereler ıslah ediliyor. Trilyonlar harcandı bu ıslaha. Geçen senelere kadar Çine Barajı bitirilsin, deniyordu. Çine Barajı da bitirildi, Menderes hala taşıyor, hala tarlalar göl..!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne ziraat odalarının aklına geliyor, ne yeni DSİ 21. Bölge Müdürümüzün aklına… Acaba bir şeyleri yanlış mı yapıyoruz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her yağmur yağdığında Menderes taşıyor, maddi zararlara yol açıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acaba biz Menderes’e yeterli yer vermiyor muyuz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batı Anadolu’nun en büyük nehrine geçerken bir bakın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her iki tarafı duvarlarla çevrilmiş, iki sedde arasına kıstırılmış, son santimine kadar tarlaların tehdidi altında, zavallı Büyük Menderes’imizi bir görün…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle büyük, böylesine güçlü ve kadim bir nehir, böyle cendereye sokulmaya çalışılırsa ne olur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her sene işte böyle “taşkın” olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Islah ile olmuyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık bunu anlayın ey muhtarlar, ey ziraat odaları… Islah ile olmuyor! Dereleri ıslah edeceğiz diye kanal haline getirince suyun debisini ve gücünü artırıp taşkına yol açıyorsunuz. Büyük Menderes Nehrini daraltıp sedde çekince su aşağı ovalarda büyük bir güçle patlıyor.. Bunu anlamak için mühendis olmaya gerek yok…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık Büyük Menderes’e hakkı olan yeri verme zamanı gelmedi mi? Hem kirlilik için, hem yer altı suları için, hem de doğa için artık nehre daha fazla yer vermemiz gerekiyor. Biraz daha göl, biraz daha sulak alan, biraz daha anlayış göstermemiz gerekiyor. Artık Büyük Menderes’in doğal taşkın yatağını işgal etmekten vazgeçmeli ve geri çekilmeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük Menderes bizden önce de buradaydı, antik devletler ona Meandros adını vermeden önce de buradaydı. Biz pamuğu, darıyı, domatesi öğrenmeden önce de o buradaydı. Biraz daha saygı göstermenin zamanı gelmedi mi? Büyük Menderes’in çilesi ne zaman bitecek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-2801778316355835835?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/2801778316355835835/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=2801778316355835835' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/2801778316355835835'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/2801778316355835835'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2012/01/buyuk-menderesin-bitmeyen-cilesi.html' title='BÜYÜK MENDERES’İN BİTMEYEN ÇİLESİ'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-EjLp1mMmmUQ/TxaFSoIlzYI/AAAAAAAAAdE/8tWZpgQ3yUg/s72-c/Menderes-tasti.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-5176855762458407931</id><published>2012-01-09T04:45:00.000-08:00</published><updated>2012-01-09T04:49:11.002-08:00</updated><title type='text'>SUYU DEF ETMEK!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-i-Wz-n3d6ao/TwriCjS8JLI/AAAAAAAAAc4/Q66p1MK_57A/s1600/kocadere2.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-i-Wz-n3d6ao/TwriCjS8JLI/AAAAAAAAAc4/Q66p1MK_57A/s200/kocadere2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5695613212225709234" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildiğiniz gibi memleketimiz Aydın'da derelerin büyüklerine çay denir. Karacasu Çayı, Çine Çayı, Akçay gibi, Dandalaz Çayı gibi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Çaylar dağlardan gelen kar suyunu Büyük Menderes'e taşır, ovamızı bereketlendirir, hedefine varıncaya kadar tarlaları sular, bahçelere su verir, iklimi değiştirir, barajları doldurur, taşkını önler ve en önemlisi de yer altı sularını besler.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sulama işlevini zaten biliyoruz, ama pek bilinmeyen işlevlerinden ikisi taşkınları önleme ve yer altı suları besleme işleridir. Yer altı suları en çok çaylardan, derelerden ve göllerden beslenmektedir. Çaylarımız su taşıma kapasiteleri ile doğal taşkın önleme vasıtalarıdır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Taa ki...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Biz onları &amp;quot;ıslah&amp;quot; edinceye kadar...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Çaylar, dereler ıslah edilince ne yer altı sularını besler, ne taşkını önler, ne de sulama vb gibi ihtiyaçlara yanıt verir. O zaman çay ne olur? Kar, yağmur yağıp su geldiğinde, bir an evvel bu suyu erozyonlu bir şekilde Büyük Menderes'e boca edip, sudan &amp;quot;kurtulmamıza&amp;quot; yararlar.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Gittiği yerde, yani Büyük Menderes Nehrinde de büyük bir basınçla patlayan bı ıslah edilmiş çaylar, ovadaki taşkın riskini artırmaktadır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ekteki resim, ıslah edilmiş Yenipazar Koca Dere çayıdır. Görüldüğü gibi, üst taraflarındaki suyu tutan genişlemeler, fiziki şekilleri kaldırılmış ve duvar örülmüştür. Bu şekilde dağdan gelen erozyonlu, alüvyonlu sel suyu aynen Büyük Menderes'e doğru son sürat &amp;quot;def&amp;quot; edilmektedir. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-6NX9_El1NPA/Twrht5jWGUI/AAAAAAAAAcs/My9pbU3r4UY/s1600/kocadere1.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-6NX9_El1NPA/Twrht5jWGUI/AAAAAAAAAcs/My9pbU3r4UY/s200/kocadere1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5695612857422846274" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&amp;gt;Çözüm?&lt;/strong&amp;gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çözüm, Büyük Menderes için önerdiğimizin aynısı: Nehir İçin Yer (Room for River) yaklaşımı. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Çaylar genişletilmelidir. dar duvarlar kaldırılmalıdır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Çevrelerine güvenlik amaçlı setler yapılabilir, ancak bu gölleme yapmasını engellemeyecek kadar geride olmalıdır. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Çay bir taşkanal haline getirilirse saatli bombaya döner. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Zemin kapatılmamalıdır. Suyun emilmesi oranı artırılmalıdır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Küçük çapta hızı azaltıcı vejetasyona izin verilmelidir. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Tansiyonu azaltıcı göletler yapılmasına izin verilmelidir. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Çay nehire kavuşmadan önce mümkün olduğunca suyun yayılmasına dikkat edilmelidir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Toplum olarak suyla barışmamız lazım. Buna en doğal, en küçük ve en evcil olan çaylarımızdan başlayabiliriz.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-5176855762458407931?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/5176855762458407931/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=5176855762458407931' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/5176855762458407931'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/5176855762458407931'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2012/01/strong-def-etmek.html' title='SUYU DEF ETMEK!'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-i-Wz-n3d6ao/TwriCjS8JLI/AAAAAAAAAc4/Q66p1MK_57A/s72-c/kocadere2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-3584214580258981710</id><published>2011-05-25T01:39:00.000-07:00</published><updated>2011-05-25T01:51:09.582-07:00</updated><title type='text'>MAK NE YAPACAK?</title><content type='html'>Değerli dostlar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merkez Av Komisyonu (MAK) toplantısı yaklaştı. Bu sene 18 Haziran tarihinde yapılacak. Zannederim 12 Haziran’da yapılacak olan genel seçimler üzerinde etkili olmasın diye bu tarihe aldılar. Yani MAK Kararlarını kimsenin beğenmeyeceği baştan belli …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcılar olarak bu sene pek bir yavaş görünüyoruz. Harekete geçmekte geç kaldık. Eskiden dergiler hareketlenir, yemekler tertiplenirdi. Bölge temsilcileri kafalanmaya çalışılırdı ki, aman toplantıda avcılardan çatlak (!) ses çıkmasın. Hepsi Federasyonun dümen suyunda seyretsin diye. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yaban TV hareketli…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-bylZiNeniGo/TdzB8HwtgWI/AAAAAAAAAcQ/uPlO6vXya64/s1600/yaban.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 172px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-bylZiNeniGo/TdzB8HwtgWI/AAAAAAAAAcQ/uPlO6vXya64/s200/yaban.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5610572474416464226" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yine de münferit bazı yazarlarımızın konuya değindiğini, öngörülerini ve beklentilerini avcılarla paylaştığını görmek mümkün. Yaban TV kanalı “MAK Özel” adlı bir program başlattı. Deneyimli avcı Sayın Halil Gülçur’un sunumuyla ekrana gelen programda, avcılardan görüşlerini SMS ve e-posta ile iletmeleri isteniyor ve bu görüş ve taleplerin “Ankara’ya iletileceği” belirtiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi niyetlerle hazırlanan program kapsamında iletilen taleplere bakıldığında, avcıların en önemli isteğinin “Mart ayında ördek avlamak” olduğu anlaşılıyor. Bugüne kadar ifade edildiği gibi, avlanma günü, avlanma limitleri, MAK Kararlarının dayanakları avcılar tarafından SMS’lere konu edilmemiş görünüyor. Bahar ördeğine tüfek atsalar, MAK onlara dünyaları vermiş olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın Arpaz’ın yazısı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Aynı kanala ait internet sayfasında yazan Sayın Mehmet Arpaz da “MAK’ta bu sene ne olur” başlıklı yazısında ümitsiz bir öngörüde bulunuyor ve fazla bir şeyin değişmeyeceğini söylüyor. Seçim tarihine bağlı olarak toplantı tarihinin değiştirilmesine dikkati çeken Arpaz, toplantının “avcılarla Bakanlık arasında Türkiye’nin en büyük derbisi” olduğu yorumuyla “var mı avcıların gol attığını gören?” diye soruyor.&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-9hSVbaQWydk/TdzCHY9LDCI/AAAAAAAAAcY/GMegQU4yK7Q/s1600/arpaz.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-9hSVbaQWydk/TdzCHY9LDCI/AAAAAAAAAcY/GMegQU4yK7Q/s200/arpaz.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5610572668010695714" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Arpaz, bu ilginç yazısında, dünyanın her yerinde, haftanın her günü av yapıldığı efsanesini tekrarlıyor ancak zannederim bunu söylerken özellikle gelişmiş ülkelerde avlakların girişinin, avlaklarda avlanabilecek toplam av sayısının ve avcı sayısının kontrol altında olduğunu belirtmesi de gerekiyor. Tüm bunlar sağlanmadan, mevcut uygulamanın da, avcılığın haftanın her günü serbest olmasının da yaban hayatına onarılmaz zararlar vereceğini ifade etmek benim Anadolu toprağına ve yabanına borcumdur. Avcılarımızın da tek derdi sınırsız avlanmak olmamalıdır diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Arpaz, bugüne kadar yapılan MAK toplantılarının hiçbirinin bilimsel bir kayda dayalı olarak yapılmadığını söylerken son derece haklıdır. Bu hususta Bakanlık birinci derecede sorumlu ve kabahatlidir. Ellerinde bir veri yoksa kafadan uydurma hükümlerle av ve yaban hayatını yönetiyormuş gibi yapmamalıdırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Arpaz’ın yazısında, katılmadığım bir husus ise “çil kekliğin kınalı kekliğin yaşam alanlarını işgal etmesi, boğması” yargısı olmuştur. Yuva yaptığı, beslendiği, yayıldığı ve saklandığı yerler birbirinden farklı olan bu iki türün birbirini boğması veya diğerinin aleyhine yaşam alanını genişletmesinin pek mümkün olmadığını düşünüyorum. Sayın Arpaz bu yargısını bir araştırma ile desteklememektedir. Eldeki veriler ise bu iki türün yaşam alanlarının birebir örtüşmediğini göstermektedir. Habitat koşulları da değişmediğine göre, Sayın Arpaz’ın iddiası havada kalmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İnternet avcıları&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Avcıların rağbet gösterdikleri internet sayfalarında ise bahar mevsimi olması hasebiyle, köpek yarışmaları telaşının ve piknikler vasıtasıyla hasret gidermelerin devam etmek olduğunu görüyoruz. Avcı siteleri henüz konuya adapte olamamış görünüyorlar. Bu sitelerin birçoğunda yorum yazan avcılarımızın MAK ile ilgilerinin, kararlar yayımlandıktan sonra ortaya çıkacağını da belirtmek gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Doğa Derneği&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu sene eğer temsilci olarak çağırılırsa, Doğa Derneği’nin eskisi kadar MAK Toplantısına hazırlık yapamayacağını düşünüyorum. Zira Doğa Derneği Başkanı ve önceki senelerde MAK Üyesi olan Sayın Güven Eken, bu yıl Türkiye Su Meclisi’nde aktif rol üstlenmiş durumda ve halen “Anadolu’yu Vermeyeceğiz” konulu bir yürüyüşte yer alıyor. Anadolu’nun su kaynaklarının bilinçli kullanılmasını, HES, termik santral ve maden yatırımlarıyla doğanın bozulmamasını talep eden bu hareketi ben de yürekten destekliyorum. Avcılarımızın da bölgelerindeki temsilcilere ulaşıp destek vermelerinin, avlaklarımızın geleceği açısından hayati önem taşıdığını düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar hazırlıksız da olsa, bu yıl da çevre koruma amaçlı sivil toplum kuruluşları temsilcilerinin, sayıca az olmalarına karşın avcıların görüşlerine baskın geleceklerini tahmin etmenin zor olmayacağını düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye Atıcılık ve Avcılık Federasyonu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-IRRPAhcn3Ls/TdzC2-O5yVI/AAAAAAAAAcg/hckEgRfN-As/s1600/aticilik.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 154px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-IRRPAhcn3Ls/TdzC2-O5yVI/AAAAAAAAAcg/hckEgRfN-As/s200/aticilik.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5610573485471025490" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde atıcılığın resmi üst kuruluşu olan Türkiye Atıcılık ve Avcılık Federasyonu’nun resmi internet sayfasında MAK Toplantısına ilişkin bir duyuru, bilgi veya hazırlık bulunmamaktadır. Bu sene de, her zaman olduğu gibi, spontane toplantıların yapılması, avcı üyelerin toplantıdan bir gün önce yönlendirilmesi muhtemeldir diye düşünüyorum. Federasyonun internet sayfasındaki Başkan Latif Aral ALİŞ imzalı bir duyuruda, 2-5 Haziran tarihleri arasında Bursa’da yapılacak olan Fuar kapsamında, Avrupa Avcılar Birlikleri Federasyonu (FACE) ve Türkiye Atıcılık ve Avcılık Federasyonu (TAF) işbirliği ile “Avcılık ve Av Hayvanları Yönetimi açısından Avrupa Birliği ve Türkiye İlişkilerinin Anlamı” konulu Avrupa Sempozyumu düzenleneceği ve bu sempozyumun bir ilk olacağı duyurulmaktadır. Konunun çekiciliği ve katılımın genişliği dikkati çekmekte olan bu sempozyumda, avcılarımızın “Avrupa’da av her gün serbest” ve “Göçmen kuşlar konserve yapılıyor” önermelerinin doğru olup olmadığını görmelerini diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizdeki avcılıkla ilgili diğer sivil toplum kuruluşlarının ve derneklerin/kulüplerin MAK Toplantısı hakkında kamuoyuna duyurdukları herhangi bir görüş/etkinlik veya hazırlıkları bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim tahminim ise geçen yıllardakine benzer, tartışması, dedikodusu bol, havanda su döven, klasik bir MAK Toplantısı yaşayacağımızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nasıl olmalı ya?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;O da başlıbaşına bir ÇALIŞTAY konusu olmalıdır. O zamana kadar havanda su dövmeye devam edeceğiz ve kaybeden her zamanki gibi Anadolu’nun yaban hayatı olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-3584214580258981710?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/3584214580258981710/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=3584214580258981710' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/3584214580258981710'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/3584214580258981710'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2011/05/mak-ne-yapacak.html' title='MAK NE YAPACAK?'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-bylZiNeniGo/TdzB8HwtgWI/AAAAAAAAAcQ/uPlO6vXya64/s72-c/yaban.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-3636031151047175422</id><published>2011-03-06T01:48:00.000-08:00</published><updated>2011-06-14T00:53:40.474-07:00</updated><title type='text'>BU İŞ BÖYLE OLUR</title><content type='html'>Değerli doğaseverler,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Sayın Thomas Wedel'ın yazı dizisine ara vererek ABD'deki bir av ve koruma dengesi örneğinden söz etmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD'nin North Dakota Eyaletindeki yaban koyunu örneği... Bu eyalette doğal yaşam alanlarının sınırlı olması nedeniyle nesli tehlikeye giren yaban koyunlarının kurtarılması için öncelikle Eyalet Yaban Hayatı İdaresi bir koruma ve geliştirme programı başlatılıyor. Ancak sadece devletin program geliştirmesiyle iş bitmiyor. Avcılar ve diğer doğaseverler de konuya destek vermek amacıyla, Yaban Koyunu Vakfı kuruyorlar. Yaban Koyunu Vakfı sadece buradaki değil, tüm Kuzey Amerika'da tehlikeye giren yaban koyunları için proje, finansman ve destek temin eden gönüllülerden oluşuyor. Kurulduğundan bu yana yaklaşık 1 Milyon Dolar civarında parayı, yaban koyunu habitatına aktaran Vakıf halen bu çalışmalara aktif destek veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;North Dakota Eyaleti yönetimi de, yaban koyunu avı lisanslarını bu Vakıf kanalıyla açık artırma ile satıyor. Son yapılan açık artırmada bir av lisansı için 35 000 dolar elde edildi. Aynı gecede yapılan 15 000 dolarlık bağışlarla birlikte 50 000 dolar, bir gecede yaban koyunları için gönderilmiş oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık yorum yapmaya da, bizim Anadolu yaban koyunumuzu mukayese etmeye de, devlet ne yapıyor demeye de, devlete bahane bulan avcılar ne yapıyor demeye de gerek var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimizin elimizi taşın altına sokmamız gerekiyor... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet EKİZOĞLU&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-3636031151047175422?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/3636031151047175422/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=3636031151047175422' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/3636031151047175422'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/3636031151047175422'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2011/03/bu-is-boyle-olur.html' title='BU İŞ BÖYLE OLUR'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-6156744806410427943</id><published>2011-02-04T02:26:00.000-08:00</published><updated>2011-02-11T07:28:06.626-08:00</updated><title type='text'>AMERİKAN KIRLARINDAN NOTLAR</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/TUvVhjsxYrI/AAAAAAAAAb4/SQSyFzkeZVA/s1600/tom.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/TUvVhjsxYrI/AAAAAAAAAb4/SQSyFzkeZVA/s200/tom.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5569780136669176498" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu derginin yazarlarından olan dostum, Mehmet Ekizoğlu, ABD’nin Wisconsin Eyaletinde bulunan çiftliğimizde yerli habitatın restorasyonu hakkında makaleler yazmamı istemişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu işe kazara girdik diyebilirim. Çiftliği 1972 yılında satın almıştık. Eski sahibinin çiftlikteki ahırı ve samanlığı yanmış ve artık hayvancılık işini sürdüremez hale gelmişti. Satın aldıktan sonra çiftliği bir müddet başka bir çiftçiye kiraladık. Ancak bu kira ne bizim masraflarımıza yetiyordu, ne de çiftçi kar edebiliyordu. Sonra devletin yüksek düzeyde erozyona maruz arazilerin doğal hayata ayrılmasına yönelik programını duyduk. Daha önceden ekilen bütün araziyi bu programa kaydettirdik. Devlet çiftçilerden daha iyi para veriyordu. Çiftliğin yaklaşık 100 dönümlük kısmında yıllardır hep mısır ekildiğinden dolayı, programa uygun hareket edebilmek için bu bölüme doğal otlar ekmemiz gerekiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün postadan bir paket geldi, içinde program çerçevesinde onaylanan otların tanımları bulunuyordu. İki bölüme ayrılmıştı: biri soğuk mevsim otları, diğeri de sıcak mevsim otları. Soğuk mevsim bitkilerini biraz biliyordum ama sıcak mevsim otlarının ne olduğu konusunda bir fikrim yoktu. Bunların ne olduğunu öğrenmek için yetkilileri aradım ve bu bitkilerin “kır otları ” olduğunu öğrendim. Nedir bu kır otları diye sordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada eğitimimiz başlamış oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son buzul çağının bitiminden bu yana 10 bin yıldır, Amerika’nın ortasındaki ovalar savan ve otlaklardan oluşmaktaydı. Yerli otlar genelde 1 ila 2 metre uzayabilen ve demetler halinde yaşayan otlardı. Yağmurların azaldığı batıya doğru ilerlediğinizde otlar kısalır ve nem azlığına daha dayanıklı türler ağırlıklı hale gelir. Kır çiçekleri kırların önemli bir bölümünü oluşturur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savan ise orada burada dağılmış halde seyrek yetişen meşe topluluklarına verilen addır. Eğer bu ağaç toplulukları birbirlerine yaklaşır ve güneşi bir derecede engelleyecek bir şekilde tavan örtüsü oluştururlarsa bu artık orman olmuş demektir. Savanların açık gölgesinde yetişen otlar ve çiçeklerle tamamen güneşe maruz kalan ağaçsız bölgelerde yetişenler birbirinden farklıdır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yangınlar kırların ve savan ekosistemlerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu ekosisteme uygun olmayan türler, doğal yangınlarla elimine olurlar. Buraya özgü meşe ağaçları ve diğer bitkiler arada sırada çıkan bu doğal yangınlarla daha sağlıklı olurlar.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Eğitimimize geri dönelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soğuk mevsim otlarının neredeyse hepsinin kaynağının Avrupa olduğunu öğrenmiştik. Siz Türkiye’de bunların pek çoğunu biliyorsunuzdur. Fakat o zamanlar biz bilmiyorduk. İlk başlarda sadece biraz kır otları ekmenin eğlenceli olacağını düşünmüştük. Sonraki dersimiz, sıcak mevsim otlarının ne kadar pahalı olduğunu öğrenmek olmuştu. İlk başta sadece on onbeş dönümü ekebilmiştik. Gerisi soğuk mevsim otları olarak kalmak zorundaydı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Tabiat bilimci bir dostumuz vardı, ona ne tür otlar ekmemiz gerektiğini sorduk (beş ana türde ot olduğunu ve bunların da çeşitli alt türleri olduğunu tespit etmiştik). Arkadaşımız bize ana türleri ekmemizin iyi olacağını söyledi. Hangi türden ne kadar alacağımız üzerinde bir müddet düşündükten sonra satın aldık ve ektik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaptığımız araştırmada kır çiçeklerinin kır ekolojisi için ne kadar önemli olduklarını görmüştük. Bunu düşündüğümüzde o kadar da pahalı görünmemişti. Ot tohumlarını aldıktan sonra hala kır çiçeği tohumlarından iki kat daha fazla alabilmek için paramız vardı. Biraz ondan, biraz şundan derken 12 değişik çiçek tohumu satın aldık. Otlardan sonra bunları da ektik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonradan anlaşıldı ki, bizim ekim yaptığımız yıl, iki yıl süren kurak dönemin ikinci senesiymiş. Biz o yıl diğer ektiğimiz otların üzerini kaplasın diye yulaf da ekmiştik. Çok az yağmur yağdığı için o sene yulaf da çıkmadı. Kır otlarının tohumdan nasıl çıkacağını bilmediğimizden, o sene dizlerimizin üstüne çökerek tohumları aramıştık. Yulaflardan başka farklı görüntüsü olan otlar da vardı, umutlarımızı bu otlara bağladık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zamanlar bize yol gösterecek veya cesaret verecek kimse yoktu. İlk başlarda haberimiz yoktu ama biz aslında tarımsal faaliyetlerle ve otlatma ile tamamen bozulmuş doğal habitatı eski haline getirmeye çalışan hareketin bir parçasıydık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa ve Amerika’da bulunan doğal otlar arasındaki en önemli farklardan birisi köklerinin uzunluğudur. Avrupa otları genelde saçaklı köklü ve tek tek gelişerek başka yerlere de kök atabilen otlardır. Amerikan otları ise 2 metre veya daha derine ulaşabilen uzun köklere sahip, bağ halinde büyüyen ot topluluklarıdır. Bu nedenle eğer Avrupa’da bir kırda otlar sürülür ve kökler ters gelirse, otlar ölmez ve saçakları tutunarak yaşamını sürdürebilir. Amerika’da durum farklıdır. Kıra saban girip uzun kökler topraktan dışarı çıkınca otlar hemen ölür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayvan otlatma da aynı sonucu doğurur. Avrupa’da otlar hayvan otlatmasından fazla zarar görmezler. Ancak pek çok Amerikan otu, sürekli hayvanlar tarafından yenirse, derin kök sistemini besleyemez, zayıflar ve sonunda ölür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece, Wisconsin’in tam güneyindeki Illinois Eyaleti, eskiden % 86 oranında kırlardan ve savandan oluşurken bugün bu doğal alanların %1’inden daha azı günümüze ulaşmış durumdadır. Bu da birkaç milyon dönümlük araziden ancak 2000 dönüm kadarına tekabül eder.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İlk ekimimizin hikayesine devam edelim.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İlk iki yıl boyunca bizi cesaretlendirecek çok az gelişme oldu. Ektiğimiz doğal otlardan çıkanlar olduğunu gördüğümüzde, çok az oldukları için üzerlerine basmamaya gayret ediyorduk. Yıllar geçtikçe daha fazla görmeye başladık. Kır çiçekleri de büyüdü, çoğaldı ve çiçek açtılar. Çok mutluyduk. Büyük ve uzun köklere ihtiyacı olanlar 8 yıl kadar çiçek açmadı. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu öyküsünü anlattığım arazi yirmi yıldır ekiliyor. Doğal otların dikilip başarılı olduğu yer çok güzel görünüyor. Kır çiçekleri ekmediğimiz yerlere yayıldı ve ilk ekilen yerlerde de daha sık büyüyorlar. Fakat gerçekten şimdi anlayabiliyoruz ki, asıl kırları ancak Tanrı yapabilir. Bizim yapabileceğimiz sadece kaybolan bazı bitkileri geri getirmektir. Biz bu arazimizde 12 tür ektik. Doğal kırlarda bunlardan ortalama 300 tür bulunuyor. Hepsi aynı yerde bulunmuyor. Toprağın türü ve toprak şartlarının değişmesine göre ancak belli bazı tür otlar bir yerde yetişiyor ve tam da orada yetişiyor.&lt;br /&gt;Topraklarımızı rehabilite etmemizdeki en önemli nedenlerden birisi önceki dönemlerde kuşlara, hayvanlara ve böceklere ev sahipliği yapmış bu doğal alanları tekrar kurmak... Habitat yok edildiğinde, buralardaki doğal hayat da ya ölüyor, ya da başka yere göçmek zorunda kalıyor. Eğer siz bozmazsanız doğa kendi dengesini kendisi kurabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bozulmanın en önde gelen örneklerinden birisi Amerika’daki ötücü kuşların yaklaşık %90’ının yok olmuş olmasıdır. Bunların çoğu yuvasını otlar arasında kuran kuşlardır. Çoğunlukla ekin tarlalarında kuluçkaya yatarlar ve kuluçkada iken ekinler biçildiği vakit bu kuşların yuvaları, yumurtaları ve civcivleri de yok olmuş olur. Avcılar olarak siz de iyi bilirsiniz, aynı kaderi av kuşları da paylaşmaktadır.&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/TUvU21djI3I/AAAAAAAAAbw/ykn8sbkUQXw/s1600/farm08%2B17.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/TUvU21djI3I/AAAAAAAAAbw/ykn8sbkUQXw/s200/farm08%2B17.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5569779402702791538" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci bir örnek olarak yırtıcı hayvanların ortadan kalkmasını verebiliriz. Kurtlar, ayılar ve puma veya dağ aslanı olarak da bilinen büyük kediler bu bölgelerde yok olmuştur. Bugün Amerikan kırında Avrupalıların ilk geldikleri günden bile daha fazla geyik bulunmaktadır. “Fazla geyik” fikri bazı avcılar tarafından olumlu görülmektedir. Zira avlamak için geyik bulma şansı artmaktadır. Ancak olması gerekenden fazla sayıda geyik nüfusu, orman zeminindeki bitkileri tükeninceye dek yediği için orman ekosistemine zarar vermektedir. Birleşik Devletler’de kalan tek yırtıcı insandır ve o da yeterli olamamaktadır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Thomas Wedel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-03RmwGWdmiY/TVVVJ5omhdI/AAAAAAAAAcA/-NANunniKOU/s1600/farm1.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 134px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-03RmwGWdmiY/TVVVJ5omhdI/AAAAAAAAAcA/-NANunniKOU/s200/farm1.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5572453742519158226" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;NOTES FROM THE AMERICAN PRAIRIE&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;We got in to this idea quite by accident.  We had bought the farm in 1972 after the previous owner’s barn had burned, and he could no longer milk cows for a dairy business.  For many years, we rented the land to another farmer, but never for enough to support the farm financially.  Then we heard about a government program designed to take highly erodeable land out of production.  We signed up for all of our crop land, as the government paid better than farmers.  As 45 acres of the land had been planted in corn, we needed to put in a cover crop of grasses to comply with the program requirements.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;We received in the mail a packet with a description of all the approved grass mixtures.  There were two sections- one entitled “cool season” grasses, and one of “warm season” grasses.   I was familiar with the contents of the cool season section, but not the warm season ones.  I called to ask about them and was informed that they were “prairie grasses”.    I said, “What are they?”  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Here began our education.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;For the last 10,000 years, since the end of the last glacial period, the central plains of the USA have been a mixture of grasslands and savanna.  The native grasses are mostly bunch grasses, and range from one to two meters in height. As you go west, and rainfall diminishes, the grass types gradually change to shorter ones that are more suited to the lack of moisture.  Flowers (forbs) make up a significant part of the prairie. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A savanna is an area of scattered oak trees.  If they are too close together and make a tight canopy, it becomes a forest.   The grasses and forbs that grow in the open shade of a savanna are different from those that grow in the open sunlight.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fire is an integral part of the prairie/savanna ecosystem.  It is what keeps out plants that are not suited to this environment.   The oaks and plants that are native here do better with occasional burns.&lt;br /&gt;So, back to our education.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;We have learned that the cool season grasses we have are almost all European in origin.  In Turkey, you would be familiar with most of them.  But at that time we didn’t know it.  We merely thought that it would be fun to plant some “prairie” grasses. Then our next bit of education was how much more expensive the warm season grasses were.  We could only afford to plant one 18- acre field.  The rest had to be the cool season grasses.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;We had a friend who was a naturalist, so we asked him what kinds of grass we should plant.  (We have found there are five main types, plus several lesser kinds.)   He suggested the main types, so after much worry about how much seed of each to buy, we planted.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In our research, we had found how important forbs are to the prairie environment.  If we thought that the grass seed was expensive!!!!  The grass seed for the 18 acres of prairie cost well more than the cool season seed for the other 27 acres.  And it was very cheap compared to the flower seeds.  After buying the grass seed, we had enough money to buy a double handful of forb seed.  We bought 1/8 ounce of this and 1/16 ounce of that, in all about 12 different flowers, and after the grass was planted, I went over about an acre, tossing seeds in abandon.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;It turned out that we planted in the second year of a severe dry spell.  We had used oats as a cover crop, and there was so little rain it didn’t go to seed.  We had no idea what prairie grass seedlings looked like, so we crawled on our hands and knees, looking along the planted rows of sickly oats looking for something different.  There were some odd looking little plants, so we put our hopes on them.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;There were no people that we knew to give us guidance and encouragement.  We didn’t know it at the time, but we were in the vanguard of a movement to try to restore the native habitat that had been almost entirely destroyed by the plow and grazing.&lt;br /&gt;A major difference in the European and American native plants is the depth of the root systems.  European grasses are, for the most part, shallow rooted and sod forming.  American grasses are deep rooted (up to 2 meters and more) and are bunch grasses.  Some still can form sods.  So, if a European grass field is plowed, the grasses that have been turned over can still continue to grow.  American bunch grasses, when the plow severs the deep roots, die.  The same is true for the forbs, at least one of which has roots down as much as six meters.&lt;br /&gt;Grazing is the same.  European grasses don’t mind being eaten down to the ground constantly.  Most American grasses, if grazed short continuously, can’t support the deep root system and weaken and finally die.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;So, as a result, the state of Illinois, just south of Wisconsin, which was originally 86% prairie and savanna, has less than 1/10 of 1% left.  Less than 2,000 acres out of several million.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;So, let’s go back to our first planting.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;We saw little to encourage us for two years.  When we did see a grass plant, we were careful not to step on it, as there were so few of them.  As the years passed, we saw more and more.  The forbs also began to show and bloom.  We were very thankful.  Some that needed big roots did not bloom for 8 years, even though we saw the leaves.&lt;br /&gt;That particular field has now been planted for twenty years.  Where the grass planting was successful, the field is beautiful.  The flowers have spread to areas we did not plant, and are growing more thickly in the original place.  But we understand that truly, only God can make a real prairie.  All we can do is replace some of the lost plants.  We planted twelve varieties of forbs and there are about 300 of them in natural prairies. However, not all grow in the same place.  No matter what type of soil conditions you have- clay, sand, wet, dry, fertile, poor- some set of prairie plants want to live exactly there.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A strong reason for rehabilitating land is to re-establish habitat for the birds, animals and insects that historically called it their home.  When habitat is destroyed, the life that lived there either dies or moves elsewhere.  Nature, if not disrupted, will create a balance of life.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;One example of that disruption is the loss in the Americas of up to 90% of some of our song birds.  Many are grassland birds, and nest in hay fields.  As the hay is cut during nesting season, the nests, with babies, are destroyed.  As hunters, you will understand that the same fate is befalling game birds.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A second example is the loss of predator animals, such as wolves, bears and the big cats, known as pumas or mountain lions.  There are now more deer here than before the country was settled by Europeans.  The idea of “too many deer” is celebrated by some hunters, as it is easier to find one to shoot, but they can and do destroy the forest ecosystem by eating to extinction the plants on the forest floor.  The only predator left in most areas of the United States is man, and he is not enough.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-6156744806410427943?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/6156744806410427943/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=6156744806410427943' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/6156744806410427943'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/6156744806410427943'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2011/02/amerikan-kirlarindan-notlar.html' title='AMERİKAN KIRLARINDAN NOTLAR'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/TUvVhjsxYrI/AAAAAAAAAb4/SQSyFzkeZVA/s72-c/tom.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-5997627074286958592</id><published>2010-10-12T00:59:00.000-07:00</published><updated>2010-10-12T01:10:40.088-07:00</updated><title type='text'>“Yaşanamaz Nehir” (Uninhabitable river)</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/TLQWy8I32kI/AAAAAAAAAbM/EAiwI3yYwLI/s1600/BAD2010-Water1-238x300.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 159px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/TLQWy8I32kI/AAAAAAAAAbM/EAiwI3yYwLI/s200/BAD2010-Water1-238x300.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5527067707083053634" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Değerli dostlar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyadaki blog yazarları 15 Ekim Blog Action Day (Blog Hareketi Günü) temasını SU olarak belirledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de blogumda sık sık su konusunu işlediğim için bu özel güne katılıyor ve en son konumu “&lt;strong&gt;yaşanamaz nehirler&lt;/strong&gt;” olarak belirliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elimizde sadece ABD’ye ilişkin bazı istatistik verileri var. Bunlara bakmak bile karamsar olmak için yeterli bir neden:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Günümüzde ABD’deki nehirlerin %40’ı balıkların ve diğer su canlılarının yaşaması için ve yüzmek için elverişli olmayacak derecede kirletilmiş durumda. Nedeni hala evsel atıkların, endüstri atıklarının ve tarımsal ilaç kalıntılarının nehirlere karışmaya devam ediyor olması.&lt;br /&gt;• ABD’de her yıl fabrikalar 3 milyon ton zehirli kimyasal atığı nehirlere ve doğaya atıyor.&lt;br /&gt;• Çöp olarak doğaya atılan atıkların %80’i geri dönüştürülebilir olduğu halde çöp olarak kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstatistikleri fazla uzatarak can sıkmak istemiyorum, bu umutsuzluğa kapılmamıza da neden olabilir. Bir diğer sakıncası da, ABD’nin en büyük kirletici olduğu gerçeğinin aklımızda gereğinden fazla yer etmesi ve yersiz bir rahatlığa kapılmamız olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa ki ABD’ye ait verilerin verilmesi, sadece bu ülkenin gelişmiş olmasından ve istatistik alt yapısının ileri düzeyde olmasından kaynaklanıyor. Bu gibi konularda ülkemizde veri yok. Bu konuların sayımını tutmak kimsenin aklına gelmemiş ülkemizde. Neden mi? Belki de ekonomik gelişme, bu gelişmenin bedeli olan çevresel erimeden daha önemli görüldüğü için… Belki de sayıldığı zaman önlem de almak gerekeceği için…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok fazla kinayeli imalara girmeden, hemen önümüzdeki konumuza dönelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Büyük Menderes?&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/TLQXiWfPAJI/AAAAAAAAAbc/H-i3B5zQJvI/s1600/IMG_1217.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/TLQXiWfPAJI/AAAAAAAAAbc/H-i3B5zQJvI/s200/IMG_1217.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5527068521610018962" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük Menderes Nehri de “yaşanamaz nehir” durumuna dönüşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük Menderes Nehrinde su canlıları artık yaşamıyor. Nehir balıkçılık, su ürünleri, su sporları gibi aktiviteler için uzun süredir uygun bir su kütlesi değil. Kazara suya girenler de çeşitli hastalıklara maruz kalıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nehrin kirlilik oranlarının yüksek olduğu, yakın zamanda bitirilen Büyük Menderes Havzası Taslak Yönetim Planında tespit edildi. Nehrimiz kirli. Nedeni?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedenler Amerikan nehirlerindeki nedenlerden farklı değil. Endüstriyel atıklar, evsel atıklar ve tarımsal ilaçlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna ilaveten bizim durumumuzda bir ilave faktör daha var: Su Yönetiminin faaliyetleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su Yöneticileri de Büyük Menderes Nehri başta olmak üzere, çay, dere, göl ve diğer su kütlelerinden önemli değişiklikler yaparak suyun doğal akışını etkiliyorlar. Sonuçta kirlilik oranının artmasına, topraklarımızın kontamine olmasına, bağlantılı göllerin ve doğal yaşam alanlarının kirlenmesine neden oluyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda değinilen taslak planda yer verilen önlemleri uygulayacak olan su yönetimi, ancak bu yönde bir kıpırdama da yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamuoyu yaşanamaz nehir olma yolunda ilerleyen Büyük Menderes Nehri’ne bir sulama kanalı olarak bakmaya ve nehre bu muameleyi yapmaya devam ediyor. Havzanın en önemli su gündemi halen sulama olmaya devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Blog Hareketi Gününde canınızı daha beter sıkmak pahasına, Büyük Menderes Nehri’nin “yaşanamaz nehir” olma yolunda ilerlemekte olduğuna dikkati çekmek istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çözümü yok değil, çözüm önerileri de Büyük Menderes Havzası Taslak Yönetim Planının ekinde bir program halinde belirtilmiş. Ama bunları uygulama safhasına koyabilmek için ilgi, farkındalık ve azim gerekiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-5997627074286958592?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/5997627074286958592/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=5997627074286958592' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/5997627074286958592'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/5997627074286958592'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2010/10/yasanamaz-nehir-uninhabitable-river.html' title='“Yaşanamaz Nehir” (Uninhabitable river)'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/TLQWy8I32kI/AAAAAAAAAbM/EAiwI3yYwLI/s72-c/BAD2010-Water1-238x300.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-3424536855673403681</id><published>2010-05-26T02:50:00.000-07:00</published><updated>2010-05-26T04:00:13.775-07:00</updated><title type='text'>AVCILAR LEHİNE NE DEMEK?</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/S_z-fKWnNLI/AAAAAAAAAas/M4pn49j9JCY/s1600/aydin_eylul%2520003%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 138px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/S_z-fKWnNLI/AAAAAAAAAas/M4pn49j9JCY/s200/aydin_eylul%2520003%5B1%5D.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5475531058284278962" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu bir MAK yazısıdır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adetim olduğu üzere, bu yılki Merkez Av Komisyonu Kararına ilişkin yazımı dikkatlerinize sunmak isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğaseverlerin malumudur, Merkez Av Komisyonu (MAK) her sene Mayıs ayında toplanarak içinde bulunulan yılın genelde Ağustos ayı ile başlayan ve bir sonraki yılın Şubat ayı sonlarına doğru biten av sezonunda uygulanacak kararları görüşür ve karara bağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MAK yasal bir kurumdur, görevi, yetkileri, çalışma usul ve esasları Kara Avcılığı Hakkında Kanun ile belirlenmiştir. MAK’ın alacağı kararların taslağı ise Çevre ve Orman Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünce hazırlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MAK Kararının hedef kitlesinin avcılar olduğu düşünülse ve kabul edilegelse de ben bunun hep aksini düşünmüşümdür. MAK Kararının hedef kitlesi (ve aslında konusu) yaban hayvanlarıdır. Zira Kararda yer alan kurallarla belirlenen insanların faaliyetleri gibi görünüyor olsa da, aslında belirlenen bu yaban hayvanlarının nerede, ne zaman ve kaç tane öldürüleceğidir. Dolayısıyla esas itibariyle kararlar av hayvanlarını ilgilendirmektedir. O nedenle alınan kararlar ve muhtemel sonuçları av hayvanları açısından değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer yandan, avcılarımız öteden beri MAK toplantılarına bir boks maçı veya bir meydan muharebesi gözüyle bakmaktadır. &lt;strong&gt;&lt;em&gt;“Avcılar bu toplantılarda birlik olup, “karşı tarafı” dize getirmesi gerekmektedir. Her yıl avcıların aleyhine alınan kararlar cana tak etmiştir. Bu yıl artık avcıların lehine değişiklikler yapılması gerekmektedir. Avcı temsilciler, özel avlak temsilcisi ve GSGM temsilcisi birlikte hareket edebilirse çevreciler artık bu sene yenilgiye uğratılabilecektir.”&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa ki idarenin, özellikle de doğal kaynak yönetimi disiplini içerisinde yer alan av ve yaban hayatı yönetimi alanında alacağı kararlar, bir grubun leh veya aleyhine olup olmadığından ziyade, mevcut kaynağın (yaban hayvanlarının bir kaynak olarak nitelendirilmesine de karşıyım ancak literatürde böyle deniliyor) akılcı ve sürdürülebilir olup olmadığı ile ilgili olmak gerekmez mi? Ona göre bir sistem tesisi gerekmiyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcılığın insan yapısının gösterebildiği “normal” biyolojik ve sosyal davranış yapılarından birisi olduğu artık günümüz dünyasında kabul görmektedir. Bu nedenle bu yazıda avcılığın yapılmaması ihtimali gibi gerçekçi olmayan bir ihtimal üzerinde durulmayacaktır. Buna karşın, avcılık yapılacaksa, bu pratiğin “açıklanabilir” gerekçeleri olan kurallara bağlanmasının doğal olduğu düşünülmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin, bir dağda bir sonbahar günü sabah erken saatlerde av tüfeğinden çıkan saçmalarla can veren keklik sayısının değişmiş olmasının sebebinin, “avcıların birlik içerisinde hareket etmesi” ya da “bu yıl &lt;strong&gt;avcıların lehine &lt;/strong&gt;kararlar verilmiş olması” ile açıklanamayacağı ortadadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hafta sonu çalışmak zorunda kalan avcılar için hafta içi bir gün daha av günü verilmesinin, önceki düzenlemelere nazaran yaban hayvanları için doğuracağı sonuçların ne olduğu konusunda elde bir bilgi olmamasına karşın, bu ve buna benzer hususlar her yıl tartışma konusu olabilmektedir. Hiçbir MAK üyesi de bir yıl olsun kalkıp, “&lt;strong&gt;bizim görevimiz insanların haftalık avcılık hırslarını tatmin etmek değildir, av hayvanları populasyonuna kalıcı bir zarar vermeden avcılık faaliyetinin sürdürülebilmesidir&lt;/strong&gt;” diyememiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben esasen idarenin bu MAK sistemi ile elde etmek istediği sonucu merak edenlerdenim. İdare “&lt;strong&gt;avcıların lehine&lt;/strong&gt;” düzenlemeler yaparak avcıları mı memnun etmek istemektedir? “&lt;strong&gt;Bu yıl üç olur, seneye beş&lt;/strong&gt;” diyerek günü mü geçirmektedir? Çünkü bu MAK sisteminin modern yaban hayatı idaresi ülkelerine ve doğal kaynakların sürdürülebilirliği ilkesine uygun bir yönetim getirmediğini biliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kaba bir örnek verelim.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MAK Kararlarına göre bir yıl diyelim ki, çil keklik avı sadece 4 il için günde iki kuş limit olmak üzere açılmış olsun. (MAK aklı, sebep göstermeye gerek mi var, neden olmasın?) Çil keklik yıllardır ülke çapında avlanması yasak olan bir yaban hayvanıdır. Diyelim ki bu 4 ilimizde, kafadan biraz büyük rakam atalım (DKMP Genel Müdürlüğünün de başka bir şey yaptığını sanmıyorum, kafadan atıyorlar) toplam 100 bin çil keklik yaşıyor olsun.&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/S_z_EyO0xcI/AAAAAAAAAa0/B1utd1HlNzk/s1600/cil1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 157px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/S_z_EyO0xcI/AAAAAAAAAa0/B1utd1HlNzk/s200/cil1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5475531704644191682" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önemli bir çoğunluğu hayatından çil kekliğe silah atmamış olan yurt avcılarımızın bu 4 ilimize akın etmeyeceklerini kim iddia edebilir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi diyelim, ekonomik kriz, benzin fiyatının pahalı olması filan derken akın etmediler. (Bu bagaj limiti ve haftada 4 gün av düzenlemeleri ile hedeflenen odur ama bilmiyormuş gibi yapalım) O zaman bu 4 il ve çevre illerden gelecek avcılarımızın çil kekliklere silah atacağını düşüneceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk gün her ilde ava çıkan (yine mütevazı bir rakam olsun) ortalama 5 bin avcının 1’er çil keklik vurduğunu düşünelim. Avcılarımız ilk anda atışlarda hamlıktan, yürüyememekten derken limitlerini dolduramazlar diye düşündük. Hiçbiri de Allah için limit aşımını filan aklına bile getirmez dedik. İlk gün toplam 100 bin olan çillerin 20 bini gitti. Ama av günü haftada 4 gün olacaktı? Neyse, onu da fazla yazmış olabileceğimiz avcı sayısına ve herkesin aynı gün ava çıkmamasına sayalım. Yani 20 bin rakamı 4 il için toplam hafta ortalaması olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada MAK sisteminde avlak limiti, kontrollü giriş gibi bir şey yok. Yani “durun, bu bölgede iş çığırından çıkıyor, buna şu sınırlı alanda şimdilik ara verelim” demenin bir yolu yok. O nedenle, MAK’ın verdiği izinle avcılarımız, “Ya Allah” devam ediyor. İkinci hafta ve üçüncü hafta derken bir ayda toplam çil sayısının 5’te 4’ü sizlere ömür. Sizin de gördüğünüz gibi, fazla uçucu olmayan, yani yaşam alanı dışına fazla çıkmayan bu av hayvanımızın köküne kibrit suyu ekmekteyiz. Hem de yasal olarak... Bir hafta daha ava çıksalar, hem de artık herkes egzersiz yapmış, hamlığını atmış, tüfekler daha iyi atılıyor, köpekler de kokuyu öğrenmiş, son kalan 20 bin çilin şansı sizce ne kadar? Gelecek sene bu 4 ili çil avına kapatsanız bile, kalabilmiş olan zavallı populasyon artığının toparlanma şansı ne kadar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu senaryoya il dışından otobüslerle gelecek olan av partilerini, her gün ava gidebilecek durumda olan cengaverleri, ava giderken yanında seyyar buz çantaları götüren stokçuları, “&lt;strong&gt;alaya bir tüfek attım, üç kuş birden düştü&lt;/strong&gt;” ballılarını (!) ve “&lt;strong&gt;kınalı zannettim, meğer çilmiş&lt;/strong&gt;” masumlarını (!) dahil etmedik. Bagaj limiti sorununun türlü cinliklerle aşılması ne için sanıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu senaryo her sene kınalı kekliğin, yaban tavşanının başına gelen hikaye değil midir? Her yıl boş dağlar aynı ağıtı yakmıyor mu? Şimdi siz söyleyin, Allah aşkına, bu iş avcıların lehine mi, aleyhine mi? Avcıların lehineyse kimin aleyhine?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-3424536855673403681?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/3424536855673403681/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=3424536855673403681' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/3424536855673403681'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/3424536855673403681'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2010/05/avcilar-lehine-ne-demek.html' title='AVCILAR LEHİNE NE DEMEK?'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/S_z-fKWnNLI/AAAAAAAAAas/M4pn49j9JCY/s72-c/aydin_eylul%2520003%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-7120252219797600371</id><published>2009-12-10T06:55:00.000-08:00</published><updated>2009-12-14T04:13:59.334-08:00</updated><title type='text'>KUŞ SALIMI HAKKINDA</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SyYSXda7ynI/AAAAAAAAAZo/lbW4isNUvPs/s1600-h/img_0073.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415035796203489906" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 134px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SyYSXda7ynI/AAAAAAAAAZo/lbW4isNUvPs/s200/img_0073.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ülkemizde uzun yıllardır yaban hayatı idarecileri ile avcılık çevrelerinde bir kuş salımı konusu meselesi gündemde tutulmaktadır. İlgili yaban hayatı idaresi yıllardır faaliyet raporlarında salınan kuş sayıları ile göz doldurmaya çalışmakta, avcılık çevreleri ise hem daha fazla kuş salınmasını istemekte, hem de kendilerinin de katıldığı kuş salımı törenleri ile kamuoyu önünde yer edinmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizdeki kuş salımı çalışmalarında önceliğin, kınalı keklik (alectoris chukar) ve sülün (Phasianus colchicus) kuşlarına verildiği görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek avlak uygulamalarında ise, doğal türlerin avlanacak sayıda olmaması halinde, hem doğal türlerin avlattırılması, hem de “üret-sal-avlat” modelinin kombine bir şekilde uygulandığı anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan gerek ülkemizdeki salım uygulamalarında, gerekse diğer ülkelerdeki yaban hayvanı salımların etkinlik, salımların yararı ve ekonomik olup olmadığı konusundaki tartışmalar hiç duracak gibi görünmemektedir. Ülkemizde özellikle sülünün salımının uzun yıllardır devam etmekte olmasına karşın, henüz genel avlaklarda avlanabilecek türler arasında yer almamasının, kuş salımlarının etkin olup olmadığı yönündeki kuşkuları destekler bir veri olduğu açıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salım ifadesinin Türkçe literatürde hem kapalı alanlarda, bundan sonra kolaylık açısından kümes diyelim, yetiştirilen hayvanların doğal ortamlarına salınmasını; hem de doğal ortamlarından alınan yaban hayvanlarının çoğaltılmak istenen diğer doğal ortama taşınmasını içerdiğini de bir kenara not edelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki, yaban hayvanlarının bir ortamdan alınıp, araştırılmış diğer bir ortama nakledilmesi ve böylelikle ikinci doğal ortamda populasyonun gelişmesinin sağlanması olarak özetleyebileceğimiz uygulama, yabancı literatürde “yerleştirme” olarak çevirebileceğimiz şekilde adlandırılmakta ve farklı değerlendirilmektedir. Bu örneklerin ayrı bir yazı konusu olduğunu ve aslen tür yönetim uygulamalarının başarı oranının çok yüksek olmasını belirtmekle yetinelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazının çerçevesi içerisinde, salım derken kastettiğimiz sadece kümeste yetiştirilen hayvanların doğal ortamlara bırakılmasıdır. Bu yazıda yerel literatür ile yabancı literatür arasında ortak alanı çok olan sülün salma çalışmaları konu edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hayatta kalma oranı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SyYnErPDJsI/AAAAAAAAAaA/Uc79rrdBJgw/s1600-h/sulun_salim.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415058563238405826" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 144px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SyYnErPDJsI/AAAAAAAAAaA/Uc79rrdBJgw/s200/sulun_salim.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü internet sayfasında yer alan Mustafa Kantarlı’ya ait bir çalışmaya göre(1), “Yapılan etüt-envanter çalışmaları herhangi bir alana salınan keklik ve sülünlerin sadece % 20 sinin” hayatta kaldığı belirtilmektedir. Buna karşın, yabancı literatürde “ortalama salımın ilk haftasında salınan kuşların %60’ının hayatta kaldığı; salımdan bir ay sonra %25’inin hayatta kaldığı, araştırmalarda kış sonunda genelde hayatta kalma oranının %5 olduğu”(2) belirtilmektedir. Kantarlı’nın çalışmasında süre ve mevsime göre detay bulunmamaktadır. Çalışmanın başka bir amaca yönelik olarak yazılmış olmasının, bu yönde ayrıntı verilmemesinin nedenleri arasında olabileceği düşünülmektedir. Buna karşın, kümesteki beslenme, barınma ve ısınma koşullarından sonra doğaya salınan sülünlerin hangi mevsimde doğaya salındığı ve ne kadar bir süre sonra hayatta kalma oranının ölçüldüğü hususları büyük önem taşımaktadır. Kış şartlarının, salınan hayvanların hayatta kalma oranını büyük ölçüde azalttığı ortadadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de gerek ülkemiz etüt-envanter çalışmalarına göre bulunan %20 rakamı, gerekse bazı yabancı kaynakların üzerinde birleştiği %5 rakamı salımın sonuçları ve etkinliği hakkında şüphe duymamıza neden olmaya yeterlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yırtıcılar ve beslenme sorunu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sülün salımından sonra ortaya çıkan populasyon azalmasında genel olarak iki faktörün suçlandığı görülmektedir: Avlanma ve yırtıcı hayvanlar. Ülkemizde genel avlaklarda sülün avı yasaktır. Buna karşın, doğaya salım ile birlikte avcılık kulüpleri ile birlikte çalışmalar yapılmakta ve kaçak avcılığa karşı eğitimler düzenlenmektedir. Avcılık kulüplerinin genel olarak üyelerini bu yöndeki kaçak avcılığa karşı denetlediği düşünülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna karşın, yine yabancı literatürde ölen kuşların %90’ında ölüm nedeninin yırtıcı hayvanlar olduğu belirtilmektedir. Bunun nedeni açıktır. Kümeste yetiştirilen hayvanlarda yırtıcılardan kaçma güdüsü gelişmemiştir. Bundan başka kümeste yetiştirilen kuşlar, habitattaki çalı, ağaç, uzun otlar gibi doğal unsurların yırtıcı hayvanlardan saklanmak amacıyla nasıl kullanılacağını öğrenmemişlerdir. Sonuçta, tilki, çakal ve yırtıcı kuşlar salımın ilk günlerinden başlayarak bu “kolay avları” tüketmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salınan hayvanların ölümlerindeki bir diğer etmen ise doğal yollardan beslenmenin öğrenilememesidir. Kümeste yetiştirilen hayvanların ilk anda doğada yiyecek arayıp bulması ve hayatlarını devam ettirecek şekilde beslenmesi mümkün olamamaktadır. Araştırmalar, yiyecek bulmayı öğrenme sürecinin ise 3 haftayı bulduğunu göstermektedir. Bunun sonucu olarak bir çok birey de açlıktan ölmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çok yönetici ve avcılık kuruluşu temsilcisi, durum bu ise salımdan önce yırtıcı mücadelesi yapılması gerektiğini düşünmektedir. Mücadeleden maksat, kuş salımından önce bu kuşları yemesi muhtemel yırtıcı hayvanların öldürülmesi veya başka bir alana taşınmasıdır. Mevcut yasa ve avcılık kurallarının bu uygulamaları yasaklamış olmasının ve yırtıcı mücadelesinin zor ve maliyetli bir iş olmasının yanısıra, araştırmalar da göstermiştir ki, yırtıcı hayvanların elimine edilmesi salınan kuşların hayatta kalma oranlarını artırmamaktadır(3). Bu nedenle, modern yaban hayatı idarecileri yırtıcıları ortadan kaldırmaya çalışmamakta, ancak yırtıcıların bu kuşlara zarar vermesi olasılığını azaltmaya çalışmaktadır. Bunun için yırtıcı telleri ve alıştırma kafesleri gibi uygulamalar bulunuyor olsa da en etkili önlemin kuşların saklanabileceği doğal ortamların oluşturulması ve artırılması olduğu tespit edilmiştir. Yırtıcı kuşların verebileceği zararın büyük ölçüde bu şekilde azaltılması mümkündür. Habitat koşullarının iyileştirilmesi ile yırtıcıların vermiş olduğu zararın toplamda %80 oranında azaltılabileceği ortaya çıkarılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Avlanma için salım&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SyYSr-rYL4I/AAAAAAAAAZw/BjkW1wO3ujs/s1600-h/DSC_0215.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415036148728213378" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 133px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SyYSr-rYL4I/AAAAAAAAAZw/BjkW1wO3ujs/s200/DSC_0215.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde devlet birimlerince uygulanmasa da, dünyada pek çok idare ve özel kişiler avlanma amaçlı av kuşu salımı yapmaktadırlar. Bu uygulamalarda asıl amaç salınan kuşların doğada tutunması ve üremesi olmadığı için genelde avcıların alana girmesinden kısa bir süre önce salım gerçekleştirilmektedir. Bu şekilde avcıların avdan aldıkları tatmin oranı artmakta ve av köpekleri de sezon dışında formda tutulmaktadır. Sözkonusu uygulamanın doğal hayat üzerinde oluşturduğu baskının kısa süreli ve kontrollü bir alanda olması nedeniyle doğal hayat üzerinde etkili olmadığı anlaşılmaktadır. Çoğu durumda doğal kuş populasyonları üzerinde olabilecek av baskısının azalmasına neden olan özel salımlar, yine çok az hayatta kalma yüzdeleri ile sonuçlanmakta ve doğal populasyonları desteklememektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kuş salımı zararlı olabilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kümeste yetiştirilmiş kuşların doğal ortamlara salınmasında çok bir fayda olmadığı artık genel geçerlik kazanmış bir olgudur. Bununla beraber bazı salımlarla ilgili olarak elde edilen bulgular, bu salımların öngörülmedik zararlara yol açabileceğini öne sürmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salınan kuşlar ile doğal kuş populasyonunun genetik yapısının bozulması, genetik çeşitliliğinin azalması veya doğal kuş populasyonları ile etkileşimleri sonucunda “yabanlığında” azalma meydana gelmesi mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka endişe kaynağı da, salınan bölgede bulunan yırtıcıların bu kuşları yemesi ile birlikte diğer küçük memeliler ve kemirgenlerinden oluşan normal diyetlerinde değişikliğe giderek tamamen kuşlar üzerinde yoğunlaşmalarına neden olabileceğidir. Bu da doğal ortamda bulunan yabani kuşların da daha fazla yırtıcı tehdidine maruz kalması anlamına gelecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak, kümeste yetiştirilerek salınan kuşlar ile doğal ortamda bulunan yabani populasyona bulaşacak olan hastalıklar, uygulamanın maliyetinden daha fazla zararlar ile sonuçlanmasına neden olabilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sonuç ve öneriler&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ülkede olduğu gibi ülkemizde de kamu kaynakları kısıtlıdır. Ülkenin sosyal ve ekonomik refahı için harcanan her fazla TL’nin vergi verenlerin fedakarlığı olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Bu nedenle, doğal ortamlarda yaban hayvanı populasyonlarının sağlıklı ve sürdürülebilir bir şekilde bulunmasını temin etmek için harcanan olanakların yerini bulabilmesi, yani gerçekten de yaban hayvanı sayısını artırabilmesi için mevcut bilimsel veriler göz önünde bulundurulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde yapılan araştırmalarla, kapalı yerlerde yetiştirilmiş kuşların doğal ortamlara salınması uygulamasının, uzun vadede yaşayan ve üreyen bir yaban hayvanı populasyonu oluşturmakta başarısız olduğu ortaya konulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetiştirilmiş hayvanlarının salınmasından ziyade, yaban hayvanlarının yakalanarak arzu edilen uygun doğal ortamlara yerleştirilmesi yönteminin hem daha ekonomik, hem de daha başarılı olduğu açıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılacak olan yerleştirme çalışmalarından önce yaban hayvanlarının barınması, saklanması ve yiyecek ihtiyacını giderebilmesi için gerekli habitat koşullarının düzenlenmesi, mevcudun iyileştirilmesi, bu çalışmaların olmazsa olmaz şartlarındandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölgede yapılacak olan çalışmalar, bölgenin arazi koşulları, doğal bitki örtüsü, tarımsal potansiyeli ve tarımdaki uygulamalar (pestisitler, tarımsal ilaçlar vb.), yırtıcı varlığı ve özellikleri ile avcılık davranışlarını kapsamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuş üretimine ve salımlarına harcanan paralarla yukarıdaki çalışmaların kolaylıkla yapılabileceğini söylemek çok aşırı bir yargı olmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yararlanılan kaynaklar:&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;____________________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1- “Keklik, sülün ve tavşan için tesisi düşünülen örnek avlakların planlama ve işletme esasları”, Kantarlı, Mustafa, Orman Yüksek Mühendisi, AvDoğa Dergisi 43 ve 44. sayılar.&lt;br /&gt;2- “Stocking - An Ineffective Management Tool”, Pheasants Forever Fact Sheet, Minnesota, 2007.&lt;br /&gt;3- “Effect of Predator Removal on Ring-Necked Pheasant Populations in Utah”, Frey, Shandra Nicole, Utah State University, 2001.&lt;br /&gt;4- “Draft Ring-Necked Pheasant Management Plan for Pennsylvania 2008-2017”, Pennsylvania Game Commission, Bureau of Wildlife Management.&lt;br /&gt;5- South Dakota Division of Wildlife internet sitesi, “Pheasant Management in South Dakota”, inceleme tarihi Aralık 2009.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-7120252219797600371?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/7120252219797600371/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=7120252219797600371' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/7120252219797600371'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/7120252219797600371'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2009/12/kus-salimi-hakkinda.html' title='KUŞ SALIMI HAKKINDA'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SyYSXda7ynI/AAAAAAAAAZo/lbW4isNUvPs/s72-c/img_0073.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-6031352395481655736</id><published>2009-11-18T06:50:00.000-08:00</published><updated>2009-11-18T07:23:14.842-08:00</updated><title type='text'>HERKES İÇİN YABAN HAYATI</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SwQLLYlgltI/AAAAAAAAAYw/l13r5Xls0pU/s1600/sehitali12.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405457742957680338" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 172px; CURSOR: hand; HEIGHT: 113px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SwQLLYlgltI/AAAAAAAAAYw/l13r5Xls0pU/s200/sehitali12.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Yaban hayatı nedir?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yaban hayatı bilimsel yayınlarda genellikle ve geniş anlamıyla, insan kontrolü dışında yaşayan canlıları ifade etmektedir. Bilimsel anlamı ile düşünüldüğünde bu kavram içerisine, kuşlar, sürüngenler, memeliler, deniz canlıları ve böcekler (bir yaklaşıma göre yaban bitkileri de) dahil olmak üzere bir çok canlı ailesi girmektedir. Yine buna göre bizim gibi bilim ile doğrudan uğraşmayan kişiler için yaban hayatının ifade ettiği kuşlar ve memeli hayvanlar anlamı biraz dar kalmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kime göre?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Biz derken, sokaktaki vatandaş olmasa da, yaban hayatını okulunda okumamış ancak ilgisi, hobisi veya sevgisi gereği (ya da bunların tümü birden) yaban olan şeylere ilgi duyan kesimi kastediyorum. Bu kesim içerisine, çevreciler, avcılar, kuş gözlemcileri, doğa fotoğrafçıları ve daha bir çok meraklılar girmektedir. Görüldüğü gibi, bilimsel olsun ya da olmasın, yaban hayatına ilgi duyanlar oldukça geniş bir yelpazede yer almaktadır. &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SwQMcunLmfI/AAAAAAAAAY4/qHaJjoxAQD8/s1600/kar2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405459140439677426" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 148px; CURSOR: hand; HEIGHT: 151px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SwQMcunLmfI/AAAAAAAAAY4/qHaJjoxAQD8/s200/kar2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin yabanı kendine midir? Örneğin kuş gözlemcisine göre bir saka kuşu karlı bir günde yaban hayatının en ilgi çekici ya da önde gelen temsilcilerinden birisi olabilirken, aynı günde bir avcı için bu temsilci, kar üzerinde belirgin ayak izleri bırakarak dolaşan bir tavşan olabilmekte; doğayı bir objektiften görmeyi sevenler için kelebekler ne kadar ilginç görünüyorsa, çok nadir görülen bir kelebek diğer kesim yaban hayatı tutkunlarında aynı derecede heyecan uyandıramayabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorucu bir günün sonunda, av hayvanlarını görüp de bunlardan herhangi birini avlayamamış olan avcılardan çoğu zaman "&lt;em&gt;en azından yaban hayatını gördük&lt;/em&gt;" anlamında cümleler duymuşumdur. Buna karşın, böceklerin gizli yaşamına ilgi duyanlar için heyecanlanmak için bu kadar yol gitmeye ve gözleri yormaya gerek yoktur. Onlar için arka bahçede yaban hayatı en büyük belgesel filminin setini kurmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yurtdışında bulunduğum bir sırada, eski dergilerin satıldığı rafları karıştırırken BBC’nin yaban hayatı ile ilgili dergisinin eski sayılarından birisini bulmuştum. Tamamen orangutanlara ayrılmış olan bu sayı, yaban hayatı denince sülün ve geyik fotoğrafları bulmayı bekleyen beni pek bir hayal kırıklığına uğratmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Peki ya suda yaşayanlar?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balıklar da yaban hayvanı mıdır? Hayvan derken sadece kara hayvanlarını kastedenleri ayıralım. Önemli sayılabilecek bazı ayrımlarda balıklar yaban hayatı kavramının içerisinde yer almamaktadır. Örneğin Amerika Birleşik Devletlerinin konuyla ilgili kuruluşunun adı belirlenirken, &lt;em&gt;&lt;strong&gt;U.S. Fish and Wildlife Service&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; (Birleşik Devletler Balıkçılık ve Yaban Hayatı İdaresi) gibi bir isim konularak denizde yaşayan hayvanlar, yaban hayatından ayrıymış gibi düşünülmüştür&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn1" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=4321179226459479216#_ftn1" name="_ftnref1"&gt;[1]&lt;/a&gt;. Daha doğrusu Yaban Hayatı İdaresi olarak düzenlenen yasayı onaylarken, zamanın Amerikan Başkanı Franklin D. Roosevelt, su canlıları ile iştigal eden bilim adamlarının ve biyologların gönlünü almak için isme bir de “&lt;em&gt;Fish&lt;/em&gt;” eklemeyi uygun bulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde de durum bu şekildedir. Hatta daha da gariptir. ABD’de en azından iç sularda yaşayan yaban canlıları ile karada yaşayan yaban hayvanları aynı idarenin yönetimindedir. Ülkemizde ise kavramlarda bile sorun vardır. Ülkemizde suda yaşayanlara “su ürünleri” denilir. Yabani alabalıkları üreten birisi olmadığına ve olmayacağına göre bu kavram, suda üreyenler gibi müstehcen sayılabilecek bir anlama mı atıfta bulunmaktadır? Tabii ki öyle olduğunu zannetmiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suda yaşayan canlıları, kereviz, ıspanak gibi ürün olarak düşünen büyüklerimiz bunlara su ürünleri adını vererek ilgili canlıların idaresini Tarım ve Köyişleri Bakanlığımıza vermişlerdir. Böylelikle diğer yaban hayatı ile ilgilenen Bakanlığımızdan farklı bir de Tarım ve Köyişleri Bakanlığımız bulunmaktadır. Bu nedenle bizde daha garip diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Av ve Yaban Hayatı İdaresi&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SwQOGrlWLBI/AAAAAAAAAZA/6dwdud8fUFU/s1600/logo.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405460960692808722" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 100px; CURSOR: hand; HEIGHT: 100px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SwQOGrlWLBI/AAAAAAAAAZA/6dwdud8fUFU/s200/logo.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Peki ülkemizde “su ürünleri” dışında kalan yaban hayatı için durum nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanun ile ülkemizde doğa ve yaban hayatı konuları Çevre ve Orman Bakanlığı görev ve yetki alanına verilmiş bulunmaktadır. Bakanlık yaban hayatı ile uğraşma işini, DKMP şeklinde kısaltılan, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile halletmektedir. Bu halletme ifadesini biraz alaylı bulabilirsiniz. Lütfen bir daha düşünelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde tüm doğanın korunması gibi geniş bir konu ile hem arazi olarak büyük, hem de yönetimi zor milli parklar konusu birlikte, bu hem bütçesi dar, hem de elemanı az Genel Müdürlüğün görev ve yetki alanında bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel Müdürlüğümüz; av hayvanlarının envanterinin çıkarılması ve izlenmesi, sokak hayvanlarının izlenmesi, diğer hayvanları korumaya ilişkin mevzuat hükümlerinin yerine getirilmesi, av turizminin yönetilmesi, örnek avlaklar kurulması, ihalesi ve işletilmesinin denetimi, hayvan deneyleri işleri, milli parklarla ilgili işler, tabiat parkları ile ilgili görevler, tabiatı koruma alanları, ülkemizin sulak alanlarının korunması ve yönetimi, konuyla ilgili uluslar arası sözleşmelerin uygulanması, mesire yerlerinin yönetimi gibi işlevleri yerine getirmekle görevlidir&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn2" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=4321179226459479216#_ftn2" name="_ftnref2"&gt;[2]&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü üzere, sözkonusu Genel Müdürlüğe yüklenen görev ve sorumluluklar, bir Bakanlığın bir Genel Müdürlüğünü aşan, belki de ayrı ve daha kapsamlı imkanlara sahip bir kurumun varlığını gerektiren işlevlerden oluşmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel Müdürlük çalışanları bir yandan bir yaban hayatı biyologu gibi çalışarak yaban hayvanı envanteri çıkarırken, aynı zamanda bir hukukçu gibi çalışarak Kamu İhale Kanununa uygun ihale yapabilmek için gayret sarf etmektedirler. Merkez teşkilattaki bürokratik işlemlerin ve yapılması gereken koordinasyon görevinin yeterince ağır ve yorucu olmasının yanısıra arazideki kontroller, taşra görevleri, denetim ve uygulamalar da aynı görevlileri bekleyen diğer işlevlerdir.&lt;br /&gt;Buradan hareketle, son derece zengin bir biyolojik çeşitliliğe sahip ve birbirinden çok farklı habitatlarda, paha biçilmez nitelikte ender yaban hayatına sahip ülkemizin bu alanda olması gerekenden çok daha az ilgiyi, bütçeyi, harcamayı ve desteği vermekte olduğunu rahatlıkla söyleyebiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adetten olduğu üzere, Batı ülkelerinde bu tür işlevlerin, nispeten özerk yapıya sahip, geniş yetkili, personel ve mali olanaklar açısından tam donanımlı ayrı kurumlar tarafından yerine getirildiği hususunun bir kere daha altını çizmek isterim. &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SwQQENHd80I/AAAAAAAAAZI/_XvJmLsRUao/s1600/samua1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405463117177942850" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 133px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SwQQENHd80I/AAAAAAAAAZI/_XvJmLsRUao/s200/samua1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun süredir yaptığımız gibi, ters giden her şey konusunda devleti eleştirmek geleneğimize bir nefes ara verip, Genel Müdürlüğümüzün imkanları ölçüsünde bu kadar hizmet verebildiğini ve personelinin elinden gelenin en iyisini yapmakta olduğuna inandığımı söyleyerek mevzuyu kapatayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Yaban eksikliği”&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yaban hayatı ülkemizde artık gitgide daha çok insanın ilgisini çekmektedir. Ne var ki, bu ilgi artışı, şehirleşme hızının ve buna bağlı insanlarımızın doğadan kopuşunun yanında pek zayıf kalmaktadır. Çevre sorunlarına gereken önemin verilmemesinin, hayvanlara karşı şiddet olaylarının artmasının, gençlerin eğitiminde dikkat sorunlarının, madde bağımlılığında ve sosyal uyumsuzluklardaki artışın nedenleri arasında “&lt;strong&gt;doğa eksikliği&lt;/strong&gt;” olarak özetleyebileceğimiz, endüstri devrimi sonrası metropol yaşam tarzının olduğu sosyologlarca kabul edilmektedir&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn3" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=4321179226459479216#_ftn3" name="_ftnref3"&gt;[3]&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SwQQ4aewSCI/AAAAAAAAAZQ/cXOFhk8i1UM/s1600/anita_purves+012.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405464014118471714" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SwQQ4aewSCI/AAAAAAAAAZQ/cXOFhk8i1UM/s200/anita_purves+012.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Devlet yetkililerimizin, ülkemiz gençliğinin ellerden kayıp gitmesine neden olan bu olumsuz trend konusunda tedbirler alması gerekmektedir. İlginç bir şekilde, yaban hayatı korunmasının ve idaresinin önemsenmesi aynı zamanda, gençlerin eğitiminde daha sağlam temellerin esas alınmasını ve sosyal yapımızı kemiren olumsuzlukların tedavisinde yeni yollar keşfetmemizi de sağlayabilecektir.&lt;br /&gt;Örneğin, sulak alanlarımıza daha fazla ilgi, personel ve bütçe sağlayabilecek olan devletimiz, bu yolla gençlere doğaya daha fazla imkanı verebildiğini ve bedenen ve zihnen sağlıklı, düzgün düşünme ve değerlendirme yetisine sahip gençlerin yetiştirilmesinde de önemli bir adım atmış olacaktır. İster eline çifte alsın, isterse fotoğraf makinesi, doğada yabanı arayan gençler bir yandan da doğru karakteri arama yoluna girmiş olacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SwQREN7TQSI/AAAAAAAAAZY/ZdTVGHalJNs/s1600/walden_prairie+032.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405464216906973474" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SwQREN7TQSI/AAAAAAAAAZY/ZdTVGHalJNs/s200/walden_prairie+032.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Gönüllü kuruluşlarımız da çabalarını ve imkanlarını yönlendirebildikleri ölçüde geleceğimize katkı yaptıklarını fark edeceklerdir. Bu bakımdan sivil toplum kuruluşlarının, avcı kuruluşlarının, doğa derneklerinin, kuş gözlem gruplarının “&lt;strong&gt;daha fazla yaban&lt;/strong&gt;” için çabalarını seferber etmelerinde büyük yarar olduğunu düşünüyorum. &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-----------&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn1" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=4321179226459479216#_ftnref1" name="_ftn1"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.usfws.gov/"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;http://www.usfws.gov/&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt; ABD Balıkçılık ve Yaban Hayatı İdaresi web sayfası.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn2" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=4321179226459479216#_ftnref2" name="_ftn2"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;[2]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.milliparklar.gov.tr/"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;http://www.milliparklar.gov.tr/&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt; Çevre ve Orman Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü web sayfası.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn3" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=4321179226459479216#_ftnref3" name="_ftn3"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;[3]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt; Louv, Richard, Last Child in the Woods, algonquin paperbacks, 2005.&lt;br /&gt;Poole, William, The Nature of Nature-Deficit Disorder, A Conversation with Richard Louv, Land&amp;amp;People Dergisi 2007 Sonbahar Sayısı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-6031352395481655736?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/6031352395481655736/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=6031352395481655736' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/6031352395481655736'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/6031352395481655736'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2009/11/herkes-icin-yaban-hayati.html' title='HERKES İÇİN YABAN HAYATI'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SwQLLYlgltI/AAAAAAAAAYw/l13r5Xls0pU/s72-c/sehitali12.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-7584711453809871287</id><published>2009-09-16T03:23:00.000-07:00</published><updated>2009-09-19T13:52:42.270-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='conservation'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dove hunting'/><title type='text'>ASIL ZOR OLAN İNSANLARI İDARE ETMEK</title><content type='html'>Eski bir söz var, sizin anlatma beceriniz, karşınızdakinin anlama kabiliyeti ile sınırlıdır derler. Bugüne değin hep bu ikilemden muzdarip oldum. Ya benim anlatma becerim gerçekten de sınırlı, ya da yukarıdaki sözde mühim bir doğruluk payı var. Kendimi ifade etmede zorluk çekmedim bugüne kadar, ancak hep anlaşılmamaktan şikayetçi oldum. Acaba söz anlatmaya çalıştığım kitlelerde mi bir eksiklik var diye düşünüyorum. Kendisini temize çıkarıp kitleleri itham etmek de kibirin yeni hali olsa gerek, Allah korusun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makalelerimde genelde doğa sorunlarından, yaban hayatı idaresinden ve avcılıktan bahsettim ya, okuyan da genelde bu işlere ilgisi olanlar oldu zannederim. İlgili devlet kurumlarına da görüşlerimi nazik dilekçeler halinde göndermedim değil, ama bir cevap vermediklerine göre bu yazılarımın oralarda geniş bir okuyucu kitlesine sahip olmadığını düşünmek pek de yanlış olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazılarımı okuyanlar avcılık ile uğraştığını söyleyenler olduğunda, öncelikle “&lt;strong&gt;benim&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;neci olduğum sorgusu&lt;/strong&gt;” ile karşılaşıyorum genelde. Öyle ya, eğer avcı isem neden bu lafları edeyim? “&lt;strong&gt;Limitsiz av, sınırsız av günleri&lt;/strong&gt;” isteyeceğim yerde, “&lt;strong&gt;aman kontrollü avlak, aman limitler artırılmasın&lt;/strong&gt;” diyormuşum? Avcı dediğin her zaman daha çok vurmanın yolunu aramaz mı?&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SrVDgPH8T8I/AAAAAAAAAX8/0-h4UdIl-1w/s1600-h/dove_hunt+007.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5383283150686015426" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SrVDgPH8T8I/AAAAAAAAAX8/0-h4UdIl-1w/s200/dove_hunt+007.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Çevre sözünü dillerinden eksik etmeyenlerin yazılarımı okuyabildiğini zannetmiyorum. Avcılığın olumsuz etkilerinden bahseden yazılarımı bile, içinde avcılık kelimesi geçtiği için tiksintiyle reddeden bir “&lt;strong&gt;güruh&lt;/strong&gt;”un varlığından haberdarım. İnanılmaz ama gerçek... Böyleleri var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de “&lt;strong&gt;anlaşılmayı dilenmek&lt;/strong&gt;” yerine bildiğim gibi devam edeceğim. Kalan üç beş “persona non grata” ile beraber onuncu köyde, doğru bildiğimizi söylemeye devam edeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi de bu “&lt;strong&gt;yabancı hayranından&lt;/strong&gt;” son haberleri okuyacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu Amerikalı avcılar garip insanlar... İşlerine bakacakları yerde, yüzlerce domuz vurup ödül almak yerine, paraları dağa taşa döküyorlar. Yaban hayatına habitat sağlayacaklarmış. Durduk yerde kendileri avcılığa kurallar getirilmesini istemişlerdi geçmişte. Şimdi de bazı kuralların sıkılaştırılmasını istemişler. Bakın şu akılsız ecnebilere (!)... Buyurun okuyalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ÜVEYİK SAYISINI ARTIRMAK İÇİN LİMİTLER GEREKİYOR&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuralların esnetilmesinden bu yana üveyik avı çok değişti. Bazı endişeli avcılar, kuralların sıkı olduğu zamandaki gibi yarım günlük av gününe ve diğer kısıtlamacı uygulamalara dönülmesini istiyorlar. &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SrVDt91NmtI/AAAAAAAAAYE/6g8dZU3phik/s1600-h/dove_hunt+012.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5383283386562222802" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SrVDt91NmtI/AAAAAAAAAYE/6g8dZU3phik/s200/dove_hunt+012.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Indiana Eyaletindeki Blue Grass Balık ve Yaban Hayatı Bölgesi, bu sezon hem yarım gün avlanma düzenini hem de avcı sayısını sınırlamayı aynı anda denedi. Sonuçlar kendini hemen gösterdi: kuşların sayısı çok fazlaydı ve hem güvenlik açısından hem de avın kalitesi açısından avcılık da daha iyiydi. Bölgenin Müdürü Nate Levitte bu şekildeki bir programı uygulamaya karar verdiğinde büyük risk almıştı, ancak sonuçlar çok etkileyici oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sezonun ilk 10 günü çekilişle yapılan avlara ve genç avcılara ayrılırken, kamuya açık av daha sonra başladı. Av için uygun olmayan günler ve yarım av günü uygulaması, üveyiklerin bölgede durmasını ve beslenmesini sağlarken daha sonra genel avcılığın başlaması, bütün gün avcılığın başlaması nedeniyle avcı sayısı arttı ve kuşlar bölgeden ayrıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kontrollü avcılık uygulaması başlamadan önce avcılar bölgeye yığıldığı için üveyik avı en çok iki gün sürüyordu. Aynı senaryo, Eyalette Slough’s Balık ve Yaban Hayatı Bölgesi’nde de görülebiliyor. Burada avcı sayısında sınırlama yok, ancak av sabah saat 11:00’da başlıyor. Avın üçüncü günü bölgede çok az kuş ve buna göre çok az avcı görülüyor. Buradan çıkarılacak sonuç, herhangi bir yerde kamuya açık av sahalarında av bölgesinde av bitmeden önce ancak birkaç gün av yapılabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu özel arazilerde avlanırken, arazi sahipleri avcı sayısını sınırlamakla kalmıyor, aynı zamanda en erken 10:00 olmak üzere öğle sıralarında avı başlatıyor ve tüm avı öğleden sonra saat 4:00 gibi bitiriyor. Bazı arazi sahipleri, bütün gün süren sınırsız avların geçmiş yıllarda olumsuz etkilerinden başka bir şey görmediklerini belirtiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan anketler, çoğu avcının İşçi Günü tatilinin sezon açılışından sonraya denk gelmesinden mutlu olduğunu gösteriyor. Tatil olduğunda, bir çok avcı iyi yerlere hücum ediyor ve kalabalık gruplar avda güven&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SrVD5B8V0_I/AAAAAAAAAYM/S4buHpj0FFc/s1600-h/dove_hunt+013.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5383283576644424690" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SrVD5B8V0_I/AAAAAAAAAYM/S4buHpj0FFc/s200/dove_hunt+013.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;siz bir durum yaratıyor. Sezon açılışında avcıların yüksek sayılarda avlaklara hücum etmesi durumunda özel arazi sahipleri arazilerini ava kapatıyor ve sorunlarla uğraşmamayı yeğliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir arazi sahibinin dediği gibi, “&lt;strong&gt;yaban hayatını idare etmek kolay ama insanları idare etmek asıl zor iş&lt;/strong&gt;”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Makale aslı: Potter, Phil, Limits needed to multiply doves, 13 Eylül 2009, http://www.courierpress.com&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-7584711453809871287?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/7584711453809871287/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=7584711453809871287' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/7584711453809871287'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/7584711453809871287'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2009/09/asil-zor-olan-insanlari-idare-etmek_16.html' title='ASIL ZOR OLAN İNSANLARI İDARE ETMEK'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SrVDgPH8T8I/AAAAAAAAAX8/0-h4UdIl-1w/s72-c/dove_hunt+007.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-6819608084782522124</id><published>2009-06-26T04:20:00.000-07:00</published><updated>2009-06-26T04:59:38.613-07:00</updated><title type='text'>MAK YORUMLARI</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Adettendir, her sene bir MAK yazısı yazarız. Bu sene de bunu bozmayalım. MAK Toplantısını Av Tutkusu Dergisi’ni temsilen izledim. Notlarımın avcılık kamuoyu tarafından beğenildiğini düşünüyorum. Zira notlarımdan çeşitli yayın organlarında ve internet sitelerinde yararlanıldığını gördüm. Buna memnun olmakla birlikte, referans verilerek en azından emeğe saygı duyulduğu gösterilebilirdi diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MAK Toplantısından evvel, adet oldu, Bölgesel Avcı Temsilcileri ile Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne bağlı Türkiye Atıcılık ve Avcılık Federasyonu ile AvDoğa Dergisi yetkilileri Ankara’da biraraya geldiler. Toplantıya hazırlık niteliğinde görüşmeler yaptıklarını, gerek avcı üyelerden, gerekse AvDoğa Dergisi sahibi Sayın Kamil Üçbaş’ın Türkiye Avcıları internet sitesinde yayımlanan “Merkez Av Komisyonu Toplantısının Ardından” başlıklı yazısından öğreniyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu görüşmelerin niteliğini ve nasıl bir hazırlık yapıldığını ayrıntılı olarak bilemiyorum, yazılarda genellikle yemeklerden söz ediliyor, ancak sonuçlarını ertesi günkü MAK Toplantısında izleme imkanı bulabildim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;MAK Sistemi Hakkında&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SkS0zJGjz0I/AAAAAAAAAXc/wkbYWOq19jU/s1600-h/nov_08+030.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351601047932751682" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SkS0zJGjz0I/AAAAAAAAAXc/wkbYWOq19jU/s200/nov_08+030.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Öncelikle MAK sistemi hakkında birkaç kelam edelim. Avcılığımızda MAK diye bildiğimiz düzenlemeler, malumunuz Kara Avcılığı Hakkında Kanun ile getirildi. MAK sisteminin hukuksallığı, ya da meşruiyeti hakkında söylenebilecek bir şey yok. Mevcut sistemin mevzuata uygun çalışmasını zaten Bakanlık temin ediyor. Bakanlık bürokratlarının yaş tahtaya basmayacağına, yani usule ilişkin hata yaparak yargıda iptaline neden olabileceğine hiç ihtimal vermiyoruz. Böyle bir şey görmüş de değiliz, Allah için...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, öteden beri bu sistem yaban hayatı yönetimi disiplinine uyar mı şeklindeki endişelerimiz hiç son bulmuyor. Avlaklarımıza kontrollü giriş sağlanmıyor. Özel arazilerde bile kontrolsüz avlanma devam ediyor. Göçmen kuşlar avında kontrollü avlanma yapılan hiçbir yer yok. Kontrolden anlaşılan herhalde, bir sezon açmak, diğer sezon ava kapamak... Sulak alanlarda dahi, mevcut habitatı ve av kuşları populasyonunu rahatsız etmeden, en az derecede zarar vererek ava izin verecek düzenlemeler yapılmıyor. Yerli av kuşlarımızın avında ve tavşan gibi memeli avında dahi avlak kontrolü uygulaması yapılmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sistemde reform yapılması gereğini hep ifade ettik. Sistem mevcut haliyle yaban hayatına zarar veriyor. Büyük memeli avının MAK Kararı dışında, avlanma planları ile uygulanmasının kapsamının genişletilmesi gerekiyor. Bu sene yaban domuzu avında uygulamaya geçecek olan sistemi pratikte göreceğiz. Ülkemizin her ne kadar eksik de olsa, envanter ve avlanma planı çerçevesindeki av uygulamalarını genişletmesi gerekiyor. Modern yaban hayatı idaresinin sadece örnek avlaklar için geçerli bir gereklilik olmadığını düşünüyoruz. Bakanlığımızın bu yöndeki eleman, bütçe ve yatırım eksiğini gidereceğine inanıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bakanlığın yaklaşımı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevre ve Orman Bakanlığı bu yıl, her zaman olduğu gibi yılı kurtarmaya çalıştı gibi bir izlenim edindik. Bakanlığımızın ne yazık ki, bu yıl makro bir amacı, bütünsel bir planı yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların olmamasına alıştık, ancak bu yılki MAK Toplantısında Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünü pek bir hazırlıksız gördük. Örnek olarak, yaban domuzu avı düzenlemeleri hakkındaki çalışmalarını, toplantıdan bir gece önce Sayın Müsteşar’ın talimatı ile yapmış olduklarını bizzat Sayın Genel Müdür ifade etti. Merkez Av Komisyonu’nun toplanacağı ve bu konuların gündemde olacağı, yaban domuzu avının belki de toplantının ana gündem maddesini oluşturacağı çok önceden belli iken, Genel Müdürlüğün bu konuda önceden bir çalışma yaparak kamuoyu ile paylaşmamış olması, bırakınız paylaşmayı, kendi içerisinde bir fikir birliğine gidememiş olması bize şaşırtıcı ve bir o kadar da üzücü geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaban domuzu avı hakkında Genel Müdürlükçe ortaya getirilen öneriyi ilk defa duyan MAK üyeleri, haliyle yorum yapmakta ve ayrıntılar hakkında değerlendirmelerde bulunmakta zorlandılar. Aslen Genel Müdürlük personelinin ve taşra teşkilatının bu planı, önerilen süre içerisinde uygulama kapasitesinin olup olmadığı da kuşkuluydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yırtıcı kuşlar avı konusunda Genel Müdürlükçe önerilen, ancak geri çekilen önerinin de Genel Müdürlük ilgili birimleri ile istişare edilmediği anlaşılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunlara karşın, gerek Komisyon Başkanı Sayın Müsteşar’ın, gerekse DKMP Genel Müdürlüğü Av ve Yaban Hayatı Dairesinin konulara sağduyulu yaklaşımları ile toplantıda gündem maddeleri olumlu sonuçlanabildi. Bilhassa Sayın Müsteşarın yerinde müdahaleleri ve yönetimi ile toplantıda uyumu sağlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Diğer kamu temsilcileri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplantıya Orman Genel Müdürlüğü, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve Orman Fakültesini temsilen katılan temsilcilerin anlamlı katılımlar sağladıklarını söyleyemiyoruz. Bilhassa üniversiteden katılan akademisyenimizin, yeri geldiğinde ülkemiz yaban hayatı hakkında bildiklerini ve görüşlerini paylaşmaları ve MAK’ı yönlendirmesi umulurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jandarma Genel Komutanlığı temsilcisi, yasal gereklilikler ve uygulama hakkında görüşlerini bildirdi ve oylamada Bakanlık görüşü yönünde hareket etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarım ve Köyişleri Bakanlığı temsilcilerinden Sayın Mehmet Emin Şahin ise yer yer kendi görev ve yetki alanını aşan bir şekilde öneriler getirerek, toplantıya renk kattı (!). Ülkemizin bir kamu kuruluşunun yasada açık bir şekilde yasaklanmasına karşın, zehir kullanılacağını söylemesi toplantının ibret verici anlarından birisiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;GSGM Temsilcisi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SkS2JcuOcnI/AAAAAAAAAXk/vf8CVYBPt_s/s1600-h/spo11.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351602530668147314" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 150px; CURSOR: hand; HEIGHT: 143px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SkS2JcuOcnI/AAAAAAAAAXk/vf8CVYBPt_s/s200/spo11.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bildiğimiz gibi MAK’ın oluşumunda garip bir durum var. Kamu temsilcileri ile avcı temsilciler hasımmış gibi eşitlik kurulmaya çalışılıyor. Sanki bir meclis imişcesine sürekli MAK’ın demokratikliğinden dem vuruluyor. MAK üyeleri demokratik bir şekilde oy birliği yapsalar, sanki alacakları her karar iyi olacakmış gibi. Demokrasi bir tarafa, Kanunda Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünden bir temsilci, MAK’ın oluşumunda yer almış. Bu da herhalde, ilgisi nedeniyle Türkiye Atıcılık ve Avcılık Federasyonu olur diye düşünülmüş. Geçen toplantılarda bunun böyle olmayabileceği, Judo Federasyonu temsilcisinin de GSGM’nü temsilen katılabileceği görüldüğünde kıyamet kopmuştu. Bu sene öyle bir şey olmadı ve Sayın Latif Aral Aliş ile Sayın Atilla Tankut Federasyon yetkilileri olarak MAK’a iştirak ettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ettiler, etmesine de, GSGM Temsilcilerinin MAK ile ilgili herhangi bir hazırlık yapmadığı da toplantıda yapmış oldukları açıklamalar ve önerilerden anlaşıldı. Bir gün önce bölgesel avcı temsilcileriyle yapmış oldukları toplantılarda ne gibi hazırlıklar yapıldı, onu bilemiyoruz, ancak toplantıda hazırlığa dayalı değil, son derece spontane hareket edildi.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SkS3dBxxkWI/AAAAAAAAAXs/cfGuc5wOZPk/s1600-h/atilla_tankut.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351603966544286050" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 150px; CURSOR: hand; HEIGHT: 188px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SkS3dBxxkWI/AAAAAAAAAXs/cfGuc5wOZPk/s200/atilla_tankut.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Örneğin, GSGM temsilcisi tarafından, yaban domuzlarının kendileri tarafından itlaf edilebileceği, neticede kendilerinin resmi kurum oldukları söylendi. Yırtıcı kuşlar avında, karga bacağı getirene fişek verilebileceği belirtildi. Yaban domuzu avında köylülerin alması önerilen bedelin yarısının avcılık kulüplerince alınması halinde sorun çıkmayacağı ortaya atıldı. Avlanma günlerinin haftada 4 güne çıkarılması önerisi desteklenirken, avcıların Güneydoğu Anadolu Bölgemizde istihbarat yaptıkları ve avlanma günü 4 gün olursa bunun daha fazla istihbarat anlamına geleceği iddia edildi. Doğa Derneği temsilcisi tarafından öne sürülen sayılara itiraz edilirken, herhangi bir kaynak veya alternatif bilgi verilmeden, Mısır’da bıldırcın konservesi fabrikası olduğu, Avrupa ülkelerinde göçmen kuşların her gün limitsiz vurulduğu bilgileri öne sürüldü. Yine avlanma günleri hakkındaki görüşmede, gerekçe olarak Bakanlığın gün sayısını dörde çıkararak uzlaşıcı görüntü vereceği ifade edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu argümanların aylar öncesinden çalışılmış dosyalar olmadığı aşikardı. Bir gün öncesindeki hazırlık çalışmalarında ne yönde bilgiler verildi bilemiyoruz, ancak her sene yapıldığı bilinen MAK Toplantısına, “resmi” federasyonun daha hazırlıklı gelebileceği düşünülürdü. İleri sürülen hususların, o anda akla geliveren veya kendi aramızdaki sohbetlerde hep konuşageldiğimiz fikirler olduğu ve bunların Komisyonun nihai kararını etkileyecek cinsten bir nitelik taşımadığı belliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Doğa Derneği Temsilcisi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SkS3_dxBLRI/AAAAAAAAAX0/h6a-ipbnQpQ/s1600-h/guven-eken.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351604558172859666" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 136px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SkS3_dxBLRI/AAAAAAAAAX0/h6a-ipbnQpQ/s200/guven-eken.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;MAK Toplantısının en çok puan toplayan üyesi, Doğa Derneği temsilcisi Sayın Güven Eken oldu. Sayın Eken, toplantıya bilimsel çalışmalar, göçmen kuşlara ilişkin sayım sonuçları, uluslararası araştırmaların neticeleri ile gelmişti. Toplantı esnasında ortaya gelen spesifik konularda ve doğrudan kendisine yönlendirilen sorulara da oldukça bilgili yanıtlar vererek göz doldurdu. Görüşlerini ideolojik fikirlerle veya kulaktan dolma argümanlarla değil, verilerle destekledi ve görüşülen her konuda kendi fikri doğrultusunda karar alınmasını sağladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bölgesel Avcı Üyeler&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölgelerden gelen avcı üyelerin bu yılki temsili önceki senelerden farklı oldu. Bir gün önceki hazırlık toplantısında detayda neler konuşulduğunu bilmememize karşın, hangi üyenin hangi öneriyi getirmekle “görevlendirildiğini” anlayabildik. Avcı üyeler, fire vermeksizin bir disiplin içerisinde hareket ederek teker teker maddeler üzerinde değişiklik önerileri yaptılar. Bu iyi bir şey mi bilmiyorum, ancak bir birlik içerisinde hareket ettikleri ortadaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcı üyelerin hiç birisinin elinde veri, rakam, araştırma veya bulgu yoktu. İl av komisyonlarını da düşündüğümüzde uzun süreden bu yana MAK’a katılacaklarını bilen temsilcilerin bu yönde donanıma sahip olmaları gerektiğini düşünmedikleri ve her sene belirttikleri gibi, “avcıların doğasever olması”, “avı avcıların değil tarım ilaçlarının bitirmiş olması”, “Avrupa’da yedi gün limitsiz av yapılıyor olması” vb argümanları sıralamalarının yeterli olacağını düşündükleri belliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna rağmen, avcı üyelerin toplantıda sergilemiş oldukları korumacı yaklaşım takdire şayandı. Genel Müdürlüğün, pek de yaban hayatı yönetimi tekniğine uygun olmayan önerilerine korumacı olarak karşı çıkan avcıları dinlemek benim için çok keyifli oldu. Avcı temsilcilerinin konuşmalarında &lt;strong&gt;ÇALIŞTAY&lt;/strong&gt; yapılması gereğine işaret etmeleri, sulak alanların korunması gereğine değinmeleri ve Çevre ve Orman Bakanlığına bağlı bir Genel Müdürlüğün kurutma uygulamalarını eleştirmeleri gerçekten de mükemmel tavırlardı. Bu tavırlarından dolayı avcı üyeleri tebrik ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MAK toplantısı böyle geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelecek sene ne olur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişisel tahminim çok da farklı olmayacağı yönünde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama insan yine de avcı temsilcilerimizin kendilerine özgü görüşlerini öne sürebilmelerini, daha hazırlıklı ve somut bilgilere dayalı öneriler ve argümanlar öne sürebilmelerini ummaktan da geri kalmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii ki, Bakanlığımızın arzu ettiğimiz şekilde, artık avcılığı ve yaban hayatı idaresini ciddiye almaya başlamasını da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-6819608084782522124?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/6819608084782522124/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=6819608084782522124' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/6819608084782522124'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/6819608084782522124'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2009/06/mak-yorumlari.html' title='MAK YORUMLARI'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SkS0zJGjz0I/AAAAAAAAAXc/wkbYWOq19jU/s72-c/nov_08+030.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-127610708669061426</id><published>2008-12-16T03:48:00.000-08:00</published><updated>2008-12-16T04:29:18.038-08:00</updated><title type='text'>TAŞIMA KAPASİTESİ VE AVCILIK</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SUeaD-vqTCI/AAAAAAAAAUs/-RSZsR1Bvn4/s1600-h/suru.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5280358481288383522" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 133px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SUeaD-vqTCI/AAAAAAAAAUs/-RSZsR1Bvn4/s200/suru.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;Giriş&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcılığın ekosistemdeki doğal dengenin bir parçası olup olmadığı, avcılığın doğaya zararlı olup olmadığı tartışma konusu edilmektedir. Bir kesim “&lt;em&gt;halen bir çok yönden baskı altında olan yaban hayvanlarının avcıların baskısından olumsuz etkilendiğini, hatta soylarının bu yüzden tükenme riskine girdiğini&lt;/em&gt;” iddia etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcıların çoğunlukla içinde bulunduğu diğer bir kesim ise buna karşılık olarak “&lt;em&gt;avcılığın doğal hayata herhangi bir zarar vermediğini, avcılığın aslında yaban hayvanlarının popülasyonunda oluşan fazlalığın hasadı anlamına geldiğini&lt;/em&gt;” iddia etmektedirler. Bu görüşe göre “&lt;em&gt;avcılar esasen doğada zaten var olan, ama son zamanlarda yok olmaya yüz tutmuş olan doğal yırtıcıların yerini almaktadır&lt;/em&gt;.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaban hayatı biyolojisi açısından bakıldığında her iki argümanın da geçerli ve geçersiz olan yönleri mevcuttur. Aslında bu konudaki araştırmalar her iki görüşün de doğru olduğu bazı veriler tespit etmiştir. Kesin olan şudur ki, her iki tarafın da görüşlerinde daha tutarlı olabilmesi için biyoloji biliminin bulgularından yararlanmalarında ve görüşlerini bilimsel bulgular üzerine inşa etmesinde yarar vardır. Gelin bu bilimsel bulgulara birlikte göz atalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ekosistemde popülasyon dengesi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Her şeyden önce yaban hayvanları bazı istisnalar dışında, popülasyonlarının artışında ve üremelerinde bazı kısıtlamalar ile karşılaşmaktadırlar. Yeterli yiyecek verildiğinde ve herhangi bir yırtıcı veya hastalık ile karşılaşmadığında, popülasyon sayısı sürekli artan ve bu artışı aritmetik olarak devam eden sadece iki- üç tür vardır. Bunlar bakteriler, fareler ve bazı böcekler ve insandır. Dış etkenle karşılaşmadığında bakteriler laboratuar ortamında olsun veya doğada olsun sürekli artmaktadır. Fareler üzerinde yapılan deneyler göstermiştir ki, bu hayvanlar hastalık ve yiyecek eksikliğinin sözkonusu olmadığı durumlarda sınırsız çoğalmaktadır. Son olarak insan olarak bizler de çoğalmamızın önünde sınır tanımamaktayız. İnsanoğlunun yaşamını sürdürebilmesi için habitat engeli diye bir şey olmadığını artık biliyoruz. Bilim adamları yerçekimsiz ortamda nasıl yaşayabileceğimiz sorusunun cevabını aramakla meşguldür.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Taşıma kapasitesi&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SUeat3lyRlI/AAAAAAAAAU0/4yyY2nVLcy4/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5280359200922420818" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 271px; CURSOR: hand; HEIGHT: 185px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SUeat3lyRlI/AAAAAAAAAU0/4yyY2nVLcy4/s200/1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Öte yandan, diğer yaban hayvanları çoğalmalarına engel oluşturacak bir dış etken olmasa da, örneğin hastalık veya yırtıcıların varlığı gibi, kendi kendilerine popülasyon artışını önce azaltmakta, daha sonra da popülasyonun aynı düzeyde kalmasına yetecek bir üreme düzeyine geçmektedirler. Burada belirleyici olan faktör, yaban hayvanlarının üreme genetikleri ve habitat genişliğidir. Yeterince geniş olmayan yaşam alanlarında kalan yaban hayvanları, bir noktada üreme oranındaki artışa son vermekte ve bilinçli olarak popülasyonun istikrarlı olarak bir düzeyde devamını sağlayacak üreme ile yetinmektedirler. Bunun nedenleri araştırılmış ve sebeplerinin tüm bireylere yetecek kadar yiyecek, barınma ve saklanma alanı sağlanması ihtiyacı olduğu tespit edilmiştir. Bir habitatta barınabilecek en fazla yaban hayvanı sayısına o habitatın taşıma kapasitesi adı verilmektedir. Bir ekosistemde bulunan bir tür yaban hayvanı, sayısını ancak taşıma kapasitesine kadar artırabilmekte, daha sonra açlık ile, hastalık veya rekabet ile popülasyon dengede kalmaktadır. Yırtıcı hayvanların varlığı da popülasyonu dengede tutan bir başka etmendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taşıma kapasitesi ve popülasyon artışı Grafik 1’de gösterilmektedir. Bu örnekte, ekosistemde bir tür için taşıma kapasitesinin 30 birey olduğu varsayılmaktadır. Ekosistemde bulunan 4 adet birey ilk olarak aritmetik olarak popülasyonunu artırmaktadır. Daha sonra taşıma kapasitesi olan 30’a yaklaştıkça üreme hızı yavaşlamakta ve nihayet taşıma kapasitesi olan 30 düzeyinde popülasyon sabit kalmaktadır. Sonsuz üreme istisnalar dışında olası değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Popülasyonun artırılmasına yönelik uygulamalar&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SUebn_YWjvI/AAAAAAAAAU8/N4Caa6j-sCI/s1600-h/2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5280360199445974770" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 283px; CURSOR: hand; HEIGHT: 192px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SUebn_YWjvI/AAAAAAAAAU8/N4Caa6j-sCI/s200/2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İkinci örnekte ise ekosistemde yapılacak bir değişiklik ile popülasyonun yani birey sayısının nasıl artırılacağı sorusuna yanıt aranmaktadır.Bu örneğimizde ekosisteme, yaygın tabirimizle avlağa yapılan periyodik av hayvanı yerleştirmelerini (periyodik salımları) görmekteyiz. Görüldüğü gibi, yapılan salımlarda ekosisteme fazladan eklenen bireyler taşıma kapasitesinin üzerinde bir yaban hayvanı popülasyonu oluşturmakta ve azalan kaynaklar (yuva, beslenme ve saklanma imkanı, gıda) nedeniyle popülasyon taşıma kapasitesinin altına düşmektedir. Ekosistemin avlak olması durumunda bu değişim avlanma ile sağlanmaktadır. Görüldüğü gibi av hayvanı salımları bir ekosistemde sürekli bir popülasyon dengesinin oluşmasını sağlamaktan uzak kalmakta, hatta oluşan dengeyi bozmaktadır. Bu değerlendirmelerde, habitatın uygun olmasına veya daha önceden bu bölgede olmasına karşın herhangi bir nedenden dolayı kaybolmuş veya popülasyonu yok olma noktasına gelmiş bireylerin desteklenmesi amacıyla yapılan salımlar kasıt ve inceleme dışında tutulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grafik 3’te ise diğer bir değişikliğin sonuçlarını görmemiz mümkündür.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SUeckoHXWPI/AAAAAAAAAVM/Nd4c71ogN9g/s1600-h/3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5280361241172728050" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 265px; CURSOR: hand; HEIGHT: 201px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SUeckoHXWPI/AAAAAAAAAVM/Nd4c71ogN9g/s200/3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bir ekosistemdeki yaban hayatı popülasyonunu artırmanın en sağlıklı, doğal ve istikrarlı yolu, o ekosistemin sınırlarını genişletmektir. Bunun anlamı avlağın genişliğini artırmak veya araziyi genişletmektir. Bu durumda, grafikte de görüldüğü gibi yaban hayvanı popülasyonu artan gıda, yuva ve saklanma koşullarına göre kendini adapte etmekte ve popülasyonda üreme oranı ani bir artış göstermektedir. Artık habitat sadece 30 bireyi değil, 45 bireyi taşıyabilir hale gelmiştir. Taşıma kapasitesi artmıştır. Popülasyonda birey sayısı yeni taşıma kapasitesi sayısına ulaşıncaya değin artacak ve yine bu yeni rakama yaklaşırken azalacak ve burada istikrara kavuşacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kontrollü avcılığın etkisi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SUedfyL3VgI/AAAAAAAAAVc/VSl2lu2b78U/s1600-h/4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5280362257488238082" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 274px; CURSOR: hand; HEIGHT: 205px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SUedfyL3VgI/AAAAAAAAAVc/VSl2lu2b78U/s200/4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kontrollü avcılık, bir ekosistemde, ya da avlakta popülasyon sayısının kontrol altında tutulması ve taşıma kapasitesinin üzerindeki birey sayısı kadar avcılığa izin verilmesi anlamına gelmektedir. Bu şekilde uygulanan yönetimde, habitat koşulları, diğer yırtıcılar ve popülasyon sayısı sürekli kontrol altında tutulmaktadır. Kontrol altında tutulan diğer değişkenler yoluyla artırılan taşıma kapasitesi üzerindeki bireyler avlanma yoluyla elimine edilmekte ve ekosisteme veya popülasyonun istikrarlı düzeyine bir zarar verilmemektedir. Dikkat edilen nokta, avlanan birey sayısının belli olması ve avcılığın bu düzeyi aşmamasıdır. Bir ikinci husus, avcılık faktörünün av sayısını azaltan diğer faktörler arasına katılmış olması nedeniyle, hastalık, kış şartları ve doğal yırtıcılar gibi faktörlerin artık daha yakından takibinin gerektiğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kontrolsüz avcılığın etkisi&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SUed4XViVNI/AAAAAAAAAVk/PGt94z8ezhk/s1600-h/5.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5280362679777776850" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 302px; CURSOR: hand; HEIGHT: 201px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SUed4XViVNI/AAAAAAAAAVk/PGt94z8ezhk/s200/5.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Kontrolsüz avcılık, ekosistemde, veya avlakta avlanacak sezonluk toplam yaban hayvanı sayısının belirlenmeden avlanılması veya bu kontrolün yapılmaması anlamında kullanılmıştır. Bu durumda, yasal olup olmadığı tartışılmaksızın popülasyonun etkilenmesine bakılmaktadır. Grafik 5’te de örüldüğü gibi 5 inci zaman diliminde devreye giren kontrolsüz avcılık, kısa zamanda popülasyon bireylerinin sayısını azaltmakta ve popülasyonun toparlanarak yeniden taşıma kapasitesi sayısına ulaşmasına izin vermemektedir. Her sezon azalan birey sayısının bu süreç devam ettiği takdirde yok olma aşamasına gelmesi kaçınılmazdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sonuç ve değerlendirme&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grafiklerle anlatılmak istenen olaylardan aşağıdaki sonuçları çıkarmak mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SUeeP9M3YEI/AAAAAAAAAVs/wC65VYRc36g/s1600-h/PF_habitat.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5280363085078945858" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 218px; CURSOR: hand; HEIGHT: 176px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SUeeP9M3YEI/AAAAAAAAAVs/wC65VYRc36g/s200/PF_habitat.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;Ø Bir ekosistemde yaşayabilecek maksimum yaban hayvanı sayısı bellidir ve buna taşıma kapasitesi denir.&lt;br /&gt;Ø Yaban hayvanı sayısının uzun vadede artırmanın en sağlıklı yolu, habitatın artırılmasıdır.&lt;br /&gt;Ø Yaban hayvanı salımları ancak dönemsel avlanma için, ya da uygun bölgelere yeni baştan yerleştirme için geçerli yöntemlerdir. Uzun vadede habitat aynı kaldığı sürece yaban hayvanı sayısını artırmaz.&lt;br /&gt;Ø Kontrolsüz avcılık, avlaklara kontrollü girişin ve avlanmanın sağlanmadığı avcılık, yaban hayvanlarının sayılarının azalmasına ve uzun vadede yok olmalarına yol açabilir.&lt;br /&gt;Ø Kontrollü avcılık, uygun bir habitat ve av yönetimi ile yaban hayvanlarının neslinin devamına uzun vadede bir zarar vermeksizin sürdürülebilir.&lt;br /&gt;Ø Popülasyon dinamiklerinin sağlıklı işlediği ve habitat ve yırtıcı dengelerinin bozulmamış olduğu ekosistemlerde yaban hayvanlarının popülasyon sayılarının dengede kalması için avcılığa gerek bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;Ø Doğal yırtıcıların elimine edildiği ve popülasyon dinamiklerinin doğal işleyişini kuramadığı ekosistemlerin yönetiminde avcılık yararlı ve gerekli bir yaban hayatı yönetimi unsurudur.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;İstatistik notları:&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;1- Grafiklerde anlatımı belirginleştirmek amacıyla %5 ve daha az sapmalar yok sayılmıştır.&lt;br /&gt;2- Grafiklerle anlatılan örneklemede avcılık dışındaki baskılar sabit tutulmuştur.&lt;br /&gt;3- Grafik 1, 2 ve 3’te birey sayısının taşıma kapasitesine ulaşmasının ardından kendi iç dinamikleriyle ve habitat ve mevsimlere bağlı olarak geçirmiş olduğu değişiklikler, anlatımı güçlendirmek amacıyla göz ardı edilmiştir.&lt;br /&gt;4- Grafiklerde belirtilen zaman periyodu üçer aylık (3) periyotlardan oluşmaktadır.&lt;br /&gt;5- Grafiklerle anlatılan örneklerde sülünlerin (Phasianus colchicus) üreme ve popülasyon bilgilerinden yararlanılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kaynaklar:&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;1- Wildlife Ecology and Management, Bolen, Eric G., Robinson, William, Prentice Hall, 2002.&lt;br /&gt;2- Garrett Hardin, 1974. "The rational foundation of conservation." North American Review, 259 (4) :14-17.&lt;br /&gt;3- Carrying Capacity: Genesis, History and Conceptual Flaws., F. Sayre, Nathan, Environmental Politics Colloquium, 2007.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;4- The Ring- Necked Pheasant in North Dakota, Managing the Ringneck, USGS Northern Prairie Wildlife Research Center web sitesi, &lt;a href="http://www.npwrc.usgs.gov/resource/birds/pheasant/manag.htm"&gt;http://www.npwrc.usgs.gov/resource/birds/pheasant/manag.htm&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-127610708669061426?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/127610708669061426/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=127610708669061426' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/127610708669061426'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/127610708669061426'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2008/12/taima-kapasitesi-ve-avcilik.html' title='TAŞIMA KAPASİTESİ VE AVCILIK'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SUeaD-vqTCI/AAAAAAAAAUs/-RSZsR1Bvn4/s72-c/suru.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-1255785420244292048</id><published>2008-10-21T07:10:00.000-07:00</published><updated>2008-10-21T07:26:12.571-07:00</updated><title type='text'>KIŞ YEMLEMESİ EFSANESİ</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Malumunuz av ve yaban hayatı bir bilim dalı olarak dünyada oldukça önemli bir yere sahip... Bu alanda uzun yıllardır çalışmalar sürdürülüyor ve uzun süredir bu alanda yapılan çalışma ve deneylerle elde önemli bir bilgi birikimi oluşmuş durumda..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın gelişmiş ülkelerinde yapılan araştırmalara ve oluşan bilgi birikimine rağmen, ne yazık ki ülkemizdeki av ve yaban hayatı uygulamalarında bu bilgi birikiminden ziyade, eski önkabullerden, babadan kalma bilgilerden ve genelde kulaktan dolma “efsanelerden” yola çıkılarak hareket edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerek bu konuda yetkili kurumlar, gerekse münferiden avcılar ve avcı dernekleri bu konuda işlem yaparken ne bilen teknisyenlere, biyologlara sormakta, ne de okuma yoluna gitmektedirler. Eskiden beri nasıl biliniyorsa işler öyle devam etmektedir. Bu bilinenler de çoğunlukla yanlış bilinen efsanelere dayanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu defa bu efsanelerden birini konu edeceğim. Efsaneler ve gerçekleri irdelerken de konu hakkında yazılmış olan bilimsel makale ve çalışmalardan yararlanacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Efsane - Kış yemlemesi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SP3mDXEF39I/AAAAAAAAAQI/uVn12nIFE84/s1600-h/geyik_besi.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5259612885243781074" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SP3mDXEF39I/AAAAAAAAAQI/uVn12nIFE84/s200/geyik_besi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ülkemizde oldukça yaygın bir kanıya göre, kışın ağır soğuk ve yoğun yağış alan bölgelerde yaban hayvanları açlık sıkıntısı çekmektedir. Kışın genelde tüm hayvanların yiyecek bir şey bulamadığı ve açlıktan öldüğü yönünde yaygın bir kanı bulunmaktadır. Bu kanıya dayanarak gerek halkımızın hayvansever kesimleri, gerekse yerel gazetelere konu olmayı seven avcı kulüpleri ellerine birer torba saman, yem, vs alarak ormana, dağa atmakta veya bu şekilde faaliyet göstererek yaban hayvanlarının kışı geçirmelerinde yardımcı olduklarını düşünmektedir. Bazı sivil toplum kuruluşlarının yıllık faaliyet raporlarında “yemleme çalışmaları” önemli zaman ve yekün tutmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gerçekler&lt;/strong&gt;:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki gerçek nedir? Gerçekten de bu yemleme yapılmasa yaban hayvanları kışı geçiremeyecekler midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar kış mevsiminde gerçekten de yiyecek miktarı göreli olarak azalıyor ve yiyecek bulma yaban hayvanları için daha da zorlaşıyor olsa da durum o kadar acıklı değildir. Aslında doğal denge kendini belki de en iyi kış şartları aracılığıyla korumaktadır. Yaban hayvanları kış şartlarını atlatmak için kendilerini ve yavrularını önceden hazırlamaya başlamaktadırlar. Bu hazırlıklar yuva bulma, besin ve yağ değeri yüksek besinlerle beslenerek soğuk mevsime yağlı bir metabolizma ile girme, göç etme şekillerinde görülmektedir. Göç etmeyen yaban hayvanları kışı bulundukları yerde kendi imkanlarıyla geçirebilecek şartları taşımaktadırlar. Örneğin ayılar kış uykusuna yatmakta, geyikler önceden kilo almakta, karaca, kurt gibi memeliler ve kemirgenler kış için kalın bir post tabakası geliştirmektedir. Sincap, fare gibi bazı yaban hayvanları kış için yiyecek depo etmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kış geldiğinde bir çok yaban hayvanı göç ederek bu dönemi, daha elverişli koşullara sahip bölgelerde geçirmektedirler. Göç etmeyen hayvanlar ise yiyecek bulma konusunda ustaca beceriler geliştirmiştir. Keklik, sülün gibi yaban hayvanları kış mevsiminde diyetlerini değiştirmekte, çoğunlukla da arazi değiştirerek bu dönemi atlatabilmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, bilindiği gibi kış mevsimi hastalıklı, genetik bozukluğu nedeniyle zayıf olan veya sakat olan yaban hayvanlarının ölümüne neden olarak popülasyonun sonraki nesillere sağlıklı ve genetik açıdan sağlam bireyler aktarmasında çok önemli yararlar sağlamaktadır. Bir başka deyişle yaban hayatının sağlıklı bir şekilde devamı için bazı bireylerin kışın ölmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Literatüre göre, yaban hayvanlarının kış mevsiminde asıl maruz kaldıkları tehlike açlık değil, korunacak yer azlığıdır. Yaban hayvanları kendilerini ve genç bireyleri düşmanlarından ancak korunaklar vasıtasıyla koruyabilmektedirler. Otlu alanlar, geniş yapraklı bitkiler gibi korunaklar, kışın kar yağdığında bu güvenli özelliklerini kaybettiklerinden yaban hayvanları saldırılara maruz kalmaktadırlar. Kışın karın beyazı doğayı kapladığında çoğu yaban hayvanı da doğal kamuflaj özelliklerini kaybetmektedir.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SP3mLP0BQdI/AAAAAAAAAQQ/L3f8YbyAjWI/s1600-h/geyik_besleme.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5259613020736274898" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SP3mLP0BQdI/AAAAAAAAAQQ/L3f8YbyAjWI/s200/geyik_besleme.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla doğaya atılan yemler hem yetersiz, hem yararsız, belki de aynı zamanda zararlı da olmaktadır. Öncelikle atılan yemlerin yaban hayvanlarının doğal diyeti olmaması nedeniyle sindirim sistemlerinde bozukluğa yol açması muhtemeldir. Öte yandan, bu yemlerle ancak birkaç gün idare edebilen hayvanlar, bu şekilde doğal olarak kendilerinde var olan hayatta kalma-yiyecek bulma yeteneklerini geliştirememekte ve sürekli bu hazır yiyeceğin gelmesini bekleyebilmektedirler. Bir başka risk de insanlara ve yemlere olan alışkanlığın artması ve çekingenliğin azalmasıdır. Bu etki yaban hayvanlarındaki “yaban” özelliğini azaltmakta ve hayvanların kötü niyetli kişilerden kaçmaması veya tuzak yemlerden kuşkulanmaması sonuçlarına yol açabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcılarımız ve hayvanseverlerimiz kışın yaban hayvanları için yararlı bir şey yapmak istiyorlarsa, onlara korunak, yuva ve gıda sağlayacak tedbirleri yazdan ve bahardan almalıdırlar. Bu tedbirler arasında;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Her çeşit yaban hayvanına yuva ve barınak sağlayacak çam gibi, ardıç gibi yaprak dökmeyen ağaçların doğaya dikilmesi,&lt;br /&gt;- Tarlaların kenarlarında yabani otların gelişmelerine ve yıl boyunca kalmalarına izin verilmesi,&lt;br /&gt;- Yaban hayvanları için daha fazla arazinin koruma altına alınması,&lt;br /&gt;- Meşelik ve ardıç korularının ıslahı ve korunması, vb. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SP3mPsBGuSI/AAAAAAAAAQY/XZiZ5fIJ6G4/s1600-h/397267576_cda936638e_o.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5259613097026828578" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SP3mPsBGuSI/AAAAAAAAAQY/XZiZ5fIJ6G4/s200/397267576_cda936638e_o.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi kış yemlemesi gibi “medyatik” faaliyetler sanıldığı gibi yaban hayatının yararına değildir. Çoğu durumda da bu gibi faaliyetler zararlı neticelere de yol açabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başta resmi kuruluşlarımız ve avcı kuruluşları olmak üzere, tüm doğaseverlerimizin doğal alanlarımızı ve yaban hayatını etkilemesi muhtemel faaliyetlerinden önce muhakkak bu konuda uzmanlaşmış bilim çevrelerinden görüş ve öneri almalarının şart olduğu ortadadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yararlanılan kaynaklar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Newman, D. S., R. E. Warner, ve P. C. Mankin. 2003. Creating habitats and homes for Illinois wildlife. IDNR ve University of Illinois, Urbana, IL 212 pp.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Audubon Society Nature Guides. (Knopf Yayıncılık tarafından2005 yılında yayımlanan ve otlu alanlar, sulak alanlar ve koruluklar gibi ekosistemleri esas alarak inceleyen kitapçıklar dizisi)&lt;br /&gt;U.S. Fish and Wildlife Service web sayfası: &lt;a href="http://www.fws.gov/"&gt;http://www.fws.gov/&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-1255785420244292048?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/1255785420244292048/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=1255785420244292048' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/1255785420244292048'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/1255785420244292048'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2008/10/ki-yemlemesi-efsanesi.html' title='KIŞ YEMLEMESİ EFSANESİ'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SP3mDXEF39I/AAAAAAAAAQI/uVn12nIFE84/s72-c/geyik_besi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-1048569157411087160</id><published>2008-08-06T14:36:00.000-07:00</published><updated>2008-08-07T01:05:09.257-07:00</updated><title type='text'>AVCILIK AHLAKİ Mİ SORUSU</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SJqrPIGEt3I/AAAAAAAAAPw/TXtACCDiMuA/s1600-h/sulun_avi.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5231682193503598450" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SJqrPIGEt3I/AAAAAAAAAPw/TXtACCDiMuA/s200/sulun_avi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Son zamanlarda Batı ülkelerinde olduğu gibi, ülkemizde de avcılık karşıtlarının avcılığa karşı olan söylemleri daha yüksek sesle dile getirilmeye başlandı. Avcılar da artık elleri kalem ve klavye tuttuğu için hemen cevapları yetiştiriyorlar. Bu bireysel eleştiriler olsun veya kurumsal olsun değişmiyor, hemen yayın organlarında veya web sayfalarında ardı ardına yanıtlar gecikmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tartışma genelde fevri bir sözle başlıyor, bir ara taraflar birbirini dinliyor gibi gözükse de kısa sürede karşılıklı ithamlarla seviye düşüyor, sinirler geriliyor ve bırakın mutabakatı, terbiye sınırları dahilinde tartışmaya son verilebilirse şanslı olunduğu düşünülüyor. Avcılarla avcılığı sevmeyenler arasında hiç bitmeyecekmiş gibi görünen bu kavgada yanlış giden birşeyler var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tartışmada&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;samimiyetsizlik&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir avcı olarak ne kadar tarafsız olabilirim bilmiyorum, ancak tartışmalarda her iki tarafta da görebildiğim samimiyetsizlikler giderek perçinleniyor. Hem eleştirilerde, hem de eleştirilere yanıtlarda görülen çarpıklıklar var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle tarafların birbirlerini kabul etmediği ve birbirlerine şüphe ile yaklaştığı görülmektedir. Öne sürülen fikirler, verilen bilgiler hep bir dudak bükülmesiyle karşılanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Avcılık&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;karşıtlarının&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;düştükleri&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;hata&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcılığı sevmeyenlerin büyük bir çoğunluğunun doğayı sevdiği ve genelde yaban hayvanlarını izlemekten hoşlandığı anlaşılmaktadır. Avcılık karşıtları yaban hayvanlarının avcılar&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SJqrZR04XEI/AAAAAAAAAP4/xCnfznBduGk/s1600-h/protest.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5231682367914531906" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SJqrZR04XEI/AAAAAAAAAP4/xCnfznBduGk/s200/protest.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; tarafından öldürülmesini istememektedirler. Avcı karşıtları yaban hayvanlarının birbirini öldürmesine, eski devirlerdeki avcı insanın avlanmasına veya çağdaş devirlerde eski düzeni sürdüren kabilelerin yaşamak için avlanmasına karşı değillerdir. Hayvanların zevk için, kişisel tatmin amacıyla öldürülmesine karşıdırlar. Yaban hayvanlarının genelde bir azalma içinde olduğunu ve insanın öldürmek yerine onları koruması gerektiğine inanmaktadırlar.Öte yandan, özünde öldürme eylemi olan avcılığın ahlaki boyutunu yargılayan avcı karşıtları, tüm avcılığın yasaklanmasını istemektedirler. Avcılığı anlayamayan, onu tamamen dışlayan bu görüşler, esnekliğe kapalıdır. Hayatta kalmak icin yapilan oldurmeler "iyi" oldugu dusunuldugunde, salt oldurme olayinin degerlendirilmesinin oznel sartlara takili kalmis olmasi avcilik karsitlarinin elestiri sistematigini aslinda zayiflatan bir unsur olarak karsimiza cikmaktadir. Avcilik karsitlari kendi tutarliliklarini hic bir zaman test etmemektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşıdaki görüşleri dinlemeye ve sebep aramaya tahammül bile edememektedir. Karşı tarafın kişisel, bireye özgü sebeplerini, düşünüş ve hareket tarzını merak bile etmeden "ahlaksız", "vicdansız", "katil" gibi öznel suçlamalarla konuya girmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu davranış tarzı önyargılı, tahammülsüz ve tartışmaya kapalıdır. Buradan hareket edilerek ne toplum için ne de yaban hayatı için pozitif sonuçlar çıkarmak mümkün değildir. Anlayışsız bir bakış açısı ancak yeni düşmanlar edinilmesine yarar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Avcılar&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;dürüst&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;mü?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki avcılar cephesinde durum nedir? Avcılar kendilerine yöneltilen eleştirilere yıllardır aynı klasik yanıtları ile yanıt vermektedirler. Bu yanıtlar artık kalıplaşmıştır: Öncelikle karşı tarafı itham etmekle başlanır. Karşı tarafı tanımadan "masa başı çevrecisi" "AB fonlarını yemek için çevreci görünen kişi" "sokak köpeği hayvanseveri" sıfatları yakıştırılarak avcılık karşıtları baştan ahlaki yönden rencide edilir. Daha sonra karşı tarafın "et yiyip yemediği, peki o hayvanların öldürülmesine neden bir şey denilmediği" sorgulamasına girişilir. Hele bir de karşı taraf sofrasında et, balık vs. bulunduran biriyse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ondan sonra avcılığın yaban hayatı populasyonunu etkilemeyen bir uğraş olduğu, aslında yırtıcıların olmadığı ortamda avcılara ihtiyaç olduğu, zira hayvanların bir süre sonra kendi kendini yok edeceği, avcılığın bu anlamda bir "hasat" olduğu izaha kalkışılır. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SJqrhf0EnuI/AAAAAAAAAQA/AXWw88BKkAA/s1600-h/fisekler.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5231682509108190946" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SJqrhf0EnuI/AAAAAAAAAQA/AXWw88BKkAA/s200/fisekler.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Avcılığın gayet bilimsel ve mühendislik düzeyinde yönetildiği ABD ve Avrupa ülkelerinden istatistiklerle örnekler verilerek avcılıkla nasıl av hayvanı sayısının artırıldığı, avcıların sisteme ne kadar para verdikleri ispat edilir. Karşı tarafın doğaya bu anlamda kaç para verdiği de hemen sorulur. Nedense bu örneklerde ülkemiz av yönetimi hiç yer almaz, ancak iddia sahipleri neredeyse tüm avlarını Türkiye'de yapmaktadırlar. Eğer savları bu "bilimsel yönetim" ilkesine dayanıyorsa avcılık yapmamaları gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun ardından avcılığın sanayiye yaptığı katkılar, istihdama etkileri, yapılan harcamaların yöresel ekonomiye katkıları söz konusu edilir. Hatta avcıların yurt savunmasındaki muhtemel yararları bile gündeme gelecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En son da doğaya salınan kuşlar, kışın yapılan yemleme çalışmaları sıralanacaktır. Henüz ülkemizde yaban hayatına ayırılan habitat olmadığı için bu konuda avcıların söyleyebileceği başka bir şey yoktur. Kendileri dışında, sulama kuruluşlarını, köylüleri, kimyasal ilaç kullanan çiftçileri suçlayarak hedef saptırmak da diğer bir yöntemdir. Savunuculara gore, avcıları eleştirmek için öncelikle bu sorunlara karşı bir şeyler yapmış olmak gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru neydi?Avcılığı savunanların düştükleri en önemli yanlış, sorulan soruyu veya yöneltilen eleştiriyi anlamazlıktan gelmeleridir. Avcılık karşıtlarının en önemli eleştirisi "avlanmak amacıyla yaban hayvanının hayatına son vermenin ahlaklılığı" konusudur. Avcılığın ekonomik veya teknik geçerliliği sözkonusu değildir. Esasen avcılar da "ekonomiye katkı olsun" veya "yaban hayvanlarının populasyonu sağlıklı bir düzeyde seyretsin" amaçlarıyla ava çıkmazlar. Avcılar burada "neden öldürüyorsun" sorusunun cevabından bilerek veya bilmeyerek kaçınmakta ve kolay yolu seçerek, ancak Bakanlık yetkililerinin "avcılık yaban hayatı yönetiminde kabul edilebilir ve etkin bir yöntem midir" sorusuna cevap olarak verilebilecek istatistiki raporlara sığınmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine daha önce de değinildiği gibi, avcılarımızın bir başka çelişkisi de, avcılığı meşru göstermek için dayandıkları "teknik data" ve "av ve yaban hayatı yönetimi" argümanlarının ülkemizde değil, diğer ülkelerde geçerli olmasıdır. Ülkemizde yeni yeni kurulmaya çalışılan, ancak bu işten anlayan herkesin olmadığını görebileceği bu unsurlara dayanılarak ancak ve ancak avcılığın tümden terkedilmesi gerektiği açıktır. Bu çelişki avcılık karşıtlarının konuya ilgisizlikleri ve bilgi edinmeye bile tahammülleri olmaması nedeniyle dikkatlerini çekmemektedir.Doğaya salınan kuşlar, kışın yapılan yemlemeler "avcıların hayvan sevgisini" ispata yeterli birer delil midir bilemiyorum, ancak daha sonra öldürmek için hayvan beslemenin, avcı karşıtlarının sorularına pek yanıt olamadığı kesindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ortak zemin&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcı karşıtları "Neden avlanıyorsunuz" sorusunu, önyargı olmadan, dinlemeye hazır kulaklarla sormalıdır. Avcılığa karşı olduğunu belirten doğaseverler, kötü örnek olan bazı avcılara mı, yoksa tüm avcılık kavramına mı karşı oldukları üzerinde düşünmelidirler. Bu bakımdan, genel kabul edilebilir ahlak ve yasalar dışında yapılan "hayvan öldürmeleri" konusunda tüm avcılığı sorumlu tutmamalıdırlar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Avcılar da içlerindeki çürük yumurtaları "eli tüfekli" veya -Ingilizce "poacher" yani kacak avci deyiminin belki de kulaga geldigi gibi cevrilmesiyle - "bohcaci" nitelendirmesiyle yok sayarak sorunun çözümünü sürekli ertelemeyi bırakmalıdırlar. Avcıların kimi zaman kendilerinin de "eli tüfekli" tanımına girebileceği, hiç olmazsa kendi kendine itiraf edilmelidir. Bu konudaki felsefi argümanların dayandırıldığı Aldo Leopold bile avcılığı tümüyle ve ne olursa olsun yaklasimiyla onaylar görünmemektedir. Hatta Leopold'e göre bazı avcılık şekillerinin ahlaki çöküntüye yol açabilmesi riski de vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcılar safındaki dürüstlük ihtiyacı, saptırıcı argümanlarla geçiştirilmemeli ve avcılar "yasalar ötesindeki kişisel etik" kavramını düşünmeye başlamalıdır. Avcılığın devam ettirilebilmesi için "amansız savunma", "karşı saldırı", "başkasının başarısından yararlanma" tekniklerini bırakmalı ve diğer doğaseverlerle asgari müşterekleri bulmaya çalışmalıyız. Bir "yarış" haline gelen bu "okul münazarası" terkedilerek gerçek kazananın yaban hayatı olmasını temine çalışmalıyız. Avcılığı hoş görmeyen kesimden de bu yönde tavır değişikliği bekliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-1048569157411087160?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/1048569157411087160/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=1048569157411087160' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/1048569157411087160'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/1048569157411087160'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2008/08/avcilik-ahlaki-mi.html' title='AVCILIK AHLAKİ Mİ SORUSU'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_fVtz39ng-6Y/SJqrPIGEt3I/AAAAAAAAAPw/TXtACCDiMuA/s72-c/sulun_avi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-7077458812285449015</id><published>2008-05-06T07:21:00.000-07:00</published><updated>2008-05-06T07:39:57.024-07:00</updated><title type='text'>2008 Su Planlaması Hakkında</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/SCBr1yZpznI/AAAAAAAAAOw/xDhg6VNNIds/s1600-h/pamuk_sulama.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5197272541792161394" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/SCBr1yZpznI/AAAAAAAAAOw/xDhg6VNNIds/s200/pamuk_sulama.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;DSİ 21.Bölge Müdürlüğü yine kendi başına "Büyük Menderes Havzası 2008 Yılı Genel Sulama Planlaması" oluşturdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Planlamanın oluşturulması safhasında yine önceki yıllardaki yöntem izlendi.&lt;br /&gt;Aydın DSİ 21. Bölge Müdürlüğünde hazırlanan Plan, Sulama Birliklerinin imzasına açıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bırakın diğer ilgili kurum ve kuruluşları, sulama birlikleri bile planı ancak önlerine imza için getirildiğinde görebildiler. Eğer geçen sene sulama sezonunda yaşana güçlüklere ilişkin bazı görüşleri, önerileri ve eleştirileri varsa bile geçmiş olsun. Plan hazır, size de uymak kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DSİ sulama planlamasında da görüldüğü gibi, su yönetiminde yine bilgilendirme, danışma ve katılımcılık ilkelerinin tamamen dışında hareket etti. Bu gelişme de DSİ'nin AB Su Çerçeve Direktifi ile ilgili yapılan Projelerden ve kendilerine anlatılan hususlardan hiçbirini uygulamaya niyetli olmadığının bir göstergesi oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu yıl ne olacak?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Her yıl olduğu gibi, hangi sulama birliğinin hangi esaslar çerçevesinde ne kadar su alacağına DSİ tek başına karar vermiş oldu. Genel Sulama Planlaması zorla da olsa bütün Sulama Birliklerine olduğu gibi imzalatılacak. Sulama Birlikleri planda herhangi bir değişiklik yaptırma imkanına sahip değiller. Sulama sezonunda problemler çıktığında da, Sulama Birliklerine altında imzaları olan bu belge gösterilerek susturulacak. &lt;a href="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/SCBtkyZpzoI/AAAAAAAAAO4/XG_FMTuIZ1o/s1600-h/pamuk_b.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5197274448757640834" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/SCBtkyZpzoI/AAAAAAAAAO4/XG_FMTuIZ1o/s200/pamuk_b.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her sene olduğu gibi bu yıl da, su, tarım, sulak alanlar, sanayi ve çevre ile ilgili kurum ve kuruluşlar, sivil toplum kuruluşları konudan haberdar bile edilmeden yalnızca gelişmeleri basından izleyecekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gelecekte ne olur?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yakın gelecekte Çevre ve Orman Bakanlığının AB Su Çerçeve Direktifini üstlenmeyi istememesi (aslında DSİ'nin AB Su Yönetimi Standartlarını Türkiye için fazla görmesi) nedeniyle bu yapının değişmeyeceğini düşünüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aksine olabilecek gelişmeler ya uzun vadede kendiliğinden (AB'ye katılım aşamasında mecburen), ya da ülkemizin kendi dinamiklerinin zoruyla mutlaka olacaktır ve olmalıdır diye düşünüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su Yönetimi tüm paydaşların katılımıyla gerçekleştirilmesi gereken bir ekonomik, sosyal ve çevresel süreçtir. Bu bakımdan süreçte en önemli unsurların başında bilimsellik gelmekte, bunu da katılımcılık takip etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde suyun önemi anlaşıldıkça bu ilkeler daha da fazla öne çıkacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-7077458812285449015?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/7077458812285449015/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=7077458812285449015' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/7077458812285449015'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/7077458812285449015'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2008/05/2008-su-planlamas-hakknda.html' title='2008 Su Planlaması Hakkında'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/SCBr1yZpznI/AAAAAAAAAOw/xDhg6VNNIds/s72-c/pamuk_sulama.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-3000651502108242032</id><published>2007-10-15T00:15:00.000-07:00</published><updated>2007-10-15T05:17:46.899-07:00</updated><title type='text'>HOLLANDA RAPORU</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RxNaDjxp1QI/AAAAAAAAAOY/3WBzUB1ewXs/s1600-h/action_728x90.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Geçtiğimiz Eylül ayında Hollanda’daydım. &lt;strong&gt;Aydın ve Büyük Menderes Platformu&lt;/strong&gt; adına, Hollandalılarca tarafından organize edilen Taşkın Riski Yönetimi ve Avrupa Su Çerçeve Direktifi kursuna katıldım. &lt;a href="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RxMU9jxp1NI/AAAAAAAAAOA/y1RE6G5s_qg/s1600-h/holland1%2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5121460249058464978" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RxMU9jxp1NI/AAAAAAAAAOA/y1RE6G5s_qg/s200/holland1%252.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17 – 28 Eylül 2007 tarihleri arasından Rotterdam’da gerçekleştirilen kursa ülkemiz DSİ Genel Müdürlüğü, Çevre ve Orman Bakanlığı, Enerji Bakanlığı, İller Bankası gibi kurumların temsilcilerinin yanısıra, Bulgaristan, Romanya, Hırvatistan, Sırbistan ve Makedonya su yönetimi uzmanları ve yöneticileri de katılmışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kursta öğrendiklerim nispeten teknik ve anlatması uzun sürecek konular.. Bunların içinde doğal hayatımızı ve neticede tüm avcılarımızı ilgilendiren bazı hususlar var. Bunları maddeler halinde, sizleri sıkmamaya çalışarak özetlemek isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Su Çerçeve Direktifi neleri öngörür?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;- AB, 2000 yılında yürürlüğe giren yeni Su Çerçeve Direktifi ile su kaynakları yönetimine entegre ve modern bir yapı getirmiştir. Direktif, su kaynaklarının yönetilmesinde katılımcılığı öngörür ve amaçları şu şekildedir: &lt;a href="http://bp3.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RxMWITxp1OI/AAAAAAAAAOI/RVHGGn8fKAg/s1600-h/eu_bayrak.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5121461533253686498" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RxMWITxp1OI/AAAAAAAAAOI/RVHGGn8fKAg/s200/eu_bayrak.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Sulak ekosistemlerin korunması, geliştirilmesi ve azalmasının önüne geçilmesi,&lt;br /&gt;2- Sürdürülebilir su kullanımının geliştirilmesi,&lt;br /&gt;3- Alınacak önlemlerle sulak alanların korunması,&lt;br /&gt;4- Yer altı suyu kirliliğinin azaltılmasının sağlanması,&lt;br /&gt;5- Kuraklık ve taşkınların etkilerinin azaltılması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nehir-için-yer yaklaşımı nedir?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Set inşası, nehir tabanının kazınarak alçaltılması, nehrin daraltılarak arazi elde edilmesi gibi yöntemlerin aslında taşkın ihtimalini artırdığı ve asıl taşkın zararlarını çok büyük oranda artırdığı anlaşılmıştır. Set inşasıyla nehirlerin getirmiş olduğu yük anlamına gelen sedimantasyon artmakta, kısa zamanda nehir tabanı yükselerek hem setler kısa zamanda işlevsiz hale gelmekte, hem de taşkın ihtimali artmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan setlerin yükseltilmesi, kanallar inşa edilmesi gibi eski yöntemlerin maliyetleri kadar fayda temin etmediği, bilakis risk, tarımsal fayda ve çevresel etkileri nedeniyle ekonomi üzerinde büyük yük oluşturdukları anlaşılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son dönemlerde belirgin hale gelen başka bir etki de doğal taşkın yataklarının yok edilmesiyle topraktaki su oranının düşmesi, böylelikle toprağın irtifa kaybetmesi ve organik açıdan çeşitliliğinin (verimliliğin) azalması olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nehir-için-Yer yaklaşımının temel amacı nehirlerin taşıma kapasitelerinin doğal yollardan artırılarak hem doğaya uygun hale getirilmesi, hem de taşkın ihtimalinin azaltılmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nehir-için-yer yaklaşımının içerdiği bazı önlemler şu şekilde özetlenebilir;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Nehre yakın ikincil kanalların yeniden inşası veya açılması,&lt;br /&gt;- Taşkın alanlarının genişletilerek taşıma kapasitesinin artırılması&lt;br /&gt;- Varsa, setlerin doğal taşkın alanlarının arkasına çekilmesi&lt;br /&gt;- Doğal taşkın alanında uygun bitki örtüsünün yerleşmesine imkan tanınması&lt;br /&gt;- Köprü, yol gibi suni engellerin genişletilerek nehrin dar boğaz yapmasına engel olunması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gibi önlemlerin uygun yerlerde kombinasyonlar halinde alınması sonucunda, nehirlerde yüksek su seviyesi yaşanması halinde taşkın ihtimali büyük ölçüde azalmakta ve nehirlerin güvenli akışı temin edilmektedir. &lt;a href="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RxMZ0zxp1PI/AAAAAAAAAOQ/3nPiD1TDwgg/s1600-h/Missouri%20River%20Flood%20004.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5121465596292748530" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RxMZ0zxp1PI/AAAAAAAAAOQ/3nPiD1TDwgg/s200/Missouri%2520River%2520Flood%2520004.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan nehirlerin getirmiş olduğu yüksek suların ve besleyici maddelerin taşkın alanlarında ve ikincil kanallarda tutulması sayesinde, çevredeki alanlar hem su açısından, hem de toprağı besleyici maddeler açısından yarar göreceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çözümler çevreyle uyumlu ve nehrin ekolojik yapısını restore edici ve biyolojik çeşitliliği artırıcı niteliktedir. Bu önlemleri uygulayan ülkelerde doğal taşkın yatakları ve ikincil kanallar aynı zamanda rekreasyon alanı olarak da kullanılmakta ve gelir getirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nehir-için-yer önlemleri bu bakımdan, bir çok Avrupa ülkesinde ve dünyada pek çok ülkede doğayla uyumlu taşkın koruması tekniği olarak kabul edilmekte ve uygulanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sonuç&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Modern dünya artık sularla oynamayı ve nehirleri, gölleri düşman olarak görmeyi ve onlardan hesapsızca yararlanmayı bırakmıştır. Modern insan suyla dost olma, doğal hayatı eski haline geri getirme amacındadır. Bu ABD’de de Avrupa’da da böyledir. Örneğin Hollanda’da yıllar önce taşkın suları altında kalan bir bölgenin doğal yapısı itibariyle yeniden kurutulmayarak sulak alana ve tabiat parkına dönüştürülmüş olduğunu ibretle izledik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde, bunları gördüğü halde eski akıl ve bilimdışı uygulamalarını sürdürenler, bunları savunmaya devam edenler hala bulunmaktadır. Bu çevreler mazeret olarak da “ABD ve Avrupa’nın zengin memleketler olduğunu, onların şartlarının bize uymayacağını” söyleyip doğaya düşman tavırlarını devam ettirmek istemektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğa statik bir yapı değildir. Doğaya yapılan tüm müdahaleler bir şekilde geri dönmektedir. Bugün dudak büktüğünüz uyarılar ileride “ben demiştim” şekline dönüşmemelidir. Modern ülkelerin uygulamaları, bilimin ve aklın emridir. Bugün ülkemizde olduğu gibi, mantık dışı, eski kafayla devam ettirilen politikalar daha pahalıya mal olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakit geçirilmeden dünyanın gitmekte olduğu istikametin, bizim devletimizce ve kamuoyu tarafından da kavranarak doğru uygulamalara varılmasını bekliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Ekizoğlu &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-3000651502108242032?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/3000651502108242032/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=3000651502108242032' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/3000651502108242032'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/3000651502108242032'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2007/10/hollanda-raporu.html' title='HOLLANDA RAPORU'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RxMU9jxp1NI/AAAAAAAAAOA/y1RE6G5s_qg/s72-c/holland1%252.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-9003769367020287200</id><published>2007-10-09T02:37:00.000-07:00</published><updated>2007-10-09T03:01:31.759-07:00</updated><title type='text'>KÜÇÜK GÖL</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RwtNyMvo7gI/AAAAAAAAANg/fTD6nuWoerI/s1600-h/yesilbas.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5119270926246538754" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RwtNyMvo7gI/AAAAAAAAANg/fTD6nuWoerI/s200/yesilbas.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; “&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Dur biraz daha, sakın uçma&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;!” diye fısıldadı göl ördeğe... “&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Az daha sabret&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;...” Sazların arasında, kanatlarını titreten yeşilbaş ördek dayanamıyordu. Yaklaşan ayak sesleri ördeğin içinde büyük korkulara neden oluyordu. Göl ördeğin yürek atışlarını bütün benliğinde hissetti. Ördeğin durmayacağını, büyük bir gürültüyle havalanacağını biliyordu. Ondan sonra da bir silah sesi duyulacak ve göl, kanatlı dostlarından birini daha yitirecekti. Bu senaryonun gerçek olduğunu sayısız kere izlemişti. Her defasında da dostu ördeğe “&lt;em&gt;&lt;strong&gt;sakın uçma, bekle&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;” demişti. Ama ördeklerin doğası böyleydi. Uçmak zorundaydılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göl pek büyük sayılmazdı. Nehirden kopan bir parçaydı sadece... Ne zaman koptuğunu, nehrin araya alüvyonlarını yığarak ne zaman bu kadar uzakta kaldığını hatırlamıyordu bile.. Küçük göl şimdi nehrin sesini bile duymuyordu. Yalnız çok da ilgisiz değildi. Nehir ona her zaman selam gönderirdi. Nehrin kollarının ovayla buluşturduğu taze dağ kokuları, akıntıyı kucaklarcasına eğilen söğütlerin fısıltıları esintiyle gölcüğe ulaşır ve onu mutlu ederdi. Yerin altındaki çatlak ve sızıntılardan hep hediye sular gelirdi küçük göle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük göl, nehrin kıymetini bilirdi. Bahar zamanı karlar eriyip, nehre taşınması imkansız taşkın suları geldiğinde, göl bir yolunu bulup imdadına koşardı eski dostunun... O zaman iki eski dost yeniden buluşurlar ve kucaklaşırlardı. Küçük gölcük büyük bir olgunlukla, buyur ederdi nehrin fazla sularını küçücük bedenine... Şişerdi o zaman küçük gölcük... Büyürdü eni boyu. Çevresindeki çamurlu sazlıkları, otlu bataklıkları işgal eder, nehirden aldığı fazla suları bir an önce yutmaya çalışırdı. Kimseye bir zararı olmadan da bu görevini yerine getirip, nehre veda ederdi küçük gölcük... Havalar ısındıkça sularını yavaş yavaş içer ve eski zayıf haline geri dönerdi. Yazın en sıcak ve kurak zamanlarında bu sulara herkesin ihtiyacı olurdu. Göç etmeyen su kuşları, balıklar, sürüngenler, dili damağı kuruyan hayvanlar ve hatta insanlar bile küçük gölcüğü yazın çok severlerdi. Çevre tarlalara kurak zamanda su bile yetiştirdiği olurdu. &lt;a href="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RwtP2Mvo7hI/AAAAAAAAANo/1GVj1FNN6BU/s1600-h/gol.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5119273193989271058" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RwtP2Mvo7hI/AAAAAAAAANo/1GVj1FNN6BU/s200/gol.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar gelir, çevresinde piknik yapar, şanslı olanları balık avlardı. Kışın soğuk günlerinde avcılar, buzlu sularda bata çıka köpekleriyle gölün etrafında dolanır, ördek ararlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yaz günü sularını titreten bir gürültülerle sarsılmıştı küçük gölcük... Sazlıkların yanındaki toprak yolda ortalığı inlete inlete kamyonlar ilerliyordu. Kamyonlar göle iyice yaklaşınca geri geri gelmiş ve getirdikleri molozları gölün kenarına yığmaya başlamışlardı. Küçük göl, “&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Yapmayın, ne olur&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;” dedikçe o gün kamyonlar gitti geldi, her geldiklerinde de daha çok moloz getirdiler ve gölün neredeyse yarısını moloz ve taş toprakla doldurdular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük göl o günden beri yaralıydı. Sularının önemli bir kısmını, sazlıklarının büyük çoğunluğunu kaybetmişti. Artık ne kadar su gelse de o kısımları dolduramıyor, moloz setlerini aşamıyordu. O günden sonra kötüye gidiş devam etmiş ve insanlar bu sefer moloz yığınlarının üzerine çöp dökmeye başlamışlardı. Şimdi o güzelim ılgın ve söğüt kokusunun yerinde ağır bir çöp kokusu vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük göl olanlar yüzünden kendisinden utanıyordu, hiç suçu olmadığı halde... Artık daha az kuş yuva yapıyor, daha az balık yaşıyordu bünyesinde... İnsanlar da kokudan dolayı gelmez olmuşlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RwtQH8vo7iI/AAAAAAAAANw/636uogpfSjs/s1600-h/yesilbas1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5119273498931949090" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RwtQH8vo7iI/AAAAAAAAANw/636uogpfSjs/s200/yesilbas1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ördek ayak sesleri saz hışırtılarına karışınca daha fazla dayanamadı. Yeşilli mavili kanatlarını suya vurarak açığa çıktı. Gürültüyle sudan havalandı. Gökyüzüne baktı, masmaviydi. Büyük bir gürültü ile bütün gökyüzü karardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcı eskiden beri küçük gölü çok severdi. Yıllar önce avcılığa bu gölde babasıyla adım atmıştı. İlk ördeğini bu gölde vurmuş, bıldırcın ve çulluk avını da bu gölün etrafındaki ılgınlarda ve susam tarlalarında öğrenmişti. İlk aldığı yavru köpeği hep buraya getirmiş, doğanın ve kuşların kokularını ona burada öğretmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcı için bu göl kutsal bir yer gibiydi. Gölün kokuları, serinliği, sularının maviliği ona büyük keyif verirdi. Av bulamasa bile köpeğiyle gölün etrafında gezintiye çıkmak ona bütün dertlerini unuttururdu. Gölde bir çok hayvanı görebilirdi. Balıkçıllar, pelikanlar, atmaca ve şahinler, küçük su kuşları, mekeler, su tavukları, toprakta kertenkeleler, sincaplar, bazen bir tilki hep gezilerinde gördüğü olağan şeylerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Epeyce zaman önce göle moloz ve çöp dökülmesine çok bozulmuş ve gidip belediyeye çatmıştı. Belediye başkanı, pişkin bir yüzle gülmüş ve “&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Ya nereye dökseydik&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;?” demişti. “&lt;em&gt;&lt;strong&gt;İstersen senin avluna dökeyim&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;...” Tanıdığı bir milletvekiline dert anlatayım demiş, ondan da “&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Senin&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; &lt;em&gt;&lt;strong&gt;kurt kuş muhabbetiyle bu memleketin işleri yürümez&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;” cevabı almıştı. Onun da yapabileceği bir yere kadardı. Sonuçta memurdu, fazla bir şey diyememişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinde üzüntüsü, yine de gölü bırakamamıştı. Artık eskisi kadar ördek olmuyordu gölde... Bıldırcınların yaşayacağı yerler de taş toprak dökülünce iyice azalmıştı. Bugün yavru köpeğine eğitim verecekti aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köpeği gölün kenarına doğru seğirtti. Kuyruğu çılgın gibiydi. Her yeri kokluyor, suya inmekle inmemek arasında kararsız kalıyordu. Onu biraz cesaretlendirmek lazımdı. Bir koku bulduğu anlaşılıyordu. Sazların içine doğru bir taş attı. Köpek taşın gittiği yeri görünce zıplaya zıplaya sazların arasına daldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ördek önce suyun üzerine uçtu, sonra da havalanmaya yeltendi. Avcı tüfeğini çoktan omuzlamış, ördeğin gökyüzüne doğru kanatlarını açmasını bekliyordu. Tetiğe asıldı. Tek atışta ördek havada asılı kaldı. Şapırtıyla suya düştüğünde bu güzel bedende tek hareket bile yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcı köpeğine baktı, köpek kulaklarını dikmiş, büyülenmiş gibi ölü ördeğe bakıyordu. Avcı “al &lt;strong&gt;&lt;em&gt;gel oğlum&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;” dedi sertçe...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köpek avcının komutuyla kendini suya attı. Suda büyük bir güçlükle yüzüyor gibiydi. Ördeği aldıktan sonra ağzını suyun üzerinde tutarak geri döndü. Zarif bir hareketle kıyıya çıktı. Önce bir silkindikten sonra avcıya yöneldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcı köpeğin ağzındaki yeşilbaş ördeği almaya uzanınca köpeği sırtını döndü. Avcı gülerek köpeğini okşadı, aferinleri sıraladı birer birer... Eline aldığı yeşilbaşa hayranlıkla bakarken köpeği de çevresinde zıplıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcı önce göle baktı, içinden “&lt;strong&gt;teşekkür ederim&lt;/strong&gt;” dedi ördeğini çantasına koyarken... “&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Korumamız lazım bu küçük gölü&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;” diye düşündü. “&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Yapabileceğimiz bir şeyler olmalı&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;..” &lt;a href="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RwtQ_cvo7jI/AAAAAAAAAN4/BG-EjrKYleY/s1600-h/golkenari.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5119274452414688818" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RwtQ_cvo7jI/AAAAAAAAAN4/BG-EjrKYleY/s200/golkenari.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük göl, bir ördeğini yitirdiği için üzgündü ama görünüşe göre bir dost kazanmıştı. “&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Keşke&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; &lt;em&gt;&lt;strong&gt;insanlar hep senin gibi olsa&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;...” dedi göl avcıya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcı yerdeki boş fişek kovanını cebine atarken güneş, bu doğa sevdalılarını selamlayarak ufukta küçülüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-9003769367020287200?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/9003769367020287200/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=9003769367020287200' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/9003769367020287200'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/9003769367020287200'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2007/10/kk-gl.html' title='KÜÇÜK GÖL'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RwtNyMvo7gI/AAAAAAAAANg/fTD6nuWoerI/s72-c/yesilbas.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-7657754746301327691</id><published>2007-06-11T06:22:00.000-07:00</published><updated>2007-06-11T06:34:32.472-07:00</updated><title type='text'>Su Panelinde Sorular ve Yanıtları</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Rm1PEVwViPI/AAAAAAAAAMc/WZqB0PtXZag/s1600-h/032.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5074799291094370546" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Rm1PEVwViPI/AAAAAAAAAMc/WZqB0PtXZag/s200/032.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Gazi Üniversitesinde 17 Mayıs günü gerçekleştirilen "İklim Değişimi ve Su Ekonomisi Paneli"nde panelistlere yöneltmiş olduğum sorular ve yanıtları, Panel yönetimince derlenmiş olup aşağıda sunulmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;MEHMET EKİZOĞLU- Öncelikle tüm panelistlere sunuşları için teşekkür etmek istiyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İsmim Mehmet Ekizoğlu. Aydın Büyük Menderes Platformunu temsilen burada bulunuyorum. Büyük Menderes havzasının su kaynaklarının ve depolanan su açısından kritik bir sezona girmiş olduğumuzu DSİ Daire Başkanı Sayın Hasan Özlü Bey de dile getirdiler. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yine kendilerinin sunuşunda bu konuda alınacak tedbirler konusunda depolama tesislerinin artırılması zikredildi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bizim havzamızda şu anda inşaatı süren Çine Barajı mevcut, fakat yatırım planlarına bakıldığı zaman en az iki yıla kadar bitirilemeyeceği anlaşılıyor. Sizin de belirttiğiniz gibi, Atatürk Barajından havzamıza su taşınması pek mümkün değil. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;DSİ 21. Bölge Müdürlüğü tarafından, söylediğiniz gibi, sulama konusundaki acil krizlerin aşılabilmesi için toplantılar düzenleniyor. Fakat toplantılardan genel önlemler çıkıyor, ama bu genel önlemler acil kriz anlarında pek geçerli olmuyor. Örneğin diş fırçalarken musluğun açık bırakılması, sulamada tasarruf için damlama sistemine geçilmesi vs... Bunlar uzun vadede önemli projeler ama şu anda bir kriz var. Bu krizden de çıkış yolu olarak, rotasyon sistemiyle sulamaya geçilmesi ve bu sistemin jandarma marifetiyle uygulanması gibi bir bildirim elimize ulaştı. Bunun da çözüm olmadığı ama bir tedbir olduğu malumlarınızdır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Küresel ısınmanın ya da iklim değişikliğinin uzun yıllardır bilinen bir hadise olduğu göz önüne alındığında, DSİ’nin bu kritik havzalarda acil durum planı veya bir (B) Planı mevcut mudur, mevcutsa ne zaman uygulanacaktır?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Rm1OwFwViOI/AAAAAAAAAMU/rXdJZBDkGwI/s1600-h/IMG_1194.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5074798943202019554" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Rm1OwFwViOI/AAAAAAAAAMU/rXdJZBDkGwI/s200/IMG_1194.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İkinci sorum yine DSİ’nin görev alanına giriyor; sulak alanlardan bahsettiniz, sunumunuzda kısa geçti, su tutulması, taşkın korunması konusunda sulak alanlar çok önemlidir. DSİ’nin bugüne kadar kurutma tesisleri inşası yapıyordu. Acaba DSİ’nin kurutma tesisleri inşaatı bitti mi, bundan sonra yapılacak mı ve bu kurutulan sulak alanların iadesi yapılacak mı?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;OTURUM BAŞKANI- Hasan beye söz vermeden önce bir açıklama yapmak gerekiyor. Kurutma tesisleri yaklaşımı konusunda şu söyleniyor: “DSİ kurutuyor, sulak alanlara su gitmiyor.”&lt;br /&gt;DSİ’nin kanunlara göre hizmet verdiğini hepimiz bilmiyoruz. Kanunda, bataklıkların kurutulması, tarım alanlarına açılması gibi kural varsa, bunu DSİ’ye değil kanun yapıcılara sormanız gerekiyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;MEHMET EKİZOĞLU (Devam)- Sayın Başkan izin verirseniz son sorumu sormak istiyorum: Havzalarımızda bir havza yönetimi uygulanmakta mıdır, varsa, bu planlar kamuoyuna açıklanacak mıdır?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Teşekkür ediyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;OTURUM BAŞKANI- Ben teşekkür ediyorum. Buyurun Hasan Bey.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;HASAN ÖZLÜ- Arkadaşımızın dikkatlerine teşekkür ediyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Arzın sınırsız bir şekilde artırılmasının mümkün olmadığını biliyoruz. Sizin sorunuzun temelinde, Menderes Havzasında çekilen sıkıntının tabiî ki farklı sektör kullanıcılarının, sadece arzın değil, Menderes Havzasını kirleten unsurların da suyun kalitesini bozmaya yönelik olarak tüm paydaşları dikkate aldığımızda, hepimiz sorumluluk altındayız. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Evet, suyun sahibi DSİ. Arzın artırılması ve suyun zararlardan korunmasına yönelik olarak Menderes’teki taşkınları da hatırlıyorsunuz; yaklaşık 100 km. bölümde son üç yıldır havzayı düzenlemeye çalıştık. Herhangi bir ani taşkında tarım alanları su altında kalıyordu. Şu anda onlar ne oldu, kontrol altına girdi. Yani, burada bütün paydaşların, kullanıcıların da, kirletenlerin de, kirletmeye tevessül edenlerin de herkesin sorumluluk hissetmesi lazım. O bakımdan bu sene, geçen seneki sahip olduğumuz miktar açısından baktığımızda, üçte bir oranındaki suyun var olduğunu Ekim ayında hissettik. Manzara belli oldu. Yani, yağışların dağılımındaki düzensizlik ve miktar açısından suyu tespit ettik ve hemen tepki olarak en çok suyu kullanan tarım sektörüne durumu izah ettik, anlattık. Zaten onlar da biliyorlar, onlar aslında bilinçsiz falan değil, tam tersine, biz bu toplantılarda bir araya geliyoruz ama onlar her gün gidiyor, barajın seviyesine bakıyor, yağışları izliyor, ona göre de kendi tedbirini alıyor, fakat buna rağmen, “DSİ suyu bulmak zorunda. Biz ekeriz” deyince de, “buyurun kardeşim, ekin.” Başlangıçta, bahar ayında size söylediğimiz şey şuydu: Bu seneki su seviyesi budur, geçen seneye oranla şu kadar su vardır, ona göre daha az su talebi olan bitki türlerini ekin. Öncelik şudur: Öncelik, meyve bahçelerindedir. Kalan suyu diğer alanlara aktarın.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Ekim-dikim alanlarında tüm masrafları yapacaksınız, tohumundan toprak işlemesine kadar hepsini yapacaksınız, ondan sonra su yetersizliği nedeniyle verim alamayacaksınız. Böyle bir şeye tevessül etmeyin. Ne kadar suyun var olduğuna burada hep birlikte karar verelim. Burada konuyla ilgili toplantılar yapıyoruz ama bazı insanlar burada bir şeyleri görmek istemiyorlar. Sorumluluk noktasında ise biz hiçbir zaman için su kullanıcılara jandarma-polis gücüyle müdahale etme yolunu tercih etmeyiz. İşin ayrıca bir de çevre boyutu var. Sizler bu hususları çok iyi biliyorsunuz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kurumları itham etmek yerine, yaptıklarını anlamaya çalışmak gerekir. Yanlış varsa, bundan dönmek mümkündür. Mesela sizin kurutma tesisiyle ilgili sorunuza gelince, şu anda yapmakta olduğumuz sulak alanların devamlılığını, hayatiyetini sağlama yönünde yapmış olduğumuz çalışmaları ayrıca sizlere sunabiliriz. Ama gerek Manyas’ta olsun, gerekse Sultansazlığı’nda olsun, bundan sonraki dönemlerde de bu sulak alanların hayatiyetlerini sürdürme konusuna yönelik olarak asgari düzeyde su arzını sağlayabilecek planlarını yapmaya, projelendirmeye devam edeceğiz ama vakti zamanında yapılmış olan, bazı alanların ıslah edilmesi, kurutulması programlarını da değerlendirmeye devam edeceğiz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Kısacası, su kaynaklarının yönetimi bir bütündür. İçme suyundan, sulama suyuna, enerji üretimine tümünü bir bütün içerisinde ele alıp kaynakların doğru kullanımını sağlamak gerekir.&lt;br /&gt;Çine Barajı’nın bitmesiyle ilgili hususta, çalışmalar devam ediyor. Mecburen, bu sene uygulanmak zorunda olan sistem olarak suyu, yaklaşık 500–550 km.lik bir menbadan Söke Ovasına kadar indirmeniz başka türlü mümkün olamıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Evde kullanılan çamaşır, bulaşık deterjanının miktarı bile doğrudan, kullanılan her damla su, anında toksine dönüşebiliyor. Sayın Rektör Yardımcımızın ifade ettiği bir husus vardı; acaba kullanılan su miktarı gelişmişliğin bir ölçüsü müdür? Yani, kişi başına günde 200 lt/sn su kullanılıyorken, gelişmemiş, suyu temin edemeyen insanlar 5–10 litre suyla hayatlarını devam ettirmek zorundadır. Esasen şu anda yeni yaklaşımlar, Belçika, Danimarka gibi ülkelerde uygulanıyor. Günde, kişi başına tüketilen su miktarının 200 litreden 150 litreye çekilmesi konusunda programlar uygulanıyor. Çünkü kullanılan her bir litre su, hemen atık suya dönüşmektedir. Atık suyu arıtarak doğaya verecekseniz bir maliyeti göze almak durumundasınız. O zaman idareli ve tasarruflu kullanalım.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Rm1OlFwViNI/AAAAAAAAAMM/XATUGTaIMJs/s1600-h/IMG_1217.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5074798754223458514" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Rm1OlFwViNI/AAAAAAAAAMM/XATUGTaIMJs/s200/IMG_1217.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Biz böyle bir master çalışmasında, Düzce’den başlayıp Edirne’ye kadar olan tüm havzayı içine alan bir belirleme yaptık. Bundan muradımız şu; Düzce’den Edirne’ye kadar olan tüm alanın, Adapazarı, İstanbul, İzmit, Trakya’nın belli kesimini içine alacak şekilde master çalışması başlatıldı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;OTURUM BAŞKANI- Teşekkür ediyoruz.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-7657754746301327691?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/7657754746301327691/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=7657754746301327691' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/7657754746301327691'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/7657754746301327691'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2007/06/su-panelinde-sorular-ve-yantlar.html' title='Su Panelinde Sorular ve Yanıtları'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Rm1PEVwViPI/AAAAAAAAAMc/WZqB0PtXZag/s72-c/032.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-4713414473427340950</id><published>2007-05-31T04:34:00.000-07:00</published><updated>2007-06-05T00:33:53.576-07:00</updated><title type='text'>Doğal Kaynaklar İdarecisi Jim Capel ile söyleşi</title><content type='html'>&lt;div&gt;Değerli okuyucular,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu defa, avcılık ve yaban hayatı yönetimine yıllarını vermiş olan bir Amerikalı yönetici ile konuşuyoruz. Sayın Jim Capel, Illinois Eyaleti Doğal Kaynaklar İdaresi&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn1" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=4321179226459479216#_ftn1" name="_ftnref1"&gt;[1]&lt;/a&gt; Bölge Arazi Müdürü. Kendisi yetkisinde bulunan geniş arazilerdeki avcılık, yaban hayatı ve doğal kaynak yönetiminden sorumlu. Kendisi de çok iyi bir avcı olan Sayın Capel’a sizler için sorduk.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RmCJ1EvchlI/AAAAAAAAAL0/-97-33gb4gk/s1600-h/Ill.+PCE.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5071204725317994066" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RmCJ1EvchlI/AAAAAAAAAL0/-97-33gb4gk/s200/Ill.+PCE.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Mehmet Ekizoğlu- Sayın Capel, IDNR Illinois Eyaletinde halkı doğal kaynakların kullanımında sorumlu davranmaya teşvik ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kapsamda, sizin yapmakta olduğunuz işin, halkın doğayla bütünleştirilmesine çalışan daha büyük bir projenin bir parçası olduğunu söyleyebilir miyiz? İşinizi bize detaylı olarak anlatabilir misiniz?&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Jim Capel- Kendi açımdan bakarsak, dünyanın en iyi işini yapıyorum diyebilirim. Daha büyük planda etki sahibi olan politikaların belirlenmesinde rolüm var ve bu politikaların uygulanmasında, çevre, yaban hayatı ve insanlar için fayda sağlanmasında daha küçük ölçeklerde çalışıyorum. Yetkim altındaki para ve personel için öncelikler sırası belirleyerek küçük dünyamı şekillendiriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Illinois Eyaleti Doğal Kaynaklar İdaresi, Parklar ve Rekreasyon Bölümünde Bölge Arazi Müdürü olarak görev yapıyorum. Illinois’in bu bölgesinde 16 ilde idari görevlerim var. Bölgemin yıllık bütçesi 1,2 milyon dolar. 70 kadrolu ve 35 de geçici personelim var. Bu 16 ilde yaklaşık 41 ayrı bölge ve toplam 76 bin hektarlık araziyi yönetiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;ME- Eyaletin bu bölgesinde halka açık arazilerde yaban hayatının durumu, eski güzel günlerle karşılaştırıldığında nasıl? Bu bölgelerdeki habitatın restore edilip korunmasında siz neler yapıyorsunuz ve sizce bu konuda en iyi politika nedir?&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RmURzFwViLI/AAAAAAAAAL8/_F_IzZzFfrg/s1600-h/Capel_9[1].JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5072480124718647474" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RmURzFwViLI/AAAAAAAAAL8/_F_IzZzFfrg/s200/Capel_9%5B1%5D.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;JC- Bölgemizde halka açık arazilerdeki yaban hayatının durumu henüz o eski güzel günlerdeki haline getirilememiştir. Ancak bu yolda önemli mesafe kat ettik ve her geçen gün iyileşme gösteriyor. 2001 yılında IDNR kamu arazilerine girecek olan avcı sayısını kısıtlama yoluna gitti. Bunun nedeni artık bu arazilerde avcılığın, elde tüfek gezinti yapmak haline dönüşmüş olmasıydı. Sadece uzun bir egzersiz yapılmış oluyordu. Sonuçta bu arazilere girecek avcı sayısında kısıtlamaya gidildi ve avlanacak olanlar çekilişle belirlenmeye başladı. Sonuçta amaç, bu halka açık alanlarda yaban hayatı üzerindeki baskıyı azaltmak ve çekiliş sonucunda ava gidecek avcılara kaliteli bir av sağlamaktı. Bunda başarılı olduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;ME- Bölgenizde yer alan Champaign’de gençler ve diğer avcılar ava açık arazileri rahatça bulabiliyorlar mı? Bu olanakları artırmak için İdarenizin yaklaşımı nedir?&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;JC- Söylemiş olduğunuz bölgede İdaremizce satın alınarak ava açılan ilk kamu arazisi bizim dönemimizde oldu. Bu zamana kadar bu bölgede halka açık avlak olmamasının sebeplerinden birisi, bu bölgenin topraklarının Eyaletin en verimli topraklarını oluşturuyor olması ve son damlasına kadar ekilmesiydi. Dolayısıyla her metrekaresi son derece pahalı olan bu bölgede yaban hayatı için ayrılacak arazi bulmak zor oldu. 200 hektarlık olan Gifford Habitat Alanı, tarımsal araziden otluk ve çalılık alana dönüştürüldü. Bu da yabani sülün ve diğer yaban hayvanları için bulunmaz bir habitat oluşturdu. Burada avcılık IDNR tarafından yapılacak olan çekilişe göre bir düzen içerisinde yürütülecek. Her sezon sadece 16 gün av yapılacak. Bu yaban hayatı üzerindeki baskıyı sınırlı tutacak ve avlanan hayvan sayısını da kontrol edecek. Bu arazinin bulunmasında ve satın alınmasında Champaign İli Pheasants Forever&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn2" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=4321179226459479216#_ftn2" name="_ftnref2"&gt;[2]&lt;/a&gt; teşkilatının büyük desteği oldu. Parası ise habitat pulu kaynağından ödendi. Pheasants Forever, yaban hayatının ve avcılık mirasımızın önemini anlayan ve bunun için zamanını, enerjisini ve parasını harcayan olağanüstü insanlardan oluşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;ME- Avlaklara girebilme ve avlanma konusunda geyik avcılarıyla kuş avcıları arasında fark var mı?&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Rl60FEvchjI/AAAAAAAAALk/hjVwIcBwyV0/s1600-h/JCapel3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5070688229730846258" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 110px; CURSOR: hand; HEIGHT: 209px" height="281" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Rl60FEvchjI/AAAAAAAAALk/hjVwIcBwyV0/s200/JCapel3.jpg" width="156" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;JC- Eyaletimizde yetkimiz dahilindeki avlak miktarı sınırlı. Bu sınırlı alanda herkes her istediğini yapamıyor tabii. Çoğu zaman avcıların istekleri çakışıyor. IDNR olarak fırsat eşitliğini sağlamak için çok çalışıyoruz. Politikaları belirledikten sonra bunların arasında avcılara güvenle en çok avlanabilecekleri imkanları oluşturmak için çaba harcıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;ME- Sizin de iyi bir avcı olduğunuzu biliyoruz. Bu avcı özelliğiniz işinizi yaparken destek oluyor mu, yoksa görevlerinizle çatışmaya düştüğü durumlar oluyor mu? Başka bir deyişle, hem avcı hem de av yöneticisi olmak nasıl?&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;JC- Tabii ki kendi düşüncelerim, işimi yapma şeklimi etkiliyor. Bilgilerim, tecrübem, düşünme tarzım bana yaptığım işte avantaj sağlıyor. Bütün hayatınız boyunca yapmaktan zevk aldığınız işle ilgili olarak çalışmak çok iyi bir şey ve büyük kolaylık sağlıyor. Geçmişim ve kendi takdirimle karar verirken personelimden ve kamuoyundan gelen bilgi ve tepkilerden yararlanıyorum ve en iyi olduğunu düşündüğüm kararları veriyorum. Sonuçta, hem kamu için hem de yaban hayatı ve çevre için en iyisini yaptığımı düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;ME- Koruma çalışmalarınızda ve yaban hayatı ve avcılık eğitimlerinizde gençlere ve bayanlara özel ihtimam gösteriyorsunuz. Bu benim ülkemde pek olmayan bir şeydir. Hayatında bir daha bu konularla ilgilenmeyebilecek olan çocuklar ve bayanlara binlerce dolar harcamanızdaki amaç nedir?&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;JC- Amerika’da bazı kesimler, silahları suç işlemek amacıyla kullanan kişilerle, tüfekleri spor ve rekreasyon amacıyla satın alan ve kullanan vatandaşları karıştırma eğiliminde. Bence çok kritik önemi olan bir nokta, bugüne kadar avcılık yapmamış olanları ve gelecek nesilleri silahlar ve avcılıkla tanıştırmak ve onları eğitmek gereğidir. Bu şekilde her Amerikalının silah sahibi olma hakkını tehdit eden bazı kesimlere karşı mücadele edilmelidir. Öte yandan, her eğitimimizde gençlere özel silah güvenliği kursları bulunmaktadır. Bu kurslarda çocuklara, silahları daha iyi anlamaları ve silahlarla beklenmedik bir durumda karşı karşıya geldiklerinde nasıl davranmaları gerektiği konusunda eğitimler veriyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;ME- Aynı zamanda bir çok korumacı kuruluş üyesisiniz. Bu gibi avcılık kuruluşlarının habitat ve yaban hayatına katkıları konusunda ne düşünüyorsunuz? Sizce çalışmaları karşılığında almış oldukları bağışları hak ediyorlar mı? &lt;a href="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Rl60WkvchkI/AAAAAAAAALs/XB9Wwafn68U/s1600-h/JCapel1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5070688530378556994" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Rl60WkvchkI/AAAAAAAAALs/XB9Wwafn68U/s200/JCapel1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;JC- 12 sene önce bu göreve gelmeden bu kuruluşlarda aktif olarak çalışıyordum. Şuna gerçekten inanıyorum ki, avcı örgütleri çevre ve avcılık üzerinde çok büyük bir olumlu etkiye sahiptirler. Eyalet ve ülke düzeyinde habitata ve yaban hayatına yararlı politikalar ve finansman için lobi yapmaktan tutun da bizzat bu bölgede bir çok alanı yaban hayatı için ayıran ve ekimini gerçekleştiren bu örgütler olmasaydı, yaban hayatı popülasyonları ve yaşamak için ihtiyaç duyduğu habitat şimdiki haline yaklaşamazdı bile..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;ME- Sayın Capel, Türk avcılarına iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;JC- Bir gün umarım emekli olduğumda, sizin ülkeniz de dahil, dünyanın başka yerlerinde avlanmak ve kültürlerini tanımak için seyahat edeceğim. Umarım, dünyanın diğer yerleri de etkin olarak doğal dünyayı koruyacaklardır. O gün geldiğinde ben de yeni yerler tanımak, yeni insanlar görmek ve yeni şeyler öğrenmek için hazır olacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Çok teşekkür ederiz, Sayın Capel.&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn1" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=4321179226459479216#_ftnref1" name="_ftn1"&gt;[1]&lt;/a&gt; IDNR: Illinois Department of Natural Resources.&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn2" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=4321179226459479216#_ftnref2" name="_ftn2"&gt;[2]&lt;/a&gt; Yabani sülün habitatının korunması ve geliştirilmesi için çalışan gönüllü bir kuruluş.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-4713414473427340950?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/4713414473427340950/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=4713414473427340950' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/4713414473427340950'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/4713414473427340950'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2007/05/doal-kaynaklar-idarecisi-jim-capel-ile.html' title='Doğal Kaynaklar İdarecisi Jim Capel ile söyleşi'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RmCJ1EvchlI/AAAAAAAAAL0/-97-33gb4gk/s72-c/Ill.+PCE.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-2272304542013681894</id><published>2007-04-25T02:50:00.000-07:00</published><updated>2007-04-25T03:35:12.230-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='conservation'/><title type='text'>Gelecek için "Rastgele" mi?</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Ri8lY3bJcqI/AAAAAAAAAK8/4niVubaqnPk/s1600-h/IMG_1216.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5057302015685259938" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Ri8lY3bJcqI/AAAAAAAAAK8/4niVubaqnPk/s200/IMG_1216.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Büyük Menderes’teyiz&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük Menderes Nehrindeki ilk ördek avını hatırlıyor Ali Altınkaya. Anlatırken o anı tekrar yaşıyor sanki. Ovada Aşağıdip Gölünden Büyük Menderes Nehrine doğru yürürken yüzümüzü serin bir bahar esintisi okşuyor. Aynı esintiyle sallanan geçen seneden kalma kuru sazlar ve bu baharda çıkan yeşil sazlar Büyük Menderes Havzasının bu bereketli sulak alanının yüzlerce yıllık sakinlerinden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Aşağıdip Gölü &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali Altınkaya, hem yörenin aydın çiftçilerinden, hem de Yenipazar Avcılar Kulübü başkanı. Çocukluğundan bu yana Büyük Menderes Nehri ile haşır neşir... Ekim zamanı tarlasında toprağı dinleyen Altınkaya, güz geldiğinde aynı topraklarda bıldırcınları ağırlıyor. Büyük Menderes Nehrinin taştığı dönemlerdeki ördekleri, çevredeki tarlaları mesken tutan kazları anlatırken gözlerinin parladığını farkediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sırada yanımızdaki tarlayı süren çiftçinin traktörünün peşindeki leylekler, açığa çıkan koyu kahverengi toprakta kendilerine düşeni toplamakla meşguller...&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Ri8lqHbJcrI/AAAAAAAAALE/S7nDM6fcV1I/s1600-h/IMG_1224.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5057302312038003378" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Ri8lqHbJcrI/AAAAAAAAALE/S7nDM6fcV1I/s200/IMG_1224.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Aşağıdip Gölü Büyük Menderes'ten, coğrafya derslerinde öğrendiğimiz menderesler çizme özelliği sonucunda bir parça kopması ile oluşan bir göl. Çok büyük bir göl değil, ancak havzada kendisine benzeyen bir çok küçük göl gibi doğal hayat açısından ve yeraltı suları bakımından üstlendiği rol çok önemli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Menderes’te susuzluk&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali Altınkaya bize gölün bu bahar yağmurları döneminde olması gereken seviyesini ve şimdi neredeyse bir metre azalmış su seviyesini gösteriyor. Barajlardan verilecek sularla alakası olmayan bu küçük gölün yeraltı suyu ile beslendiği apaçık. Şimdi su seviyesinde görülen azalma da yeraltı sularındaki tehlikeli gidişin bir göstergesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Ri8l93bJcsI/AAAAAAAAALM/ql-Dnrsb3QE/s1600-h/nisan_07+032.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5057302651340419778" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Ri8l93bJcsI/AAAAAAAAALM/ql-Dnrsb3QE/s200/nisan_07+032.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Büyük Menderes Nehri, havzanın en önemli su kaynağı... Beslendiği kollar üzerine barajlar kurulmuş. En büyükleri Adıgüzel Barajı ve Kemer Barajı. Bu barajlar izin verirse Büyük Menderes Nehrine ve onun hayat verdiği göllere, topraklara su gelecek. Şu anda nehirde su yok. Barajlar kurak mevsimde sulamaya verebilmek için su tutuyorlar. Susuzluktan nehirde taban toprağı yer yer ortaya çıkmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük Menderes Nehrinin ıslahı çalışmaları sonucunda yaklaşık yüz kilometrelik kısımda nehrin tabanı kazınmış ve etrafına setler yapılarak kenarları yükseltilmiş. Nehrin sularıyla eritebileceği kenarlara ise dağdan getirilen kayalar ile destekler yapılmış. Nehrin her iki kıyısında binlerce böceğe, göçmen kuşlara, sincaplara, su samuruna ve daha nice canlıya ev sahipliği yapan söğüt ağaçları, ılgınlar ve sazlıklar sökülmüş, kesilmiş, yok edilmiş. Artık yaban ördeklerinin Büyük Menderes’te gelebileceği bir yuvaları yok. Onun yerine moloz yığınları var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Islah ve sulama&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Açıklanan amaç, taşkını önlemek.. Islah çalışmasının başladığını belirten 24 Kasım 2004 tarihli bir gazete haberinde “amacın sulama mevsiminde bırakılan suların Söke Ovasına ulaşmasını sağlamak olduğu” belirtiliyor. &lt;a href="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Ri8mXnbJctI/AAAAAAAAALU/5vaX8N5BooU/s1600-h/IMG_1217.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5057303093722051282" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Ri8mXnbJctI/AAAAAAAAALU/5vaX8N5BooU/s200/IMG_1217.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz Salı günü Denizli İl Koordinasyon Toplantısında konuşan DSİ Bölge Müdürü, “yetersiz rezerv nedeniyle tarım arazilerinde ikinci ürün ekiminin yasaklanacağını” söylüyor. Havzanın ortalarında bulunan Sarayköy Sulama Birliği Başkanı Yasin Çetinkaya, “DSİ Bölge Müdürlüğü çiftçiye karşı anlayışlı davranmıyor. Arazilerimize 10 günlük bile su verseler yeterli olacak ama sulama sezonu olmasına rağmen hiç vermiyorlar” diye yakınıyor. Ancak bu gelişmelerin henüz başlangıç olduğu belli...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sulama konusu havzanın başlıca gündemini oluşturuyor. Ali Altınkaya’ya bu ıslah çalışmasının yöre tarımına olası etkilerini soruyoruz. Bize Büyük Menderes Nehrinin taşkınlarının yöre tarımına aslında yararlı olduğunu, ancak bu çalışma ile taşkın meydana gelmeyeceği için çalışma yapılan yerlerdeki üretimin olumsuz etkileneceğini anlatıyor. Gerçekten de amaç taşkını önlemek ise dünyanın yapmış olduğu bilimsel ve çevreyle uyumlu projeler var. Suyu yönetenlerin bunlardan haberdar olmadığını zannetmiyoruz. Sayın Altınkaya çevredeki tarlaların aslında Büyük Menderes nehrinin doğal taşkın alanı olduğunu belirtiyor. Zamanla nehrin akışını ve yatağını değiştirmesiyle tarlaların da tapudaki gibi kalmadığını; bazen küçüldüğünü, bazen de karşı kıyıda kaldığını anlatıyor. Bu açıklamalardan, aslında bu arazilerin Nehrin doğal taşkın alanı olarak ayrılması gerektiği sonucuna varıyoruz. Daraltılmış nehir, ne taşkın yönetimi tekniğine ne de ekolojiye uyuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Altınkaya, Büyük Menderes kenarlarında suların taşması ve geri çekilmesi için düzenlemeler yapılması gerektiğinin altını çiziyor. “Menderes’in taşmasının sebebi baraj yönetimidir. Bilim yalan söylemez. Bu işlerin hesapları var. İşte ne kadar yağış olursa baraja , menderes yatağına ne gelir. Bu yazın farklı kışın farklı olabilir. Bu hesapların öngörülerin yapılabilmesi için önce istatistik bilgilere ihtiyaç var.” diye de ekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğal taşkın alanlarında oluşturulacak dönemsel veya sürekli sulak alanların tarıma, çevreye, yer altı sularına ve yörenin iklimine yapacağı olumlu etkileri konuşuyoruz. Bunun için sivil toplum örgütleri ile devletin işbirliği yapması şart.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Avcıların duyarlılığı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali Altınkaya yörenin önemli çiftçilerinden... Doğal hayatın sadece çevreciler için gerekli olmadığını çok iyi kavramış. Konuyu yetkililere anlatmaya çalıştığını, ancak sorularına tam yanıtlar alamadığını söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönüşte diğer avcılarla da görüşüyoruz. Onlar da Büyük Menderes nehrinde işlerin iyi gitmediğinin farkındalar. Yenipazar’da avcılar aynı zamanda çiftçi, çiftçiler aynı zamanda da avcılık yapıyor. Her iki uğraşı icra edenler doğayı birebir izleyen, değişiklikleri yakından gözleyebilen ve duyarlılığı yüksek kesimler... Yenipazar Avcılar Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi Osman Bolatoğlu da öyle. Bu yazın zor geçeceğini anlatan Bolatoğlu, “Yanlış yaptılar” diyor. “Dağın taşının ne işi var Menderes’te?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gelecek için “Rastgele”mi?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Aşağıdip Gölünde sazlar hala yemyeşil... Su düzeyi azalsa da balıkçılar kenarda oltalarını &lt;a href="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Ri8uf3bJcuI/AAAAAAAAALc/zfqHz7OMhAw/s1600-h/IMG_1229.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5057312031548994274" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Ri8uf3bJcuI/AAAAAAAAALc/zfqHz7OMhAw/s200/IMG_1229.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;“rasgele” diyerek göle atıyorlar. Göl hala bir çok su kuşuna ve yaban hayvanına barınak sağlıyor. Yer altı sularındaki azalmadan başka, gölün kenarlarına çöp dökülmesi, bazı sazlıkların tarlaya dönüştürülmesi gibi tehditlere de maruz kalıyor. Bir başka tehlike de ıslah çalışması ile kaynağı olan Büyük Menderes ile irtibatının kesilmiş olması. Tüm tehditlere karşın dayanmaya çalışan Aşağıdip Gölünü eski dostu rüzgar ile başbaşa bırakıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük Menderes Nehri Havzası ilgi ve profesyonel yardım bekliyor. Bilimsel destek ve entegre havza yönetimi istiyor. Bu zamana kadar bunun farkında olmayanlar susuz geçecek bu yaz anlayacak gibi görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-2272304542013681894?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/2272304542013681894/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=2272304542013681894' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/2272304542013681894'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/2272304542013681894'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2007/04/gelecek-iin-rastgele-mi.html' title='Gelecek için &quot;Rastgele&quot; mi?'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Ri8lY3bJcqI/AAAAAAAAAK8/4niVubaqnPk/s72-c/IMG_1216.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-8527627776389426044</id><published>2007-04-06T06:49:00.000-07:00</published><updated>2007-04-06T07:08:42.654-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hunting'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='conservation'/><title type='text'>ABD’de Tarım ve Yaban Hayatının Korunması - Jerry Heinz ile Söyleşi</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RhZTqi1E67I/AAAAAAAAAK0/L1xieSV3cKY/s1600-h/Bush_farm2-515h.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5050316022511627186" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RhZTqi1E67I/AAAAAAAAAK0/L1xieSV3cKY/s200/Bush_farm2-515h.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;div&gt;&lt;strong&gt;Bush’tan “bıldırcın” sözü&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2005 yılı Ağustos ayında Katzenmeyer Çiftliği olağanüstü bir gün yaşadı. Minnesota’nın tarım arazilerinin arasında bulunan bu çiftlik, ABD Başkanı George W. Bush’u ağırlıyordu. Tabii Başkan ile birlikte bir Gizli Servis ajanlar ordusu, basın mensupları ordusu ve avcılık örgütleri liderleri de oradaydılar.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;p&gt;Bu çiftlikte Başkan Bush, “ &lt;em&gt;koruma programını, önemli otluk alanları da kapsayacak şekilde genişletecek şekilde artıracaklarını&lt;/em&gt;” açıkladı. Bush, açıklamasında “&lt;em&gt;Genelde tarlalarda sınırları oluşturan bu arazilerin katılmasıyla amacımız, bıldırcın populasyonunu yılda 750 bin kuş artırmak…”&lt;/em&gt; dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katzenmeyer çifti uzun suredir çiftliklerinin önemli bir kısmını çeşitli koruma programlarına kayıt ettirerek doğal hayatın geliştirilmesine katkıda bulunuyorlardı. Bu koruma programları olarak çevirebileceğimiz “Conservation Programs” neydi ki koskoca Amerikan Başkanına tarlaların ortasında bıldırcınlar hakkında beyanat verdiriyordu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ABD’de tarımın yakın geçmişi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1950li yıllarda Amerikan toplumu savaş sonrası nüfus patlamasını yaşıyordu. Doyurulacak kalabalık bir kitle ile karşı karşıyaydı Amerikalılar. Nüfus patlaması ile şehirler daha da kalabalıklaştı, gıda fiyatları arttı. Bu artış tarımsal ürünlerin fiyatlarına da yansıdı. 1960lı yıllar Amerikan çiftçisinin altın yıllarıydı. Özellikle Midwest denilen Amerika’nın en büyük tarımsal arazilerinin bulunduğu eyaletlerde büyük bir değişim başlamıştı. Iowa, Illinois, Indiana, Wisconsin gibi eyaletlerde başlayan bu değişimden kısa surede bütün ülke nasibini aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey daha fazla ekilecek tarla içindi. O zamana kadar ilgilenilmeyen bütün araziler dev traktörlerle sürüldü, çitler sokuldu, tarlalar arasında sınır oluşturan toprak yığınları dağıtıldı, kanal, göl ve nehirlerin kenarlarına kadar ekildi biçildi. Atılan ilaçlar ile tarlalarda yabancı ot kalmadı. Bu değişimden ürünler de nasibini aldı. Aile için üretilen, ekonomik olmayan ürünlerden vazgeçildi, fabrikalar için gıda hammaddesi oluşturan mısır ve soya fasulyesi diğer bütün ürünlerin yerini aldı. Artık tarlalar kilometrelerce mısırdan oluşuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1970lere gelindiğinde Amerikan tarımı krize sürüklenmek üzereydi. Verim düşüyordu. Nüfus artısı yavaşlamış, talep düşmüştü. Üretimin artması nedeniyle fiyatlar da düşmüş, çiftçilerin gelirleri azalmıştı. Tarımsal sektörde gelir azalmasına neden olan bir başka etken daha vardı. Amerikan toprağı verimini yitirmek üzereydi. Dünyanın en verimli arazileri artık ayni verimi vermez olmuştu. Amerikan çiftçisinin bunun gübre veya “daha fazla kimyasal” ile çözülmeyeceğini anlaması uzun surdu. Sorun topraktaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikan tarımsal arazileri erozyona uğramaktaydı. Yapılan entansif tarım, tarlalarda erozyonu önleyecek bütün koruyucu unsurları ortadan kaldırmıştı. Tarlaların kenarlarında ağaçlı, çalılı alanlar, otlu sınırlar, sulak alanların çevresindeki sazlı ve otlu araziler su tutumunda yardımcı olarak su erozyonunu engelliyor ve rüzgarı keserek rüzgar erozyonuna karşı koruma oluşturuyordu. Amerikan çiftçisi daha fazla arazi ekmek için buraları sürdüğünde, erozyon nedeniyle verim kaybıyla karşı karşıya kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Verimdeki düşüşün bir başka nedeni, yine doğal bitki örtüsü içeren arazilerin tarımsal üretime katılmasıyla yitirilen “su tutulması” imkanı ve yeraltı sularının dengede tutulması idi. Bu imkan kaybedilince tarlanın toprak-su dengesi bozuluyor ve dolayısıyla verim de düşüyordu. Yeraltı su dengesinin bozulması, içme sularının kalitesinin düşmesinin de bir nedeniydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RhZRZS1E63I/AAAAAAAAAKU/l58mY-ucIkg/s1600-h/sulun.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5050313527135628146" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RhZRZS1E63I/AAAAAAAAAKU/l58mY-ucIkg/s200/sulun.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Atılan kimyasallar ve aşırı sürme ile toprağın organik yapısı bozuluyor, toprağın verimine katkıda bulunan böcekler, kurtlar, kemirgenler, kuşlar, memeliler ve diğer tür hayvanlar toprağı terk ederek tarlayı “cansız” halde bırakıyorlardı. Bu şekilde toprak “canlı organizma” özelliğini yitirerek kendini yenileme imkanından yoksun kalıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak, tarımsal arazilerdeki bu organik kayıp doğal hayata da zarar veriyordu. Kısa sürede Amerikan tarımsal kesiminde yaban hayatı kaybı yaşandı. Prairie Chicken denilen bir tür keklik soyu tükenme noktasına geldi. Uzun sure önce ABD’ye Avrupa’dan getirilerek yerleştirilmiş olan sülün hiçbir yerde görülmez oldu. Geyikler iyice orman içlerine çekildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Koruma Programının ortaya çıkışı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kötü gidişat Amerikan Tarım Bakanlığını harekete geçirdi. Erozyonun önüne geçmek, tarımsal arazilerinin kalitesini artırmak ve tarıma elverişli olmayan arazilerin ekilerek maliyetin artmasına engel olmak amacıyla Conservation Reserve Program (CRP-Koruma Alanı Programı) adı ile bir program hazırlanarak Kongre’ye sunuldu. Hazırlanan tasarı 1985 Tarım Kanunu ile birlikte Kabul edilerek yürürlüğe konuldu. İlerleyen yıllarda da yasa kapsamı genişletilerek yenilendi. Bu Program bugüne değin yaban hayatı korunması alanında dünyada yapılmakta olan en başarılı ve en geniş çalışma olma özelliği taşımaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Koruma Programı (CRP) nedir? Nasıl çalışır?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;CRP kapsamında, çiftçiler tarıma elverişli olmayan, fakat doğal kaynaklar yönünden önem taşıyan arazilerini ekmeyerek doğal hayata ayırmaktadırlar. ABD Tarım Bakanlığı bunun karşılığında çiftçilere ayırdıkları alan ölçüsünde kira ödemektedir. İlk başta bu programın amacı erozyonun önlenerek tarımsal arazilerin verimliliğinin artırılması ve fazla üretimin önüne geçilerek tarımsal ürünlerin fiyatlarına bir istikrar getirilmesi olarak belirlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Programa kayıt olmak isteyen çiftçiler istedikleri arazilerini 10 yıl boyunca ekip biçmeden doğal hayata ayırmak ve bu süre zarfında da Tarım Bakanlığının bu arazi parçasını doğal hale getirmesinde yardımcı olmak durumundadır. Tarım Bakanlığı yetkilileri ile işbirliği halinde çiftçi bu arazinin eski durumunu alması için özgün ve doğal bitki örtüsünü kuracaktır. 10 yıl sonunda çiftçi programda kalmaya devam etmek isterse avantajları artarak sürecektir. Bu şekilde elde edilen faydalar aşağıdaki gibidir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Oluşturulan doğal habitattan yaban hayati azami ölçüde istifade etmektedir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Sürekli akıntıların önlenmesi, erozyonun azalması gibi nedenlerle su kalitesi artmaktadır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Azalan su ve rüzgar erozyonu ile çiftliğin verimi artmaktadır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Hava kirliliği azalmakta ve çevre kalitesi artmaktadır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Tarımsal üretime elverişsiz araziler seçildiği için tarımda nispi maliyet düşmektedir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Ve Habitat&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Program çalışmaya başladıktan sonra büyük başarı kazanmış ve Amerikalı çiftçiler arasında büyük katılım sağlamıştır. Programın başarısı yanında fark edilen bir başka etkisi de olmuştur. CRP, tarımsal üretimin artışıyla sürekli gerileyen ve habitat kaybeden yaban hayatına büyük yararlar sağlamış ve habitat oluşturmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Örnek Çiftçi ve Avcı Jerry Heinz ile Söyleşi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RhZR5y1E64I/AAAAAAAAAKc/r-bZmw8rOio/s1600-h/Jerry_Heinz.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5050314085481376642" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RhZR5y1E64I/AAAAAAAAAKc/r-bZmw8rOio/s200/Jerry_Heinz.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İllinois Eyaletinin önde gelen çiftçilerinden olan Sayın Jerry Heinz ile sohbet etmek ve çiftliğini görmek üzere, Tolono şehrinde bulunan Heinz çiftliğine gittik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiftliğe geldikten sonra Jerry ATV’si (all terrain vehicle- her arazide sürülebilen araç) ile arazilerini ve yaban hayatına habitat olarak ayırdığı bölgeleri gösterdi. Sn Heinz bu konuda çiftçiler arasında lider konumunda… Üç yıl Pheasants Forever’in (Sülün ve diğer yaban hayvanlarının doğal yaşam alanlarının korunması amacıyla kurulan bir örgüt) Champaign Bölgesi Başkanlığını da yürüten Sn Heinz, tarım ve yaban hayatına destek veren programlar nedeniyle bir çok kere Amerikan Kongresi üyelerince ve Beyaz Saray tarafından kabul edilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Heinz’in kendi inisiyatifi ile sürmeyerek doğal haline bıraktığı tarlasının bir kısmı sulak alan haline gelmiş. Sn Heinz buraya gerekli otları ekerek ve zamanında biçerek tam anlamıyla doğal bir sulak alan oluşturmuş. Bir zamanlar tarla olan bu arazi şimdi ördeklerin, sülünlerin ve diğer bir çok yaban hayvaninin evi haline gelmiş. Biz ziyaret ettiğimizde yeşilbaş ve orman ördekleri ile bir çok su kuşu kaynı&lt;a href="http://yordu.ye/"&gt;yordu.Ye&lt;/a&gt;şilbaş ördeklerin hemen önümüzden havalanması görülmeye değer bir manzaraydı. Jerry Heinz, her yıl ektiği tarlayı basan sular kuruyuncaya kadar bu tarlayı ekmeyeceğini, böylelikle yaban hayvanlarının, özellikle de ördek civcivlerinin bu araziyi sonuna kadar kullanabileceğini söyleyerek bizi bir kere daha şaşırttı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jerry Heinz ile sizler için konuştuk: &lt;a href="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RhZSii1E65I/AAAAAAAAAKk/5MvDURY8X_U/s1600-h/DSC_23.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5050314785561045906" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RhZSii1E65I/AAAAAAAAAKk/5MvDURY8X_U/s200/DSC_23.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;/strong&gt; - Sayın Heinz, İllinois Eyaletinde habitata önem veren çiftçiler arasından lider rolü üstlendiğinizi biliyoruz. Aynı zamanda iyi bir avcı ve avcılık-koruma örgütlerinin büyük bir destekçisisiniz. Bunca özellik bir kişide nasıl buluştu? Başka bir deyişle korumacılık duygusu ve etiği sizde nasıl gelişti?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Jerry Heinz&lt;/strong&gt; – Çocukluğum halen yaşadığım çiftlikte geçti. Çoğu zamanımı doğada, etrafta görülebilecek ne varsa görmeye çalışarak geçirirdim. Çiftliğimizde mısır, ekin, bazı diğer tahıllar ve hayvancılık vardı. Tarlalar şimdiki duruma göre daha küçüktü ve etrafları çitler ve ağaçlar ile çevriliydi. Bu durum av hayvanları için mükemmel bir habitat oluşturuyordu. Çiftliğin içinden geçen kurutma kanallarındaki su, tarlalardaki hasat kalıntısı ve otlar tarafından süzüldüğü için son derece temiz akardı. Bu kanalların kenarlarında saatlerce balık tuttuğumu hatırlarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1960lı yılların sonuna doğru tarım ekonomisi değişmeye başladığında, babam bütün diğer çiftçilerin yapmakta olduğunu yaptı ve daha önceden sürülmemiş heryeri, her otu sürdü. Hayvanlarını sattı ve çitleri kaldırdı. Bunun amacı heryeri sürerek üretimi artırmaktı. Amerikan çiftçisi o zamanlar dünyayı beslemek için bunu yapmaya cesaretlendiriliyordu. 1970lerin sonuna doğru çevre çok değişmişti. Çiftçiler sahip oldukları arazinin son santimine kadar ekiyorlardı. Entansif üretim, yaban hayatı için hiç yer bırakmıyordu ve yaban hayatı sayıları azalmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikan Ortabatısı 1977 ve 1978 yıllarında iki sert kışı üstüste yaşadı. Kalan sülünler ve diğer kuşlar için sert kışı geçirecek ne bir korunak ne de yeterince yiyecek kalmıştı. Korkunç bir kayıp yaşandı. Bu habitat kaybı ve sert kışlar boyunca çiftliğimizin bir taraftan tam ötekine gidişini yaşadım. Bir zamanlar yaban hayatı için çekim merkezi olan çiftliğimiz şimdi hiçbirini hayatta tutacak halde değildi. Yaşanan değişikliklerin buna neden olduğunu biliyordum ama o zamanlar çiftliğimiz için başka çare yok gibiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukken çok sevdiğim şeyleri özlüyordum. Kendi ailemi kurduğumda, çocuklarımın benim yaşadığım deneyimleri yaşayamayacağını hissettiğimde büyük kaybın farkına vardım. O zaman çiftliğime habitatı geri getirmenin yollarını araştırmaya başladım ve Amerikan Tarım Bakanlığınca önerilen Koruma Rezervi Programını (CRP) buldum. Gençliğimdeki habitatı geri getirmeye çalıştığımda devletin bana para ödeyeceğini öğrendiğimde çok heyecanlanmıştım. İlk projeyi tamamladığımda yeni projeler için hazırdım bile..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ME –&lt;/strong&gt; Bize tarımsal uygulamalarınızdan ve bunların yaban hayatına nasıl katkıda bulunduğundan bahseder misiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;JH –&lt;/strong&gt; Bütün tarlalarımı &lt;em&gt;no-till&lt;/em&gt; tekniği ile ekiyorum. Başlıca amacım, toprağı korumak ve yaban hayatı için geride bir şeyler bırakmak. Bu tekniği uyguladığımda toprağı sürdüğüm zamanlara göre masraflarımın azaldığını ve kar ettiğimi gördüğümde çok şaşırdım. &lt;em&gt;No-till&lt;/em&gt; yöntemi kullanarak tarladan tarlaya gidiş sayılarını azalttım. Bu toprağı daha az rahatsız etmemi sağladı. Yine bu yöntem ile hasattan sonra tarlada bırakılan kalıntılar, yeni ekim mevsimine kadar yaban hayvanlarına yiyecek ve habitat sağlıyor. Bu aynı zamanda sert geçen kış dönemlerinde saklanacak yer demek..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ME –&lt;/strong&gt; Arazinizin bir kısmını hiç ekmeyerek yaban hayatına ayırıyorsunuz ve kalan arazinizi de &lt;em&gt;no-till&lt;/em&gt; tekniği ile ekiyorsunuz. Bütün bunlar cebinize fazladan para koymuyor. Korumacılık size pahalıya mal oluyor mu? Yoksa hükümet destekleri ve &lt;em&gt;no-till&lt;/em&gt; tarımındaki masrafların azalmasıyla korumacılık daha mı karlı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;JH –&lt;/strong&gt; Arazimin yalnızca bir kısmını hiç devlet desteği almadan doğal hayat ayırdım. Bu kısımlar çeşitli nedenlerle devlet desteği almıyor ancak bana göre tam bir koruma habitat planı için ayrılması gerekliydi. &lt;em&gt;No-till&lt;/em&gt; ise bu desteklerden tamamen ayrı bir konu. O konuda herhangi bir destek almıyorum. Bence bu yaptıklarımın tam karşılığı banka hesabımdaki paranın artması değil, bu çiftlikte yeşermesine yardımcı olduğum yaban hayatını seyretmenin verdiği hazdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ME –&lt;/strong&gt; Korumacı tarımın yaban hayatına olan katkısından başka yararları nelerdir? Örneğin çevreye yararı nedir?&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RhZSyC1E66I/AAAAAAAAAKs/LWwWx0uHbkA/s1600-h/ciftlikvesulakalan.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5050315051849018274" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RhZSyC1E66I/AAAAAAAAAKs/LWwWx0uHbkA/s200/ciftlikvesulakalan.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;JH –&lt;/strong&gt; Ben aynı zamanda yerel sulama birliğinde komisyon üyesiyim. Bu bölgede toprağı olan ve suyu kullanan herkes için iyi sulama sisteminin ve etkin kurutma kanallarının devamını sağlamak benim sorumluluklarımdan birisi. Korumacı tarım yöntemleri popüler hale geldikten sonra, suya karışan toprak oranında büyük azalmalar oldu ve kurutma sistemleri sağlıklı hale geldi. Sulak alanlara ve tarlalarımıza ekilen doğal otlar ve habitat sistemleri sularımızı pestisitlerden ve gübrelerden temizleyen birer filtre görevini görür oldular ki bu hem sulama sistemlerimiz için hem de su kaynaklarımız için çok önemliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ME –&lt;/strong&gt; Komşularınız sizin korumacı uygulamalarınız hakkında ne düşünüyor? Diğer arazi sahiplerinin yaklaşımı nasıl?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;JH –&lt;/strong&gt; Komşularım eskiden bana gülerek bakardı, ama şimdi aynı programlardan yararlanarak aynı sistemi kurmaya çalışıyorlar. Arazi sahipleri ve benim tarla kiraladığım kişiler de o eski yıllarda buraların nasıl olduğunu bilen insanlar. Paraları gelmeye devam ettikçe habitat yaratma fikri hoşlarına gidiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ME –&lt;/strong&gt; Korumacılık ve doğanın insan tüketimi için kullanılmasındaki felsefeniz nedir? Demek istiyorum ki, hem çiftçilik yaparak hem de doğadan kazandığınızın bir kısmını doğaya geri vermedeki felsefi nedeniniz nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;JH –&lt;/strong&gt; Toprak üzerinde yaşayan bizlerin toprağa iyi bakmamız gerektiğine inanıyorum. Hem toprağımızı korumak, hem de yaban hayatı için habitat sağlamak anlamında. Eğer çevremizde görebileceğimiz ve beraber yaşamaktan mutluluk duyacağımız hiçbir yaban hayvanı olmasaydı ne kadar yalnız bir dünya olurdu... Doğayı kendi amaçlarımız doğrultusunda kullanmaya gelince.. Dünya nüfusunun önemli bir çoğunluğu et ile beslenmektedir. Etin marketlerden gelmesi ile çiftliğimdeki otlardan yetişmesi arasında bir fark görmüyorum. Çiftliğimde yaban hayatı çok çeşitli ve zengindir ve sıkça avlanmaktadır. Avcılık için konulmuş olan kurallar, bu zengin yaban hayatını korumak ve geliştirmek üzere konulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ME –&lt;/strong&gt; Teşekkür ederiz, Sayın Heinz.&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-8527627776389426044?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/8527627776389426044/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=8527627776389426044' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/8527627776389426044'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/8527627776389426044'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2007/04/abdde-tarm-ve-yaban-hayatnn-korunmas.html' title='ABD’de Tarım ve Yaban Hayatının Korunması - Jerry Heinz ile Söyleşi'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RhZTqi1E67I/AAAAAAAAAK0/L1xieSV3cKY/s72-c/Bush_farm2-515h.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-2176361252747128321</id><published>2007-04-02T06:09:00.000-07:00</published><updated>2007-04-03T01:47:23.515-07:00</updated><title type='text'>Çocuklar için sulak alanlar, Sulak alanlar için çocuklar...</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Su sorunu heryerde &lt;a href="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RhEBINL5Q6I/AAAAAAAAAJ8/U6QpHQzn-Co/s1600-h/cocuklar4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5048817897749169058" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RhEBINL5Q6I/AAAAAAAAAJ8/U6QpHQzn-Co/s200/cocuklar4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Su artık her akşam haber bültenlerinin olmazsa olmaz konularından birisi... Bu yaz arabasını hortumla yıkayan birisini gördüğümüzde kızgın gözlerle uzun uzun süzeceğiz gibi ... Ya da çocuğumuz TV seyrediyorsa sabahları traş olurken musluğu kapatmaya gelecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su için alınacak önlemler bu kadar basit mi? Arabamızı yıkamaktan vazgeçtik, traş olurken de dikkat ettik. Hepsi bu kadar mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiftçilerimiz de bu yaz susuzluktan nasiplerini alacaklar. Kanaletlerden bahçe aralarına gürül gürül akan su görüntüleri mazide kalmış gibi görünüyor. Çiftçilerimiz ya damlama sistemini keşfedecek veya uzun yaz gecelerinde su başında kavga edecekler. Pamuk tarlalarında savakları gölleme su ile doldurduğumuz günler, bir daha gelmemecesine gitti sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Perşembenin gelişi&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RhEBA9L5Q5I/AAAAAAAAAJ0/TmjleSYTrMo/s1600-h/cocuklar1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5048817773195117458" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RhEBA9L5Q5I/AAAAAAAAAJ0/TmjleSYTrMo/s200/cocuklar1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Neyi yanlış yaptığımızı çok konuştuk. Hala da kirlenme ve suyun yanlış kullanımı konusunda çok nutuk dinliyoruz. Hem biz vatandaşlar, hem de suyun yönetiminden sorumlu devlet yetkilileri Perşembenin gelişini Çarşambadan göremedik. Barajlarımız küresel ısınma nedeniyle boş kalmışmış. Küresel ısınma sanki bir iki yılın sorunu imiş gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugüne kadar makro bir önlem alınmadı. Hala da alınacak gibi görünmüyor. Valiler toplanıyor, seminerler yapılıyor, sonuç yok. Kirlilik ölçüm istasyonu deniliyor, başka da bir şey yok. Entegre Havza Yönetim Planı nerede? Nehir Havzası Çalışma Grubu bugüne değin ne yapmıştır? Bu sorularımız yanıt bekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, su kaynaklarımız gayrı profesyonel yöntemlerle çarçur edilmeye devam ediyor. Ülkemizde ve bölgemizde suyun öneminin ve sulak alanların kıymetinin çocuklarımıza anlatılacağı programlar yapılmamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sulak alanlar ve çocuklar&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RhEBStL5Q7I/AAAAAAAAAKE/u66L2qfNcYs/s1600-h/cocuklar3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5048818078137795506" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RhEBStL5Q7I/AAAAAAAAAKE/u66L2qfNcYs/s200/cocuklar3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sulak alanların kıymetini anlatabilmek için, yerinde görmek lazım. Çocuklarımıza suyun ve doğanın önemini yerinde gösterip öğretebilmeliyiz. Bunun için yerler, müzeler ve eğitim merkezleri hazırlamalıyız. Okullar bu merkezlere geziler düzenlemeli. Haftasonları aileler hem gezip hem de öğrenebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sulak alanlar, atmosferden karbondioksit emilmesinde bir ormanın 4 katı daha fazla etkilidir. Sel sularının emilmesinde ise en büyük etmendir. Suları biriktirir. Yeraltı sularını besler. Toprağın kimyasal yapısını dengede tutarak verimliliği sağlar. Havayı yumuşatır. Doğal zenginliği barındırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklarımıza sulak alanlarımıza duyduğumuz ihtiyacı öğretmeliyiz. Çünkü gelecekte onlara ihtiyaçları var. Sulak alanların da çocuklarımıza ihtiyacı var. Onlara sulak alanları şimdi göstermeliyiz ki, gelecekte bu konuda adım atsınlar ve korusunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklar ördeği, su çulluğunu, beyaz balıkçılı, gri balıkçılı, pelikanı ve daha nice hayvanın yuvası olan sazlıkları TV belgesellerinde değil, yerinde izleyip öğrenmeliler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun için ovamızdaki sulak alanlarımızı koruyup geliştirmeliyiz. Öğretici ve saklayıcı merkezler inşa etmeliyiz. Bu hem istikbalimize yapacağımız bir yatırım, hem de yöremizin ekolojik turizme atacağı bir ilk adım olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-2176361252747128321?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/2176361252747128321/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=2176361252747128321' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/2176361252747128321'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/2176361252747128321'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2007/04/ocuklar-iin-sulak-alanlar-sulak-alanlar.html' title='Çocuklar için sulak alanlar, Sulak alanlar için çocuklar...'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RhEBINL5Q6I/AAAAAAAAAJ8/U6QpHQzn-Co/s72-c/cocuklar4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-494359503267248714</id><published>2007-03-19T06:16:00.000-07:00</published><updated>2007-03-19T06:25:25.117-07:00</updated><title type='text'>Büyük Menderes'te son durum</title><content type='html'>Değerli dostlar, &lt;div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;DSİ 21.Bölge Müdürlüğü tarafından yapılan Büyük Menderes Nehri'nde "ıslah" adı verilen kanallama çalışması devam ediyor. Kamuoyunun görüş ve önerilerini dikkate almayan bir çalışma yapılıyor ve kimseye de bilgi verilme zahmeti de gösterilmiyor. Çağdışı ve çevreye duyarsız bu yapılanlara ilişkin son resimleri ekliyorum. Büyük Menderes Nehri'nin eski yeşili ile, ağaçları ve kuşları ile, balıkları ile ekolojik yapısını bilenlere "geçmiş olsun" diyorum. Söz resimlerde...&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Rf6OeVJdF_I/AAAAAAAAAJY/hugZQTnep6c/s1600-h/kazi.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5043625284425553906" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Rf6OeVJdF_I/AAAAAAAAAJY/hugZQTnep6c/s200/kazi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Rf6Om1JdGAI/AAAAAAAAAJg/EyJGuPLatlk/s1600-h/kazi2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5043625430454441986" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Rf6Om1JdGAI/AAAAAAAAAJg/EyJGuPLatlk/s200/kazi2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Rf6OuFJdGBI/AAAAAAAAAJo/Gz0cCxvq5h4/s1600-h/kazi3.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Rf6OuFJdGBI/AAAAAAAAAJo/Gz0cCxvq5h4/s1600-h/kazi3.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Rf6OuFJdGBI/AAAAAAAAAJo/Gz0cCxvq5h4/s1600-h/kazi3.jpg"&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Rf6OuFJdGBI/AAAAAAAAAJo/Gz0cCxvq5h4/s1600-h/kazi3.jpg"&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Rf6OuFJdGBI/AAAAAAAAAJo/Gz0cCxvq5h4/s1600-h/kazi3.jpg"&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Rf6OuFJdGBI/AAAAAAAAAJo/Gz0cCxvq5h4/s1600-h/kazi3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5043625555008493586" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Rf6OuFJdGBI/AAAAAAAAAJo/Gz0cCxvq5h4/s200/kazi3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kaynak: Yenipazar Avcılar Atıcılar Spor Kulübü (www.yenipazarav.org)&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Rf6OuFJdGBI/AAAAAAAAAJo/Gz0cCxvq5h4/s1600-h/kazi3.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-494359503267248714?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/494359503267248714/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=494359503267248714' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/494359503267248714'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/494359503267248714'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2007/03/byk-mendereste-son-durum.html' title='Büyük Menderes&apos;te son durum'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Rf6OeVJdF_I/AAAAAAAAAJY/hugZQTnep6c/s72-c/kazi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-9031539859682290641</id><published>2007-03-06T00:06:00.000-08:00</published><updated>2007-03-06T00:31:25.256-08:00</updated><title type='text'>Büyük Menderes eski haline dönecek mi?</title><content type='html'>&lt;strong&gt;50 yıl öncesine dönüş&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;DSİ 21.Bölge Müdürümüz, "Amacımız Menderes'i 50 yıl önceki ekolojik yapısına dönüştürmektir" demiş. Büyük Menderes Nehri 50 yıl önce nasıldı? Hatırlayan kaldı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Re0jNDRzLDI/AAAAAAAAAJI/kd8rBACtW4w/s1600-h/sulak_alanlar_dsi_kurutma.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5038722265222687794" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 303px; CURSOR: hand; HEIGHT: 164px" height="132" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Re0jNDRzLDI/AAAAAAAAAJI/kd8rBACtW4w/s200/sulak_alanlar_dsi_kurutma.jpg" width="277" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Büyük Menderes Nehri, bataklıkların kurutulması hakkındaki kanun uygulanmadan önce bir bereket kaynağıydı. DSİ tarafından önce barajlar yapıldı, sonra sıtmanın önlenmesi için bataklıklar kurutuldu. Aradan bize de tarlalar düştü. DSİ bir zamanlar gerekli olduğunu belirttiği bu kurutma çalışmalarını artık bıraktığını söylüyor her fırsatta. Memnun oluyoruz, oluyoruz olmasına da, ya kuruttuğu bu ülkenin sulak alanlarının yarısı ne olacak? Olsun, bir soğuk su içeriz üstüne, küresel ısınmadan dolayı bulabilirsek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuyu dağıtmayalım. Şimdi bu zamanında kurutulan sulak alanlar yeniden mi oluşturulacak? Öyle ya? 50 yıl önce o ovada heryer sulak alan, göl ve göletti. Şimdi 50 yıl öncesine döneceğimize göre, DSİ Büyük Menderes kenarındaki tarlaları yeniden sulak alana dönüştürecek demektir. Kişisel olarak bunun doğru bir uygulama olacağına inanmaktayım. Ama samimi olursak, hiçbir babayiğit bunu yapamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Plan nedir?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Re0mXDRzLEI/AAAAAAAAAJQ/iNOtlO119Ck/s1600-h/asagidip1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5038725735556262978" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Re0mXDRzLEI/AAAAAAAAAJQ/iNOtlO119Ck/s200/asagidip1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;DSİ MATRA Projesi kapsamında yapılan çalışma sayesinde 2021 yılına kadar Büyük Menderes Nehri'nin ekolojik açıdan iyi duruma geleceğini tahmin etmektedir. Yalnız bunu nasıl yapacaklarını ifade buyurmamışlar. Proje kapsamında hazırlanan "Büyük Menderes Nehri Entegre Yönetim Planı" nerededir? Bu kamuoyuna açıklanmış mıdır? Neleri içermektedir? Bunları da bilmiyoruz. Siz güvenin işte, 2021'e geldiğimizde görürsünüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, hiç bir yerleşim yerini sel riski altında bırakmadığı halde, tedbirlerin en acımasızı ile karşılaşan, yani "ıslah" adı altında kanallanan, hidromorfolojisi "bir daha asla iyi ekolojik duruma gelemeyecek derecede" bozulan Büyük Menderes Nehrini 2021 yılına kadar tekrar nasıl eski haline getirecekler, merak ediyorum doğrusu. Olsun, 2021 yılına kim öle kim kala. Biz günü idare ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tek sorun kirlilik mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DSİ Bölge Müdürlüğümüz ağzını açar açmaz, kirlilik ölçüm istasyonlarından bahsediyor. Tek derdi, bütün anlattıkları kirlilik de kirlilik. Peki ya esas kendi görev ve yetki alanına giren Büyük Menderes Nehrinin entegre yönetimi? Nehrin dibinin taranmasının yarattığı olumsuz etki? Kenarlarına yığılan banklarla bu nehir nasıl eski haline gelecek? Doğal taşkın yatağı nerede? Yeraltı sularını nasıl besleyecek? Doğal vejetasyon nasıl eski haline getirilecek? Bu sorular yanıt beklemektedir. Kirlilik ölçüm istasyonu demekle iş bitmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Peki kirlilik ne olacak?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AB Su Çerçeve Direktifi ölçütlerine göre, bir nehir kirlilikten ölmez. Ne kadar yoğun deşarj olursa olsun, doğal su kütlesi olma özelliğini korur. Deşarjlar eninde sonunda son bulacaktır. Bakın Uşak arıtma tesislerini yaptı, çalıştırdı. Denizli de vaat ediyor. Çine arıtma tesisini çalıştırdı. Herkes para buldukça başlayacak. Kirlilik kaynakları azaldıkça su eski haline dönecektir. Çevre ve Orman İl Müdürlükleri burada yardımcı ve hızlandırıcı olacaklardır. Çünkü kirlilik onların sorumluluğundadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sorular sorular&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuyu yine can alıcı noktaya getirelim. DSİ neden kendi uygulamaları ve planları konusunda kamuoyunu aydınlatmıyor? Neden Büyük Menderes Nehrini modern ve çevreyle uyumlu yöntemlerle değil, 19.yüzyıldan kalma uygulamalarla yönetiyor? Bu bozulma nasıl eski haline geri getirilecek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük Menderes Nehri, 50 yıl önceki ekolojik yapısına nasıl getirilecek, merak ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Ekizoğlu &lt;div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Not: Tablo DSİ Vakfı-Su Dünyası Dergisinden alınmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Resim ise Yenipazar (AYDIN) Aşağıdip Gölüne aittir. Yenipazar Avcılar Kulübü web sayfasından alınmıştır (&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.yenipazarav.org"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;www.yenipazarav.org&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;).&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-9031539859682290641?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/9031539859682290641/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=9031539859682290641' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/9031539859682290641'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/9031539859682290641'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2007/03/byk-menderes-eski-haline-dnecek-mi.html' title='Büyük Menderes eski haline dönecek mi?'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Re0jNDRzLDI/AAAAAAAAAJI/kd8rBACtW4w/s72-c/sulak_alanlar_dsi_kurutma.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-7704617051378827328</id><published>2007-02-28T02:02:00.000-08:00</published><updated>2007-02-28T02:14:11.305-08:00</updated><title type='text'>NEHİR KANALLAMASI VE BÜYÜK MENDERES</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/ReVTuVhez1I/AAAAAAAAAIk/lBWEUFPjzyE/s1600-h/drenaj.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5036523813800431442" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/ReVTuVhez1I/AAAAAAAAAIk/lBWEUFPjzyE/s200/drenaj.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;ESKİ BİR TEKNİK: KANALLAMA&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nehirlerin taşmasını önlemek amacıyla yapılan kanallama çalışmaları geçtiğimiz yüzyılda sıkça rastlanılan uygulamalardı. Kanallama çalışmasının amacı, nehirlere aşırı su geldiğinde taşarak çevresine ve çevredeki insan faaliyetlerine verdiği zarara engel olmaktır. Bu amaca yönelik olarak, nehrin yatağı değiştirilebilir, nehrin kıvrımlı akması engellenerek düzleştirilir, nehir yatağı kazınır, kenarları yükseltilir ve gelen suyun hızlıca havza aşağısına gitmesi sağlanmış olur. Kanallamanın bir başka amacı, bazen de istenmeyen sonucu, çevredeki toprağın drenajıdır. Nehri çevreleyen sulak alanlar bu kanallama ile kurutulmuş olur. Bu kasıtlı yapılırsa, çevreleyen sulak alanlar tarla veya yerleşim yeri gibi insan kullanımına açılmış olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20nci yüzyılın ilk yarısında Batı'da yoğun olarak yapılan kanallama, günümüzde yerini "nehir restorasyonu"na devretmiş bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;KANALLAMA NEDEN KÖTÜ&lt;/strong&gt;?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun nedenleri bir çok bilimsel araştırma ile tespit edilmiştir. Genel olarak,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kanallama çalışmalarının nehir taşmasını önlemediği ortaya çıkarılmıştır. Aksine nehrin ve çevresindeki havzanın suyu özümseme kapasitesi yok edildiği için taşkınlar daha da artmış ve nehir bunu taşıyamayarak patlamalara neden olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kanallama çalışmaları, yeraltı su seviyesini düşürmüştür. Yeraltı suları, toprağın verimini sağlayan, tuzluluk oranını dengede tutan unsurdur. Yeraltı suyu çekilince toprakta tuzluluk artar ve toprak çoraklaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kanallama ile meydana gelen drenaj sonrasında sulak alanların kuruması bölgenin iklimini, toprak yapısını ve bitki örtüsünü etkilemiştir. Sulak alanlar ormanların yaklaşık 4 katı oranında karbondioksit emme kapasitesine sahiptirler. Havayı temizlerler ve iklimi tüm canlılar için yaşanabilir hale getirir. Toprağı ve suları -içme suları dahil- tarımsal atıklardan arıtırlar. Sulak alanlar tahrip olduğunda en başta bitkiler ve yaban hayvanları, daha sonra da insanlar bundan olumsuz etkilenecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kanallama çalışmaları erozyonu artırır ve doğal kaynakların boşa gitmesine neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kanallama çalışması, sulak alanların arıtma kapasitesini yok ederek denizleri de kirletir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kanallama çalışması nehrin ekolojik ve hidromorfolojik yapısını ağır biçimde bozmak demektir. Bunun nehir açısında sonuçları da ağır olacaktır. Bir nehir, etrafındaki bitki örtüsü, kenarlarının gerisindeki taşma alanı, zengin dip yapısı, içindeki oyuklar, adacıklar ve bunun gibi morfolojik yapılar ve nihayet barındırdığı doğal hayatı ile birlikte yaşar. Kanallama çalışması bu yapıların tümünü, dolayısıyla sağlıklı nehri öldürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gibi nedenlerle, ABD ve Avrupa Birliği gibi gelişmiş toplumlarda kanallama çalışmaları uzun süredir terkedilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halen başta Missisippi ve Missouri Nehirleri olmak üzere, Amerika'nın önemli nehirlerinde milyonlarca dolar harcanarak kanallamanın zararlarını bertaraf etmek ve nehri eski haline geri getirmek için restorasyon çalışmaları sürdürülmektedir. ABD, 20nci yüzyılın ilk yarısında, bu gibi ekolojiyi bozan uygulamalar nedeniyle en verimli topraklarını Meksika Körfezinin tabanına yığmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa Birliği kanallamayı uzun zaman önce yasak etmiş ve bozulan büyük nehirlerini restorasyona almıştır. Bunların en önemlilerinden birisi Danimarka'nın en büyük nehri olan Skjern Nehri Havzasının restorasyonu projesidir. Bu proje 1998'de başlamış ve 2002 yılında bitirilmiştir. Proje ile tarlaya dönüştürülmüş olan sulak alanlar geri getirilmiş ve nehir eski haline yakın bir şekle getirilebilmiştir. Sonunda hem yöre kazanmış, hem de nehir eski ekolojik durumuna getirilmiştir. Tarlaların sulak alan haline getirilmesiyle ortaya çıkan maliyet, sulak alanlarda rekreasyonel ve turistik faaliyetler ile karşılanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;BÜYÜK MENDERES NEHRİNDE KANALLAMA&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük Menderes Nehrinde&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/ReVVp1hez3I/AAAAAAAAAI0/KFSTyLy_fVE/s1600-h/y10.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5036525935514275698" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/ReVVp1hez3I/AAAAAAAAAI0/KFSTyLy_fVE/s200/y10.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; de DSİ 21.Bölge Müdürlüğü tarafından bir kanallama çalışması yapılmıştır. Çalışmanın detayları ve kapsamı hiçbir yerde yayımlanmamış ve kamuoyu ile paylaşılmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Çalışmadan önce ve yapılırken Çevresel Etki Değerlendirmesi yapılmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Çalışma sırasında ilgililerin görüşlerine başvurulmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Kanallama çalışmasının fayda-maliyet analizi yayımlanmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Çalışma esasen, AB Su Çerçeve Direktifine aykırıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Kanallama çalışması sırasında sulak alanlar, barajlar ile bağlantı ve diğer çevresel faktörler değerlendirilmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Kanallama ile Büyük Menderes Nehrinin doğal yapısı bozulmuş ve nehirdeki doğal hayat yok edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Kanallama çalışmasının, nehrin aşağı kısmında taşkın açısından ne gibi sonuçlar doğuracağı hakkında bir çalışma yapılmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;RESTORASYON GEREKLİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/ReVVVlhez2I/AAAAAAAAAIs/IwrI2Ivdscg/s1600-h/dogal_menderes.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5036525587621924706" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/ReVVVlhez2I/AAAAAAAAAIs/IwrI2Ivdscg/s200/dogal_menderes.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;- DSİ Büyük Menderes Havzasındaki kanallama çalışmalarına derhal son vermelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kanallama yapılmış olan kısımlar, bir restorasyon yapılarak eski durumuna getirilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Taşkınların vermiş olduğu maddi zararın önüne geçilmek için, yeni bir proje hazırlanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu proje, nehrin yatağında doğal önleyiciler olan ekolojik yapıların kurulmasını ve nehir etrafında uygun yerlerde sulak alanlar oluşturulması ve eski sulak alanlarla nehrin bağlantısının tekrar kurulmasını içermelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu amaçla, taşma durumunda su altında kalması gereken kesimlerdeki özel araziler ya satın alınmalı ya da kiralanarak uzun süreli sulak alana dönüştürülmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutulmamalıdır ki, Büyük Menderes'i Büyük Menderes yapan, Aydın Ovasını da yağ-bal akar hale getiren binlerce yıldır devam eden taşkınlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-7704617051378827328?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/7704617051378827328/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=7704617051378827328' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/7704617051378827328'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/7704617051378827328'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2007/02/nehir-kanallamasi-ve-byk-menderes.html' title='NEHİR KANALLAMASI VE BÜYÜK MENDERES'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/ReVTuVhez1I/AAAAAAAAAIk/lBWEUFPjzyE/s72-c/drenaj.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-854591158968133261</id><published>2007-02-21T00:57:00.000-08:00</published><updated>2007-02-21T01:07:25.491-08:00</updated><title type='text'>YANAN ORMAN ALANLARINA YİNE ORMAN DİKİLMELİDİR</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;“Yanan orman alanlarına zeytin fidanı dikelim!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Aydın Valisi Mustafa Malay, Türkiye’nin, özellikle de Aydın’ın verimli topraklara sahip olduğunu ve her tür bitkinin yetişebildiğini belirterek “Yanan orman alanlarına her sene ürün alabileceğimiz, artı değer getiren zeytin ağacı dikelim” dedi.&lt;br /&gt;Vali Malay, orman alanlarına zeytin ağacı dikilmesi görüşünü Orman Bakanı’na ve Orman Genel Müdürü’ne de ilettiğini ancak kendilerinden bu konunun bir kanun sorunu olduğu yanıtı &lt;img src="http://www.aydindenge.com/2007/02/21/1h.gif" align="right" border="0" /&gt;aldığını belirterek şunları söyledi.&lt;br /&gt;“Onlar kanun meselesi dediler. Şartlara göre kanunları değiştirmek lazım. Başka bölgelerde çamın yerine başka bir şey dikilmeyebilir. Ama Aydın’da böyle bir şey yok. Bir karar verilir. Burada ne faydalı olacaksa, bölgenin insanına hangi ağaç, hangi meyve faydalı olacaksa onu dikmemiz lazım. Benim görüşüm yanan ormanların yerine zeytin ağacı dikmek lazım. Ama kanun meselesi dendi kaldı.”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;strong&gt;YANAN ORMAN ALANLARINA YİNE ORMAN DİKİLMELİDİR&lt;/strong&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;Doğayı bazen yanlış anlıyoruz. Severken öldürmek diye bir şey vardır. Hepimiz doğayı seviyoruz, ama bu öldüresiye bir sevgi.. Uzaktan görüp, resimlerde, yazılarda doğayı sevmek bazen onu yanlış anlamaya sebep oluyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;İlk bakışta çok makul, mantıklı ve doğa dostu görünen fikirler, aslında düşünüldüğünde öyle olmayabiliyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;Aydın Valisi Sn. Malay, yanan orman alanlarına, "her sene ürün alabileceğimiz artı değer getiren" zeytin dikilmesi gerektiğini ve bunun için "kanun sorununun" aşılabileceğini belirtmiş.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;Sayın Valimiz için bir "sorun" olan kanun, aslında doğanın gereklerinden ve koruma ihtiyacından gelen bir zorunluluktur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RdwKnzmOzSI/AAAAAAAAAIY/ENsaPaRiBZ0/s1600-h/mese.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5033910162475109666" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RdwKnzmOzSI/AAAAAAAAAIY/ENsaPaRiBZ0/s200/mese.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Asıl tabiatı gereği, yüksekliği, toprak yapısı, iklimi ve su yapısı gereği orman olan arazilerin hep öyle kalması gerekmektedir. Bu bir alt bitki birliği olan zeytinliklerin sağlığı, insan yaşamının kalitesi ve doğal yaşamın sürdürülebilirliği açısından gereklidir. Özetle yanan orman alanlarına, zeytin değil, orada botanik açıdan ne gerekiyorsa o bitki topluluğu dikilmelidir. Aydın ilimizin sınırları içindeki orman yapısı ve yüksekliği, genelde çam bitki topluluklarını içermektedir. Bunun bir alt katında da karışık maki bitki topluluğu bulunmaktadır. Her ikisi de bitkisel ve fauna zenginliği açısından birer hazine niteliğindedir. İnsanlar ürün olarak toplamıyor diye &lt;strong&gt;faydasız&lt;/strong&gt; diye bakmak, doğayı anlamamak ve doğaya zarar vermek demektir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;Eğer yanan orman alanlarını zeytinlik haline getirirseniz;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;Bu bölgelerin hava ve toprak yapısı, yeraltı su düzeni ve yağmur suyu tutma oranı değişecektir. Bu değişiklik olumlu bir değişiklik olmayacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;Açıklamada da belirtildiği gibi, ürün almak için orman alanlarındaki insan faaliyeti artacak ve bu ileride orman-insan çatışması doğuracak, mahkemelere yeni orman-köylü davaları intikal edecektir.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;Artan insan varlığı ve faaliyeti ormanlarda yangın tehlikesini kesinlikle artıracaktır. İnsan faaliyetinin artışı ile yeni yollar açılmak durumunda kalınacak ve bu yeni yerleşim yerlerine ve orman varlığının giderek yokolmasına sebebiyet verecektir.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;Zeytinliklerin bu yörelere yayılmasıyla, yağhaneler de ormanlara yaklaşacak ve doğal olarak yapılaşma ve kirlilik başgösterecektir. &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;Ormanlara zeytin dikilmemelidir. Ormanlara, yine hakettiği orman ağaçları dikilmelidir. Maki gereken yere maki, çam gereken yere çam, meşe gereken yere de meşe dikilmelidir. Aydın'ın uzun vadeli kazancı da buradadır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;Zeytinciler ve zeytincilik için bir şey yapılmak isteniyorsa, çabalar eldeki zeytinliklerin ıslahına, sulanmasına ve hasadında akılcı yöntemlerin yaygınlaştırılmasına yoğunlaşmalıdır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-854591158968133261?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/854591158968133261/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=854591158968133261' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/854591158968133261'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/854591158968133261'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2007/02/yanan-orman-alanlarina-yine-orman.html' title='YANAN ORMAN ALANLARINA YİNE ORMAN DİKİLMELİDİR'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RdwKnzmOzSI/AAAAAAAAAIY/ENsaPaRiBZ0/s72-c/mese.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-3267886886495930515</id><published>2007-02-19T00:55:00.000-08:00</published><updated>2007-02-19T01:07:07.705-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='conservation'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='wetlands'/><title type='text'>HAPPY BIRTHDAY, DUCKS UNLIMITED!</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5033167764493094162" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RdlnajmOzRI/AAAAAAAAAH8/uFM-X9f5CH0/s200/subPageTopLogo.gif" border="0" /&gt; &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;İngilizce başlığımı lütfen hoş görün. Bu istisnayı hakediyorlar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ducks Unlimited adlı sulak alanların korunması amaçlı ve ABD orijinli avcı örgütü geçen ay 70 yaşına girdi. Bu yaş günü için Ducks Unlimited gönüllüleri pasta falan kesmediler. Ne mi yaptılar? Onun yerine dünyanın gelmiş geçmiş en büyük koruma projesini başlattılar. “Wetlands for Tomorrow” (Gelecek için Sulak Alanlar) adlı bu program kapsamında, 7 yıl içerisinde sulak alanların korunmasına ve restorasyonuna yönelik olarak 2 milyar dolara yakın para toplamayı ve bu paranın hepsini doğa için harcamayı hedefliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RdlnDTmOzPI/AAAAAAAAAHs/knIZ0sm7mck/s1600-h/du1.jpg"&gt;&lt;/a&gt;Örgütün Başkan Yardımcısı Don Young, “Başarımızın hepsi, amacımızı anlayarak zamanını, enerjisini ve parasını bu yola sarfeden gönüllülerimize aittir.” Diyor. Gerçekten de kurulduğunda birkaç inanan avcı ile işe başlayan Ducks Unlimited, şu anda 750 bin dolayında üyeye ve dört ülkede yaklaşık 5 bin yerel teşkilata sahip.. &lt;a href="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RdlmxTmOzOI/AAAAAAAAAHk/GbOn7zbfi30/s1600-h/du1.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ducks Unlimited’e “iyi ki doğdun” diyoruz ve çalışmalarının ülkemiz avcılarına ve tüm yetkililere örnek olmasını diliyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RdlnPzmOzQI/AAAAAAAAAH0/rIG6iYVYyA4/s1600-h/du2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5033167579809500418" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RdlnPzmOzQI/AAAAAAAAAH0/rIG6iYVYyA4/s200/du2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Resimde DU'nun yerel bir temsilcisi, orman ördekleri için tahtadan yuvalar kurarken çocuklarıyla birlikte görülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-3267886886495930515?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/3267886886495930515/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=3267886886495930515' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/3267886886495930515'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/3267886886495930515'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2007/02/happy-birthday-ducks-unlimited.html' title='HAPPY BIRTHDAY, DUCKS UNLIMITED!'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RdlnajmOzRI/AAAAAAAAAH8/uFM-X9f5CH0/s72-c/subPageTopLogo.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-2652970260566910588</id><published>2007-02-14T01:18:00.000-08:00</published><updated>2007-02-14T01:28:29.627-08:00</updated><title type='text'>YENİ ASIR'A TEŞEKKÜRLER</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RdLVEbc3yEI/AAAAAAAAAGw/b8weMhiTtOA/s1600-h/ust2.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5031318005791311938" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RdLVEbc3yEI/AAAAAAAAAGw/b8weMhiTtOA/s200/ust2.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Yeni Asır Gazetesi Yayın Grubu Başkanı Sayın &lt;strong&gt;Osman Gençer&lt;/strong&gt;, 14 Şubat 2007 tarihli ve Yeni Asır Diyor ki adlı köşesinde, sulak alanlarla ilgili yazıma yer vermiştir. Kendisine desteği ve duyarlılığı için çok teşekkür ederim. Daha önce de Gediz ve Küçük Menderes Nehirleri hakkında duyarlılığı artırma yönünde çok çalışmaları olan ve kampanyalar yürüten Yeni Asır Gazetesi'nin tüm basına örnek olmasını diliyorum. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RdLVLrc3yFI/AAAAAAAAAG4/ciyUYwL4rz4/s1600-h/ogencer_yeni1.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5031318130345363538" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 202px; CURSOR: hand; HEIGHT: 71px" height="63" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RdLVLrc3yFI/AAAAAAAAAG4/ciyUYwL4rz4/s200/ogencer_yeni1.gif" width="250" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Yengeç babasını öldürür.. Karınca annesini ısırır.. Yeteneksiz yönetici de..&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.yeniasir.com.tr/ya2007/02/14/index.php3?kat=yazar&amp;sayfa=yasir-diyorki&amp;amp;bolum=yazarlar"&gt;http://www.yeniasir.com.tr/ya2007/02/14/index.php3?kat=yazar&amp;sayfa=yasir-diyorki&amp;amp;bolum=yazarlar&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-2652970260566910588?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/2652970260566910588/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=2652970260566910588' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/2652970260566910588'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/2652970260566910588'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2007/02/yeni-asira-teekkrler.html' title='YENİ ASIR&apos;A TEŞEKKÜRLER'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RdLVEbc3yEI/AAAAAAAAAGw/b8weMhiTtOA/s72-c/ust2.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-3119996013727453921</id><published>2007-02-13T04:24:00.000-08:00</published><updated>2007-02-16T05:43:54.972-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='conservation'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='stream restoration'/><title type='text'>ÇÖZÜM: SULAK ALANLAR</title><content type='html'>Hindistan'ın Kalhana Bölgesindeki 12nci yüzyıldan kalma Rajatarangini tapınağında çok ilginç bir söz var, devlet ve bürokrat ile ilgili:&lt;strong&gt; "&lt;em&gt;Yengeç babasını öldürür ve beyaz karınca annesini ısırır ama yeteneksiz Kayastha (yönetici), güçlendiğinde, herşeyi mahveder&lt;/em&gt;."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;p&gt;Büyük Menderes Nehri hakkında çok yazdık, çizdik ama yazmaya da devam edeceğiz. Bugüne kadar sorunları anlatırken en büyük talihsizliğin yetki karmaşası olduğunu ve bugüne kadar yapılanların bilinçsizce yapıldığını izah etmeye çalıştık.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Sağlıklı nehirler&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çok eski bir çevre örgütü olan Izaak Walton League of America, bildirilerinden birisinde der ki: "Sağlıklı nehirlerin kenarlarında bitkiler olur, etrafında menderesler yaparak ilerler ve nehir içi derinlikler, havuzlar ve tepecikler ile kaplıdır. Kenarlar ve nehir içi düzeltilip duvar haline getirildikçe nehirin akış hızı artar, dibinde yavaşlatan ve tutan bir yüzey kalmadığı için felakete hazır hale gelir. Kenarları düzeltilmiş ve ağaçları sökülmüş nehirler erozyona ve sel felaketine yol açarlar."&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Büyük Menderes Nehri sağlıklı &lt;a href="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RdGvkrc3yAI/AAAAAAAAAGE/M5M0eU-xg4k/s1600-h/kocarli_menderes.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5030995303423526914" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RdGvkrc3yAI/AAAAAAAAAGE/M5M0eU-xg4k/s200/kocarli_menderes.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;bir nehirdi. Çevresinde ağaçları ile, nehir tabanının çeşitliliği, menderesler yaparak ilerlemesi, adaları, bırakarak ovamıza hediye ettiği küçük gölleri ile çok güzel bir nehirdi. Buna bir örneği nehrin Koçarlı Ovasındaki küçük bir kısmında hala görebiliyoruz. Ekteki uydu fotografı Büyük Menderes'in etrafında yeşerttiği alanı çok iyi gösteriyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Neydi ne oldu?&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RdGvx7c3yBI/AAAAAAAAAGM/sJwspV2CeYU/s1600-h/akcay_menderes.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5030995531056793618" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RdGvx7c3yBI/AAAAAAAAAGM/sJwspV2CeYU/s200/akcay_menderes.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Şimdi kenarları mühendislik ile bozuldu. Ağaçlar söküldü ve yakıldı. Nehir dibi kazınarak yüzeyi bozuldu. Kenralarındaki gölcüklerin de ölüm fermanı kesildi. Gerek bağlantı sularının kesilmesiyle, gerekse belediyeler tarafından dökülen çöp ve molozlar ile.. Ekteki ikinci resim ise bu çalışmanın yapıldığı alandan bir kesiti gösteriyor. Çarpıcı olması için Akçay'ın, ağaçları sökülmüş, dibi kazınmış ve kenarları set haline getirilmiş nehre döküldüğü noktasını aldım. Akçay sanki asıl nehir de, Büyük Menderes bir kanalmış gibi...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Çözüm&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Halbuki sel felaketinin önüne geçebilecek en büyük ve en masrafsız mekanizma doğal sulak alanlardır. Yarım hektarlık bir sulak alan, 4 milyon litre su tutma kabiliyetine sahiptir (&lt;em&gt;Kaynak:EPA, Amerikan Çevre Koruma İdaresi&lt;/em&gt;). &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Büyük Menderes Nehrinin geçtiği yerlerdeki sulak alanlar "bataklıkların kurutulması" kampanyasıyla Cumhuriyetin ilk yıllarında itibaren, en çok da 1950li yıllarda kurutularak bugünkü pamuk tarlaları oluşturulmuştur. Aynı zamanda nehrin kollarının üzerine barajlar da inşa edilmiştir. Tarım için alınan bu önlemler düzenlenirken, nehrin ne yapacağı hiç akla gelmemiştir. Bu doğaldır. O zamanlar bütün dünyanın yapmakta olduğu şey budur. Ancak zaman değişmiştir. Bilim ilerlemiş ve set inşa etme, kapak yapma, kenarına taş koyma gibi tedbirler geride kalmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Artık Büyük Menderes Nehrini eski haline getirmeye başlamanın zamanı gelmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Bu neye yarayacak?&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Birincisi Aydın Ovasına yarayacak. Büyük Menderes taşkınları ile, sulak alanları ile iklimimizi ve toprak yapımızı tarım için desteklemeye devam edecek.&lt;/p&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RdW0kbc3yGI/AAAAAAAAAHM/t8eCgwdYUTU/s1600-h/azap_golu.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5032126696593541218" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RdW0kbc3yGI/AAAAAAAAAHM/t8eCgwdYUTU/s200/azap_golu.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;p&gt;İkincisi insanımızın içme suyuna yarayacak. Global ısınmanın, yeraltı ve yerüstü sularının fevkalade önem kazandığı şu günlerde, içme ve kullanma suları atıklardan, tarımsal ilaç artıklarından sulak alanlarca temizlenecek ve salgın hastalıklar ve kanser vakaları azalacaktır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Üçüncüsü ise yıkıcı sel felaketlerinin önüne geçilmesidir. Seller ve yıkıcı taşkınlar, sulak alanların emici özelliği ile durdurulacaktır. Halen uygulanan eski yöntemlerle Büyük Menderes daha da hızlandırılmakta ve yıkıcılığı artırılırken yararlanılamadan suları, tabir caizse "def edilmektedir". &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir başka yarar da, doğal hayata habitat sağlanması olacaktır ki, kurulacak tesislerle, bu gençler için eğitim alanı, bilimadamları için hazır laboratuvar ve insanımız için gez&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RdGv8Lc3yCI/AAAAAAAAAGU/3DRAMQDAhYA/s1600-h/sulakalan_egitim.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5030995707150452770" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RdGv8Lc3yCI/AAAAAAAAAGU/3DRAMQDAhYA/s200/sulakalan_egitim.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;i ve eğlence merkezleri demektir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Az bir fedakarlıkla kurulacak olan sulak alanlar, bir çok zararın önüne geçecek ve beraberinde bir çok faydayı da sağlayacaktır. Bunu gerçekleştirecek bilgi birikimi üniversitelerimizde mevcuttur. Yeter ki bilinç ve irade olsun.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-3119996013727453921?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/3119996013727453921/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=3119996013727453921' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/3119996013727453921'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/3119996013727453921'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2007/02/zm-sulak-alanlar.html' title='ÇÖZÜM: SULAK ALANLAR'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RdGvkrc3yAI/AAAAAAAAAGE/M5M0eU-xg4k/s72-c/kocarli_menderes.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-453842761252706505</id><published>2007-01-29T02:20:00.000-08:00</published><updated>2007-02-01T04:40:21.909-08:00</updated><title type='text'>SUYA DUA</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Rb3LEQ8DXsI/AAAAAAAAAFs/T695xpOt2zw/s1600-h/dua.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5025396033342103234" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Rb3LEQ8DXsI/AAAAAAAAAFs/T695xpOt2zw/s200/dua.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Söke'de, Çine'de, Germencik'te vatandaşlar yağmur duasına çıkıyor. Kış girdi gireli tek damla yağmur düşmeyen zeytinlikler var. Bilirsiniz, zeytin ağacı esas suyunu kışın alır. İncir de öyle... Dağlara kışın yağmur düşmezse, zirvelere kar yağmazsa ovamızın baharda işi zordur. Toprağın suyu olmazsa sürmeden önce tavı gelmez. Çiftçi bunları bilir. Sabah gün doğmadan kalkar, traktörüne biner, tarlasının başına gider. Çiftçimiz çiftçiliği iyi bilir. Bilir bilmesine de aklının ermediği, gücünün yetmediği şeyler de vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiftçimiz tek başına barajlara hükmedemez. Çiftçi tek başına kalkıp DSİ Bölge Müdürlüğüne iş yaptıramaz. Çiftçilerin kalkıp Ziraat Odalarına bile bir şey demesi mümkün değildir, eğer uygun rozetleri yoksa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiftçiye ne kalır? Cuma namazından sonra ellerini açıp Yaradana dua etmek kalır. Benim yaz namaz kurslarından hatırladığım bir kaç şeyden birisi de duanın şartlarıdır. İnancımıza göre dua etmeden önce fiili şartları yerine getirmeniz gerekmektedir. Bu prensip, "Önce deveni bağla, sonra Allah'a tevekkül et" şeklinde özetlenmiştir. Peki biz memleketimizde kuraklığı önlemek için, duadan önce ne yaptık? &lt;a href="http://bp3.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Rb3L7Q8DXtI/AAAAAAAAAF0/9KGrh7BYhLY/s1600-h/baraj.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5025396978234908370" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Rb3L7Q8DXtI/AAAAAAAAAF0/9KGrh7BYhLY/s200/baraj.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En önemli su kaynaklarımız olan Büyük Menderes ve kolları olan Akçay, Dandalaz Çayı ve Çine Çayına nasıl davrandık? Kamyon kamyon kum, kayır ve çakıl alıp suyun tabiatını değiştirmedik mi? Tabanlarına taş döşeyip yeraltı sularının kaynaklarını kesmedik mi? Kenarlarına setler yapıp sulak alan oluşturmasına ve ovanın suyunu desteklemesine engel olmadık mı? Suyu tutan bitkileri söküp, doğal sulak alanları "bataklık" niyetine kurutarak ovanın su tutma yeteneğini azaltmadık mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunca günahtan sonra, şimdi duaya çıkıyoruz. Allah kabul etsin. Afetsiz versin. Yağmur gelirse de bu sefer yıkıcı sel afetinden koru, diye ayrıca dua edeceğiz. Eh, yukarıdaki günahları işleyince bu sefer sel felaketi kaçınılmaz oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakın, 9 Eylül Üniversitesi Su Kaynakları Yönetimi ve Su Kaynaklı Doğal Afetlerin Kontrolü Araştırma ve Uygulama Merkezi (SUMER) yetkililerinden Sayın Yrd. Doç. Dr. Okan Fıstıkçıoğlu'nun iklim değişikliği konusunda yapmış olduğu bir araştırmaya göre, iklim değişiklikleri ve havzamızdaki su yönetimi böyle devam ederse Büyük Menderes Havzasında 25 yıl içerisinde görülecek gelişmeleri nasıl sıralanmış:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-bölgemizdeki sulama ve kullanma suyunda azalma olacak,&lt;br /&gt;-Doğal bitki örtüsü değişime uğrayacak, birçok bitki türü kaybolacak,&lt;br /&gt;-Sulak alanlarda bozulma, akarsu kalitesinde bozulmalar olacak,&lt;br /&gt;-Orman yangınları çoğalacak,&lt;br /&gt;-Yağışların azalmasıyla tarım arazilerinde kuraklık başlayacak,&lt;br /&gt;-Yer altı suyu düzeylerinde düşüşler olacak (bir çok şehir ve belde olarak yer altı sularını kullanmaktadır)&lt;br /&gt;-Sulak alanlar kurumaya başlayacak ve yöresel iklim değişikliğe uğrayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbret alanlara...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar belirtmek gerek... Büyük Menderes Havzasının yönetiminde tüm tarafların katılacağı ve bilimsel yöntemlerin izleneceği bir yönetime ihtiyaç bulunmaktadır. En büyük zarar, çok başlılıktan ve çok mevzuatlılıktan gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah afetsiz yağmur versin diyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-453842761252706505?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/453842761252706505/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=453842761252706505' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/453842761252706505'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/453842761252706505'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2007/01/suya-dua.html' title='SUYA DUA'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/Rb3LEQ8DXsI/AAAAAAAAAFs/T695xpOt2zw/s72-c/dua.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-544709738772812364</id><published>2007-01-16T00:32:00.000-08:00</published><updated>2007-01-16T00:40:51.922-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hunting'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='conservation'/><title type='text'>DOĞAYA VE GENÇLERE ADANAN BİR HAYAT</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Geyik Avı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok güzel bir sabahtı, güneş küçük tepenin ardından yeni doğmaya başlamıştı. Avcı tepeye doğru yürümeye başladı. Birden tepede müthiş bir görüntü belirdi. Büyük bir geyik tepenin üzerinde güneşle beraber ortaya çıkmıştı. Güneş ışınları geyiğin arkasından süzülüyor ve geyiğn boynuzlarını daha da bir muhteşem gösteriyordu. Yaklaşık 150 metrelik mesafedeydi. Geyik otlamak için başını indirdiğinde avcı yaklaşmaya başladı. Bu sefer geyik tepeden inmeye başladı. Avcı hemen yere eğildi, emeklemek en iyisiydi. Tepenin diğer yamacına geçen geyiği yakalayabileceğini umuyordu. Geyiğin öksürmesini duyuyordu. Önce bir dişi geyik çıktı. Arkasından bir dişi daha ve başka bir erkek geyik çıktı. Avcının beklediği bu değildi. Sonra sekiz çatallı boynuzuyla haremin muhteşem sahibi göründü. Avcı heyecandan yerinden fırlayacakmış gibi atan kalbini bastırmaya çalışarak tüfeğini yavaşça kaldırdı. Yarı otomatik tüfeğini ateşlediğinde geyik olduğu yere yıkıldı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RayOLJ53FuI/AAAAAAAAAEk/4L_UZJMMIEs/s1600-h/Jim_Cox_on_Heinz_farm.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5020544006899570402" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RayOLJ53FuI/AAAAAAAAAEk/4L_UZJMMIEs/s200/Jim_Cox_on_Heinz_farm.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Değerli okuyucular,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ay sizlere farklı bir insanı, farklı bir avcıyı tanıtmak istiyorum. Farklılığı hem milliyetinden, hem de kişiliğinden geliyor. Yukarıdaki yaşanmış öyküdeki geyiği vuran, Sayın James Cox bir Amerikalı avcı. 70 yaşında olan Cox, İndiana Eyaleti doğumlu. Geniş bir ailede doğan James, daha sonra ailesiyle birlikte İllinois Eyaletine taşınıyor. Üniversiteden muhasebeci olarak mezun olduktan sonra hemen askere yazılıyor ve II. Dünya Savaşının hemen ardından savaş gemisinde Uzakdoğu denizlerinde ve Japonya’da hizmet veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denizcilikten sonra çeşitli işlerde çalışan James Cox altı kalp krizi geçirdikten sonra emekli olması gerektiğine karar veriyor ve kendini tamamen doğaya ve gençlere adıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada durup Sayın Cox’un avcılığından söz etmek gerek... Cox küçüklüğünde .22 kalibrelik tüfekle sincap avlayarak başladığı silah kullanmayı ve avlanmayı hiçbir nedenle bırakmamış. Sağlığı elvermediği zamanlarda bile ağaçtaki bek yerine çıkıp geyik beklemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha geçen ay katıldığı sülün avında, yeterince hızlı yürüyemediği için gruptan ayrılmış, ama tarlanın sonunda durarak ve kaçan sülünlere atışlar yaparak yine de ava iştirak etmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RayOs553FvI/AAAAAAAAAEs/IfqzdvF3TX4/s1600-h/DSC_03.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5020544586720155378" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RayOs553FvI/AAAAAAAAAEs/IfqzdvF3TX4/s200/DSC_03.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Moose Avı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzeniyle satın aldığı yeni tüfeği denerken hep aklında moose denen büyük Kanada geyiği olduğunu anlatıyor Sayın Cox. “Hedefe yerleştirdiğim moose geyiği resminin üzerine konan çekirgeyi vurunca artık moose avı için hazır olduğumu anlamıştım” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanada’nın Newfoundland bölgesinde moose geyiği, caribou geyiği ve iki de ayı izni alan James Cox, yeni kalp krizi geçirmesine rağmen izinlerini doldurmak üzere yola çıkmış ve hemen rehberiyle kendini av bölgesine atmış. Şansı yaver giden James Cox ilk gün atış yapılabilecek bir moose bulmuş ve tek atışta dev geyiği devirmeyi başarmış. Geyiği kestiklerinde tek merminin kalbi parçalamış olduğunu hayretle görmüşler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki gün sonra da caribou geyiği sürüsüne rastlayan Jim Coz burada da iznini doldurarak geyiğini yine tek atışla vurmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gençlere ve doğaya hizmet&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;James Cox, uzun yıllardır günlerini avlanarak, habitat kuruluşlarına destek olarak ve gençlere doğayı, avcılığı öğreterek geçiriyor. Kendisi de bir izci lideri olan Cox, izcilerin silah güvenliği, atış eğitimi, doğada hayatta kalma gibi derslerine aksatmadan eğitimcilik yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulusal İzcilik Liginde de okçu eğiticisi olarak gönüllülük yapıyor. Cox, “insanlara zarar veren silahlar değil, yine insanlardır. Birbirimizin inanışları ve görüşleri ne olursa olsun, saygı duyup birarada yaşamayı öğrendiğimiz takdirde dünyada daha barış içinde yaşayacağız” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RayPIZ53FwI/AAAAAAAAAE0/9ABEyo9msNg/s1600-h/DSC29.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5020545059166557954" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RayPIZ53FwI/AAAAAAAAAE0/9ABEyo9msNg/s200/DSC29.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Batı İllinois’te bir çiftliğe sahip olan James Cox, çiftliğini yine doğal yaşam ve gençlerin eğitimi için kullanmaktan kaçınmıyor. Son 10 yılda yaklaşık 1.500 ağaç diken Cox, bu sene de yaklaşık 750 ağacı doğal yaşam için dikmeyi planlıyor. Erozyonun önlenmesi ve sülün ve bıldırcın gibi yaban kuşları için tarlalarını otluk arazilere dönüştürüyor. Bu çalışmalarında hem destek aldığı, hem de destek verdiği kuruluşlar yine avcı-habitat örgütleri. Pheasants Forever adlı örgütün yerel muhasebeciliğini yapan Cox, bunun gibi bir çok örgütün de gönüllü üyesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiftliğinde gençleri ve çocukları toplayarak onlara çiftlik yaşamını ve orman ve doğa bilgilerini öğretmeyi çok seven James Cox, “avcılığın gelecek nesillere aktarılması için elimizden geleni yapmalıyız” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hala ilk günkü av heyecanını içinde taşıyan Sayın Cox, şimdiki hedefinin elk denilen Amerika’da bulunan bir tür geyiği avlamak olduğunu belirtiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;James Cox’u tanıdığıma çok memnunum. Ondan silahlarla ilgili, avcılıkla ilgili çok şey öğrendim. Ancak öğrendiğim en önemli şey, başımıza gelen kötü sayılabilecek olayların ilacının, doğada olduğuydu. Sayın Cox, hiçbir zaman sonu gelmeyecek gibi görünen sağlık sorunlarıyla, avcılık tutkusu ve gençlere bir şeyler verebilmenin heyecanı ile başa çıkıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Ekizoğlu &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-544709738772812364?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/544709738772812364/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=544709738772812364' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/544709738772812364'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/544709738772812364'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2007/01/doaya-ve-genlere-adanan-bir-hayat.html' title='DOĞAYA VE GENÇLERE ADANAN BİR HAYAT'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RayOLJ53FuI/AAAAAAAAAEk/4L_UZJMMIEs/s72-c/Jim_Cox_on_Heinz_farm.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-4725004527657953412</id><published>2007-01-12T00:47:00.000-08:00</published><updated>2007-01-17T05:59:45.683-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='conservation'/><title type='text'>HEM DOĞA HEM ÇİFTÇİLİK OLUR MU?</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RadQPJ53FrI/AAAAAAAAAEA/9LbUT7_aHHU/s1600-h/PrairieView.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5019068531014571698" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RadQPJ53FrI/AAAAAAAAAEA/9LbUT7_aHHU/s200/PrairieView.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Değerli dostlar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD'de &lt;strong&gt;CRP&lt;/strong&gt; kısa adlı &lt;em&gt;Conservation Reserve Program&lt;/em&gt; adlı tarım ve yaban hayatı korumacılığı programının 20'nci yaşı kutlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RadNcJ53FpI/AAAAAAAAADo/8B7URf9MqDE/s1600-h/2020CRP.jpg"&gt;&lt;/a&gt;Kutlamalar çerçevesinde ABD Başkanı George W. Bush, ülkenin tüm eyaletlerinden bu programı destekleyen örnek çiftçileri Beyaz Saray'da kabul etti. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Başkan Bush&lt;/strong&gt; ile görüşen çiftçiler arasında, benim de tanıdığım Illinois çiftçilerinden Sn. &lt;strong&gt;Jeff Martin&lt;/strong&gt; yer alıyor. Kendisi 6000 dönümlük bir araziyi ekip biçiyor ve tümünü "&lt;strong&gt;sürmeden ekme&lt;/strong&gt;" olarak kısaca tanımlayabileceğimiz yöntem ile hazırlıyor. &lt;/p&gt;Bu yönteme göre, tarlada yapılan hasattan sonra toprak sürülmüyor ve hasat artıkları bahara kadar tarlada kalıyor. Bu şekilde toprağın kendini yenilemesi, karbon dengesini onarması ve besin değerlerini yeniden oluşturabilmesi sağlanıyor.Öte yandan arazi sürülmeden, çizgi şeklinde ekim yatağı açan makinelerle ekim yapıldığı için bu artıklar ertesi yıllara da kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şekilde elde edilen en önemli sonuçlardan birisi erozyonun önlenmesi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önemli olan bir başka sonuç ise bu şekilde yaban hayatına yeni alanlar açılıyor olması... Canlı toprak, böcekleri ile, kurtçukları ile, hasat artıkları ile geyiklerin, sülünlerin, sincapların, yaban hindilerinin, ötücü kuşların velhasıl tüm yaban hayatının kışın karnını doyuracak bir kaynak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sn Jeff Martin, "&lt;em&gt;no-till&lt;/em&gt;" tarımı dışında arazilerinin önemli bir bölümünü, CRP kapsamında, hiç ekip biçmeden tamamen yaban hayatına ayırıyor. Ekime elverişli olmayan tarlalar, tarlalar arasında kalan tampon bölgeler, su kanalı kenarları hep bu program için elverişli olabilecek yerler..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CRP kapsamında devlet desteği alabilmesi için sadece ekim yapmaması yeterli değil. Bu arazileri doğal durumuna getirmek için yatırım da yapmak zorunda. Bu nedenle Martin, düzenli olarak otların ve ağaçların durumunu kontrol ediyor. Yeniden ekilmesi gereken yerlere yerli otları ekiyor (&lt;em&gt;biz yabancı ot diyoruz, ne kadar ironik&lt;/em&gt;). Zararlı otların ve Amerika'ya özgü olmayan türlerin baskın çıkmaması için belirli dönemlerde yakılması gerek. Kontrollü yangınlar, Amerikan bozkırı için hayati önem taşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çiftçinin kazancı ne?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekonomik kazancı, tarım için uygun olmayan arazilerini devlete kiralamış oluyor. Kazanç iyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer tarlalarını rüzgar ve su erozyonundan korumuş oluyor. Uzun vadeli kazanç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yer altı sularını düzenlemiş ve su basmasını ve seli önlemiş oluyor. Uzun vadeli kazanç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arazisinde yaban hayatını artırmış oluyor. İster avla, ister parayla avlat, ister seyret.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstteki fotoğraf Sn Martin'e ait arazilerin nehir kenarındaki kısmını gösteriyor. Bu kısmın CRP kapsamında ayrılmasıyla yılın belirli zamanlarında sulak alan, yaz ve güz aylarında ise oldukça geniş bir kır elde edilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya her gittigimizde onlarca sülün, en az iki üç geyik ve en az bir tane Coyote (Bayır kurdu) gördük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD, yaban hayatının ve habitatın insan hayatının kaliteli olarak devam edebilmesi için arz ettiği önemin farkına varmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı anlayışı ülkemizde de görmek istemekle çok mu fazla istemiş oluyoruz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-4725004527657953412?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/4725004527657953412/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=4725004527657953412' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/4725004527657953412'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/4725004527657953412'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2007/01/hem-doa-hem-iftilik-olur-mu.html' title='HEM DOĞA HEM ÇİFTÇİLİK OLUR MU?'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RadQPJ53FrI/AAAAAAAAAEA/9LbUT7_aHHU/s72-c/PrairieView.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-5047185498464655812</id><published>2007-01-08T23:25:00.000-08:00</published><updated>2007-01-08T23:31:55.701-08:00</updated><title type='text'>AVYABAN VAKFINA TEŞEKKÜR</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RaNE4j3Y21I/AAAAAAAAAB8/tZGr9CTzOWs/s1600-h/317-134643710.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5017930148311784274" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RaNE4j3Y21I/AAAAAAAAAB8/tZGr9CTzOWs/s320/317-134643710.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Av ve Yaban Hayatı Vakfı bugüne kadar diğer yaban hayatı sorunlarına olduğu gibi, Bafa Gölü sorunununa da çok duyarlı yaklaştı. Son olarak Gölde meydana gelen balık ölümlerini yerinde inceleyen Vakıf yetkilileri, DSİ'nin "mevsimsel alt-üst" komedisine son vererek, Bafa Gölündeki olayın sorumlusunun DSİ olduğunu açıkladı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Vakıf sitesinde konuyu her zaman güncel tutarak takip etti. Görüşlerime de zaman zaman yer veren Vakfa teşekkür ediyor, yaban hayatını sahiplenmelerinden dolayı kutluyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-5047185498464655812?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/5047185498464655812/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=5047185498464655812' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/5047185498464655812'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/5047185498464655812'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2007/01/avyaban-vakfina-teekkr.html' title='AVYABAN VAKFINA TEŞEKKÜR'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RaNE4j3Y21I/AAAAAAAAAB8/tZGr9CTzOWs/s72-c/317-134643710.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-3637104270634697311</id><published>2007-01-05T00:18:00.000-08:00</published><updated>2007-01-05T00:51:53.533-08:00</updated><title type='text'>TOPRAK VE SANAYİ</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RZ4P-D3Y2zI/AAAAAAAAABk/3G1NQZ2cc7U/s1600-h/fabr.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5016464593801239346" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RZ4P-D3Y2zI/AAAAAAAAABk/3G1NQZ2cc7U/s320/fabr.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;"Vatan toprağı elden gidiyor demekle olmuyor (!)"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevre Düzeni Planına tepki veren Sn Ercan Çerçioğlu böyle demiş. 100 dönüm üzerinde sanayi yapan Sn Çerçioğlu, "100 dönüm toprağım olsa kaç kişiyi beslerdim?" diye sormuş. İlk bakışta argümanlar çok akla yatkın görünüyor. İnsanın bütün topraklarını Sn Çerçioğlu'na verip "al bunları da sanayi yap" diyesi geliyor. Öyle ya, 100 dönüm toprakta bunca adam çalıştıran sanayiciler, bütün ovayı Organize Sanayi Bölgesi olarak alsalar, kimbilir kaç kişi çalıştırırlar? Muhtemelen yurtdışından işçi getirmek zorunda kalırdık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa ki durum böyle midir? Gerçekten de varımızı yoğumuzu sanayi çarkının dişlerine mi atmalıyız? Gelecek, daha fazla sanayi bölgesi kurmakta mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toprak kullanımı ile ilgili istatistiklere baktığımızda, ülkemiz arazisinin ancak %35,6'sının tarım yapılan araziler olduğunu görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun içinde verimli olarak nitelendirilen, sulanabilen I. ve II. sınıf tarım arazilerinin payı daha da düşük... Ülke yüzölçümünün yalnızca %15'i verimli tarım yapmaya müsait.. Yani Aydın Büyük Menderes ve Çine ovaları gibi verimli ovalar açısından ülkemiz pek fakir.. Yani sanayinin gidip kendine bulması gereken, ülkenin üçte ikisi, hadi bilemediniz yarısı kadar müsait arazi dururken, elimizde kalan bir avuç sulanabilir verimli toprağımıza göz dikiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;100 dönüm tarlayla 100 dönümlük fabrika alanını karşılaştırmak ne kadar doğru olur? Hani bu 100 dönümlük tarlanın alternatif maliyeti? Hani yatırım maliyeti? Hani enerji maliyeti? Hani çevresel maliyetler? Bu fabrikanın katı, sıvı ve gaz atıkları nereye gidiyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OSB Aydın Şube ve Ortaklar OSB Başkanı Ercan Çerçioğlu’nu dinleyenler bütün Aydın ilini OSB ile doldurmak heyecanına kapılmış olabilirler ama geleceğe yönelik plan yapmak sadece arsa+yatırım=istihdam denklemini kurmak değildir. Bu denklemi iyi kurmayanlar bugün Denizli'yi ülkemizin en kirli şehri haline getirmişlerdir. Daha önce bir yazımda da değindiğim gibi, Aydın ve Denizli arasında, hayat standardı açısından çok da büyük farklılık bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aydın'da "patlayacağı" düşünülen sanayi ve OSB'ler için I. sınıf tarım arazileri, geri dönülemez bir şekilde feda edilemez. Tarım yeniden kitleleri besleyen bir uğraş haline getirilebilir. Ailelerin hasattan sonra düğünler yaptığı, oğluna araba aldığı günler çok geride değil... Bu tekrar sağlanabilir. Ancak I.sınıf verimli tarım toprağımızı sanayiye kaptırırsak, bunun sonuçları ağır olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RZ4RdD3Y20I/AAAAAAAAABs/MfhuK-8nGdI/s1600-h/the_farm.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5016466225888811842" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RZ4RdD3Y20I/AAAAAAAAABs/MfhuK-8nGdI/s320/the_farm.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Çevre Düzeni Planı çok mükemmel olmayabilir ancak ülkemizde yaygınlaşan "toprağa hücum" son bulmalıdır. Yetkililer ve sivil toplum kuruluşları biraraya gelerek Planı görüşebilirlerve görüşmelidirler, ancak Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Yasası ile korunan toprağımız arada kaynamamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-3637104270634697311?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/3637104270634697311/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=3637104270634697311' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/3637104270634697311'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/3637104270634697311'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2007/01/toprak-ve-sanayi.html' title='TOPRAK VE SANAYİ'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RZ4P-D3Y2zI/AAAAAAAAABk/3G1NQZ2cc7U/s72-c/fabr.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-5341053475171467212</id><published>2007-01-04T03:30:00.000-08:00</published><updated>2007-01-04T03:36:11.167-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='conservation'/><title type='text'>THE STORY OF THE LAST RABBIT</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RZzmPcT6oGI/AAAAAAAAABY/Bl_5Wc0Z-0w/s1600-h/the-hare.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5016137237956042850" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RZzmPcT6oGI/AAAAAAAAABY/Bl_5Wc0Z-0w/s320/the-hare.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;I watched the rabbit climbing over the next hill with my gun on my shoulder. The black fur on his back made him seem more beautiful to me—it meant he was an old boy. The rabbit was far away when he jumped up. If I shot, I might be able to kill it, if I was a little lucky. But, more likely, I would cripple the animal, producing nothing except pain for the poor rabbit. I lowered my gun. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Looking around me, I saw pine trees on the hills left with only their largest branches, their needles consumed by herds of sheep and goat. Overgrazing by livestock had left no grass on the ground. Small, muddy paths running up and down the hills were full of tracks, but none of the tracks belonged to wildlife. There were no trees or bush left in the areas close to the villages. We wondered what the last rabbit ate. We walked over the hill and turned back, but saw nothing but muddy cow paths. When we came back to original spot, the rabbit jumped up again. Again, the smart animal was far away, at the edge of my shotgun’s range. I shouldered the gun half-heartedly, but then lowered it. I did not want to kill that survivor rabbit.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;My heart pounded as my gaze fell on distant bushes and grassy slopes. There, we thought, we would find more rabbits, and also chukars. In their winter color, the bushes looked like brass trees. But when we reached them, we realized our hopes for rabbits and chukars were only an illusion. Farmers had cut the trees, to get more acres to farm. Every year, more trees and more land were being transformed from wild areas, where wildlife could live, to eroding farm land. The trees we saw from a distance were the last survivors, and they were awaiting their fate.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anatolian farmers cut all the trees surrounding their villages first. They transformed the prairie and woods into farmland. Now, with the help of the latest technology, such as big tractors, they are trying to destroy the natural habitat they were not able to reach before. The land where once chukars, rabbits and robins lived now becomes fields to grow food for city dwellers, who are not aware of what has been lost. We found no chukars or rabbits in the bushes on that slope.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turkish hunters have not yet learned the meaning of "conservation." Hunters and villagers together wiped out the chukars and rabbits from those mountains, where once they were abundant, by killing them in the wrong seasons, without limits. They collected wild bird eggs just to eat for breakfast. This is how the wild voices disappeared from the Anatolian mountains. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mehmet Ekizoğlu &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-5341053475171467212?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/5341053475171467212/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=5341053475171467212' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/5341053475171467212'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/5341053475171467212'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2007/01/story-of-last-rabbit.html' title='THE STORY OF THE LAST RABBIT'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RZzmPcT6oGI/AAAAAAAAABY/Bl_5Wc0Z-0w/s72-c/the-hare.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-1383848587839068490</id><published>2006-12-28T02:05:00.000-08:00</published><updated>2006-12-28T02:08:16.211-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hunting'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='conservation'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hunting ethic'/><title type='text'>BÜYÜK MENDERES VE BAFA'NIN ORTAK DERDİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RZOXS71gU5I/AAAAAAAAABM/5m0k0K6EDCQ/s1600-h/menderes5.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5013517161749042066" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RZOXS71gU5I/AAAAAAAAABM/5m0k0K6EDCQ/s320/menderes5.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;BÜYÜK MENDERES VE BAFA'NIN ORTAK DERDİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük Menderes Nehrinin kirlenmesi, son dönemde Bafa Gölü ile birlikte tekrar gündeme geldi. Gazetelerde ülkemizin "su fakiri" ülkeler listesine girdiği ve sonunda Iğdır'ın çöl olarak tescil edildiği, Denizli'nin ise kurakça iller arasında olduğu bildiriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülke olarak suyu yönetemediğimiz ortada. Ya selden ölüyoruz, ya da bugünlerde sanayi şehirlerinin ve kalabalık kentlerin yaşamakta olduğu gibi susuzluktan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük Menderes nehrinde ise kirlenme gitgide üst boyutlara ulaşıyor. Sulama amaçlı düzenlemelerde havzanın su düzeni bozuluyor. Havzanın Büyük Menderesin denize döküldüğü deltaya yakın yerlerdeki ovalara daha fazla su verebilmesi amacıyla barajlarda su tutulması düzeni ile oynanıyor. Aynı amaçla Bafa Gölü gibi evrensel bir cennete su verilmiyor. Bu nedenle gölde balık ölümleri ve su seviyesinde azalma-oksijen azalması meydana geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka yörede, Büyük Menderes'in taşkınlarının önüne geçmek amacıyla nehrin tabanı kazınıyor, kenarlarına moloz dökülerek set haline getiriliyor. Böylelikle Aydın Ovasında Büyük Menderes'in taşkınlarla getirdiği verimliliğe mani olunmuş oluyor. Verimliliğin kaynağı tek taşkınlarla ovaya yayılan alüvyonlar ve milli sudaki organik ve inorganik bileşenler değil, elbette.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ovamızın verimliliğini sağlayan, Aydınımızı "ovasından bal akan..." bir il haline getiren en önemli etmenlerden biri de, Büyük Menderes Nehrinin sızıntı, taşın ve göl oluşturma şeklinde yeraltı sularını ve toprağımızın su dengesini oluşturması ve sağlıklı bir düzeyde tutmasıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu denge, yapılan müdahaleler, kurulan setler, göllere moloz ve çöp atılmasıyla bozulmaya başlıyor. Zaten sızma olsa da Büyük Menderes'ten toprağa kirlenme de sızmışl olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük Menderes'in su kirlenmesi Bafa Gölünü ve çevredeki diğer sulak alanları da olumsuz etkiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar sadece "doğal yaşamın zararı" veya "çevrecilerin derdi" olarak görülebilir. Ama öyle olmadığı yarın ziraatte sorunlar yaşadığımızda, ovada su derdi çektiğimiz zaman ve Allah korusun, ovamızın bereketi gidince anlaşılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çözüm nedir? Nihai ve esas çözüm, fabrikalara ceza kesmek olmuyor. Zaten ceza da kesildiği yok. Belediyelere cezayı kim kesecek? Hem kimsenin vereceği üç kuruş cezadan korkup arıtma tesisi kuracağı yok. Daha sert tedbirler ne eski yasalarda, ne de yeni çıkan Çevre Kanununda yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugüne kadar bu konuda yapılan tüm girişimler, ya idare tarafından, ya da sivil toplum örgütleri tarafından yapılmış. Sonuç ortada...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük Menderes Havzasında, yöneticileri, belediyeleri, sulama birliklerini ve DSİ Bölge yönetimlerini, bilimsel kuruluşları ve sivil toplum örgütlerini biraraya getirecek bir Büyük Menderes Havzası Konseyi kurulması şart... Çünkü havzanın tümünü içeren önlemler alınmazsa, tek başına Menderes'in şurasını burasını veya Bafa Gölünü kurtarmak mümkün değil... Bafa Gölü nehrin en ucunda... Oraya gelene kadar yapılacak çok şey var ve tüm yapılanlar, hem Bafa'ya hem de Aydın'ın tarlalarına nefes aldıracak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Konsey'in üniversitelerin ilgili kurum ve akademisyenlerine araştırma yaptırarak çözüm üretmesi ve çözümü dayatması şart...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık Büyük Menderes konusunda "bildiğini zannedenlerin" değil, gerçekten "bilen" bilimadamlarının sözünü dinleme zamanıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-1383848587839068490?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/1383848587839068490/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=1383848587839068490' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/1383848587839068490'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/1383848587839068490'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2006/12/byk-menderes-ve-bafanin-ortak-derdi.html' title='BÜYÜK MENDERES VE BAFA&apos;NIN ORTAK DERDİ'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RZOXS71gU5I/AAAAAAAAABM/5m0k0K6EDCQ/s72-c/menderes5.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-8494431080847593980</id><published>2006-12-28T01:19:00.000-08:00</published><updated>2007-01-16T04:43:24.506-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hunting'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='conservation'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hunting ethic'/><title type='text'>AMERİKAN AVCISI İLE RÖPORTAJ</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RZI8pb1gU0I/AAAAAAAAAAM/fwnaOu6qNs8/s1600-h/DSCN1858.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5013136017761260354" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RZI8pb1gU0I/AAAAAAAAAAM/fwnaOu6qNs8/s320/DSCN1858.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;AMERİKAN AVCISI İLE RÖPORTAJ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli okuyucu,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcılık bir çok Amerikalı için bir tutku… Kuzey Amerika’da yaşayan avcı, biz Türklerden daha çok avlanıyor ve daha fazla av hayvanı vuruyor. ABD’de 13 milyon avcı, avlakta yılda 228 gün geçirmekte, 200 milyon av yolculuğuna çıkmakta ve yaklaşık yılda 20.6 milyar doları avcılık amacıyla harcamaktadır&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn1" href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=4321179226459479216#_ftn1" name="_ftnref1"&gt;[1]&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikalı avcı avlanmak için kapsamlı planlar yapmakta ve çok fazla efor sarfetmektedir. Amerikalı bir avcının ördek avlamak için katettiği ortalama mesafe 194 km.’dir1. Amerikan avcısı dünyada avcılık için en çok para harcayan avcıdır. Ortalama Amerikalı avcının yılda avcılık amaçlı harcamalarının toplamı 1.570 Amerikan Dolarını bulmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikalı avcı avcılık ve silahlarla ilgili kural ve kanunlara titizlikle uyar. Habitat ve yaban hayatı konusunda çok duyarlıdır. Boş zamanını ve parasını yaban hayatının korunmasına harcamaktadır. Amerikalılar, ördek avı pulu yoluyla sulak alanların korunmasına bugüne kadar 670 milyon dolarlık katkıda bulunmuşlardır. Her sene avcıların ödemiş olduğu federal vergilerden 200 milyon dolarlık kısım, Eyaletlerce yürütülen yaban hayatı yönetimi programlarını, avcılığa açılacak arazilerin satın alınmasını ve avcı eğitimi ve güvenliği kursları verilmesini desteklemek amacıyla, yerel teşkilatlara aktarılmaktadır. Korumacı avcı örgütleri her yıl binlerce dönümlük habitatı satın alarak ve/veya koruyarak yaban hayatının geleceğini korumaya çalışmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak, Amerikalı avcı hayatı boyunca, bizim gördüğümüzden daha çok çeşitli bir yaban hayatı görmek ve onarılmasına katkıda bulunduğu bu ekosistemde bizden daha iyi avlanmak ayrıcalığına sahip olmaktadır. Bugün ABD dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen bir geyik avı rakamına sahiptir. Bu ülkede korumacılık büyük bir başarı öyküsüdür. Avcılık geleneğinin Amerikan yaşamındaki önemi son derece iyi anlaşılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikan avcısı bunu nasıl başarmıştır? Onu bu kadar farklı kılan, duyarlı olmasını ve başarıya ulaşmasını sağlayan nedir? Bu sorulara yanıtı araştırırken Amerikalı avcının düşünüş biçimini anlamamız gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---0---&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Darrell Smith Amerikalı bir avcı ve korumacı. ABD’nin ortabatısı olarak bilinen Illinois Eyaletinin Champaign kentinde yaşıyor. 1947’de doğan Smith, İllinois Üniversitesi tarımsal iletişim bölümü mezunu. Halen ulusal düzeyde 500.000’lik tiraja sahip Farm Journal (Tarım Dergisi)’nin Koruma ve Makine Editörlüğünü yapmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darrell, askeri tarih ve Amerika tarihi konularında okumayı, eski country tarzı müzik dinlemeyi sevmekte; beyzbol maçlarını izlemekten ve bahçesiyle uğraşmaktan hoşlanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Ekizoğlu – Sayın Smith, avcılık dünyasına nasıl girdiniz? Avcılık size ailenizden miras kalan bir gelenek mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darrell Smith- Babam, dedem ve amcam avcıydı. Dolayısıyla avcılık bana aileden miras diyebilirim. Amcam ve dedemle hiç avlanamadım, çünkü ben yetişirken onlar artık çok yaşlanmıştı. Babamla da fazla ava gidemedik, zira son zamanlarında sağlığı pek iyi değildi, fakat o benim ilgimi çekmek için yeterli oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ME- Ne tür av hayvanları avlıyorsunuz? Avını en çok sevdiğiniz tür ve en çok sevdiğiniz avlanma şekli nedir; en sevdiğiniz bir av günü nasıldır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DS- Son beş yıldır çok fazla ava gidemedim, en azından kendi ölçülerime göre istediğim gibi avlandığım söylenemez. Her sezon yivsiz av tüfeği ile geyik avladım ve genelde her sülün sezonunda iki veya üç kere sülün avladım. Son üç yılda sadece bir kere yaban hindisi avına gittim, her ne kadar seninle yaban hindisi avı yapmak, kendi başıma avlanmak kadar keyifli, belki de daha keyifli olsa da. Daha fazla avlanamayışımın sebeplerine gelince... Gidebileceğim çok fazla avlanma yeri yoktu ve bana ait olan arazi de üç saatlik mesafede... Haftasonlarında daha çok çalışmaya başladım ve inadına özellikle de bahar ve güz aylarında işler çoğaldı. Ava gidebileceğim araziye de onca saat araba kullanmak için zamanım kalmamış oldu. Hemen yapamasam da, birkaç sene içerisinde emekli olunca bunun değişeceğini umuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avlamayı sevdiğim hayvanlar konusunda: Çoğunlukla tavşan ve sincap avlayarak büyüdüm, hala da bunları avlamayı ve yemeyi çok severim. Bunun yanında, geyik, yaban hindisi, üveyik ve sülün avına gidiyorum. Eskiden ara sıra tavşan avlarken ördek parladığı ve benim de vurduğum olurdu. Daha gençken Wyoming Eyaletinde antilop ve mule geyiği; Colorado’da ise elk geyiği avına gittim. Antilop ve mule geyiği avladım, ancak hiç elk geyiği vuramadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En çok ne avını mı seviyorum? İşte bu zor bir soru. Sanırım, en çok yaban hindisi avını seviyorum. Sebebi baharın o güzel havası, avın zorluğu ve sonunda eğer vurabilirseniz avın heyecanı. Yaban hindileri bu kadar bol olmadan önce, belki inanmayacaksınız ama, sincap avı benim en sevdiğim avdı. Bu küçük hayvanları .22 kalibrelik tüfekle kafalarından vurmaya çalışmak inanılmaz heyecanlı bir avdı. Tabii sincap eti de benim en sevdiğim av eti idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayalimdeki av günü... Herhalde bu başarılı bir yaban hindisi avı sabahı olurdu. Bahar sabahının serinliğini tadını çıkarmak, güneşin doğuşunu izlemek, bir yaban hindisi düdüğüyle kuşu yakınlaştırmaya çalışmak ve en sonunda da baba hindiyi avlamak. Bu duygu moralimi günlerce yüksek tutuyor. Aylar sonra, bir şirketin personel toplantısında otururken, bir sürü insanın kendilerinin ne kadar zeki olduklarını ve parlak yönetimleri sayesinde şirketin ne kadar mükemmel çalıştığını (fakat ne yazık ki biz yazarlara maaş zammı verecek kadar mükemmel değil) dinlerken kendi kendime şöyle derim: “Ah, hepinizin canı cehenneme..! Ben geçen bahar bir hindi avladım.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii bir de ne avladığınız ile değil kim ile avlandığınızla ilgili hayalimdeki av günü olabilir. Gerçekten iyi bir av arkadaşı altından daha değerlidir. Jerry Misek adlı arkadaşımla ne yazık ki artık avlanamıyorum, ancak onunla birlikte yirmili ve otuzlu yaşlarımızdayken, sülün ve tavşan avladığımız günler hayatımın en güzel günleriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ME- Eti için avlanmak ve trofe avcılığı... Sizin her ikisini de yaptığınızı biliyorum. Sizce bu iki tür avcılık tarzını ayrı ayrı değerlendirmeyi gerektirecek kadar büyük farklılıklar var mıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DS- Aslında ben kendimi bir trofe avcısı saymıyorum. Evimde doldurduğum iki geyik trofesi var ama onları da arkadaşlarımın zoruyla yaptırdım, iyi ki de yaptırmışım. Trofeleri büyük olduğu için değil, büyük de sayılmazlar, fakat duvardaki bu trofelere bakmak bana bu avlarımı hatırlatıyor. Birisinde yapmış olduğum zor bir atışı ve diğerinde de beraber avlandığımız arkadaşlarımızın hatırası canlı kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben esasen eti için avlanıyorum. Bana göre, kendi yiyeceğim eti temin etmek, hayvanı kendi kendime yüzüp kesmek, derin dondurucuyu doldurmak ve bütün bir yıl bu etle yaşamak olmadan avcılıkta tatmin olmuyor. Mahallemizde herhangi bir akşam yemekte geyik eti yiyen tek insanın ben olduğumu bilmek çok hoşuma gidiyor. Genelde yetenekli bir kişi değilimdir, marangozluk veya tamir işlerine yatkınlığım yoktur. Bu başkalarına ihtiyaç duymadan yapabildiğim tek şeydir diyebilirim. Böyle büyüdüm, babamın, amcamın ve dedemin avcılık yapmasının tek sebebi eve et getirmekti. Hiçbir zaman trofesi için bir hayvanı vurmadılar. Son olarak, bir canlıyı öldürmek, bence ciddi bir iştir. Bence, eğer et yiyeceksem mümkünse başkasının benim için öldürme işini yapmasından çok, hayvanı kendim öldürmeliyim ki benim et ile karnımı doyurabilmem için bir canlının ölmesi gerektiğini hiçbir zaman unutmayayım. Çoğu avcının benim gibi hissettiğini zannetmiyorum ve belki de böyle düşündüğüm için deli olduğuma hükmederlerdi ama ben böyle hissediyorum ve bunun için avlanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trofe avcılığına karşı değilim. Bu iki tür avcılığın farklı olarak değerlendirilmesine de gerek yok bence... Herkesin tercihi farklı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ME- Yılın hangi zamanında hangi avlara çıkarsınız? Bir başka deyişle, her istediğinizde ava gidebilecek olsaydınız, bir yılınız nasıl geçerdi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DS- Baharda yaban hindisi avı, Eylül ayının ilk haftasında üveyik avı, yapraklar düşmeye başladığında ve ağaçlarda sincapları görüp .22 kalibre tüfekle vurabilir hale geldiğinizde, Ekim ayında Kuzey İllinois’te sincap avı (buralarda yapraklar Kasıma kadar düşmez), Kasım ve Aralık aylarında sülün, tavşan ve geyik avı. Sezon ilerledikçe hava soğuyup her yer kar olduğunda sülün ve tavşan avının keyfine diyecek yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ME- Sizin sözlüğünüzde korumacılığın anlamı nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DS- Bütün doğal kaynakların (toprak, su, hava, bitkiler ve hayvanlar) azalmaması, bozulmaması ve gelecek nesillere de kalabilmesi için sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesidir. Yaban hayatı ile ilgili olarak, korumacılık fazla değerlerin yiyecek için avcılık şeklinde veya eğer sizin için trofe avcılığı sözkonusu ise bu amaçla kullanımı da kapsar, etini israf etmediğiniz sürece. Aynı zamanda bütün türlerin yaşaması için yeri olması konusunda elimizden geleni yapmamız anlamına da gelir. Bence herşey varolma hakkına sahiptir, sadece insanlar değil...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ME- Peki etik anlayışınız nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DS- Bana göre korumacılık ile aynı. Bu iki kavramı ayrı değerlendirebileceğimizi zannetmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ME- Yaban hayatı için habitat oluşturulması, bu alanların korunması ve kamuoyunun bu konuda bilinçlendirilmesi konusunda çok çalıştığınızı biliyorum. Bu amaçla hangi örgütlere ve neden katkıda bulunuyorsunuz? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RazISJ53FxI/AAAAAAAAAFI/zwiipgdp-Ek/s1600-h/donor1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5020607898833065746" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RazISJ53FxI/AAAAAAAAAFI/zwiipgdp-Ek/s200/donor1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;DS- Pheasants Forever&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn2" href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=4321179226459479216#_ftn2" name="_ftnref2"&gt;[2]&lt;/a&gt; kuruluşuna destek veriyorum, çünkü elde ettikleri bütün gelirleri merkeze aktarmıyorlar ve yerinde harcıyorlar. Bu paranın çok büyük bir kısmı da paranın toplandığı yerdeki habitatın durumunun iyileştirilmesi amacıyla kullanılıyor. Buna karşın diğer gruplara bağış yapmama gibi bir tavrım da yok. Ducks Unlimited &lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn3" href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=4321179226459479216#_ftn3" name="_ftnref3"&gt;[3]&lt;/a&gt;, Whitetails Unlimited&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn4" href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=4321179226459479216#_ftn4" name="_ftnref4"&gt;[4]&lt;/a&gt; ve National Wild Turkey Federation&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn5" href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=4321179226459479216#_ftn5" name="_ftnref5"&gt;[5]&lt;/a&gt; örgütlerinin toplantılarına da katılıyorum ve destek veriyorum. Neden mi? Çünkü hepsi de habitat ve yaban hayatı için çalışıyorlar ve çok iyi işler yapıyorlar. Ben de bir avcı olarak, yaban hayatına bir şeyleri geri vermekten çok mutlu oluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı zamanda National Rifle Association&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn6" href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=4321179226459479216#_ftn6" name="_ftnref6"&gt;[6]&lt;/a&gt; örgütüne de bir miktar bağış yapıyorum. Bu grup olmasaydı, silah sahibi olma haklarımızı kolaylıkla kaybedebilirdik diye düşünüyorum. Devlet bir kerede bütün silahlarımızı elimizden almayabilir, ama adım adım silah sahibi olmayı ve almayı daha zor, zaman alıcı ve masraflı bir hale getirebilir ki bir çok vatandaş bunun çektirdiği sıkıntıya değmeyeceğini düşünebilirler. Ben silahlarımı hem avcılık, hem de kişisel korunma için tutmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ME- Mesleğiniz korumacılık ve doğal hayat ile çok ilgili. Her iki konuyu da birarada düşündüğünüz oluyor mu? Başka bir deyişle, avcı özelliğiniz işinizi nasıl etkiliyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DS- Bu ilginç bir soru. Yaban hayatı ve korumacılık açısından duyarlılık hissettiğimden dolayı, arazilerini dümdüz eden, habitatı yok eden, sonuçta da erozyona yol açan çiftçiler hakkında makale yazmak durumunda kaldığımda bir çok çatışma yaşadım. Genelde çiftçiler, içlerinde avcı olanlar hariç, yaban hayatına ne olacağına aldırmıyorlar. Heryerde arazilerindeki çalılık ve korulukları yok ediyorlar ve iyi bir şeymiş gibi tarla kenarındaki çit ve sınırları kaldırıyorlar, yol kenarlarındaki otların bile büyümesine katlanamıyorlar. Dolayısıyla bir çok durumda dilimi ısırmak zorunda kalıyorum. Tabii ki bunun yanında, Martin Ailesi gibi doğaya önem veren çiftçiler hakkında yazı yazmaya ve onları örnek göstermeye gayret ediyorum. Bir de arazisinde ücret karşılığı ava izin veren çiftçiler hakkında yazılar yazıyorum, çünkü benim bir görevim de çiftçilere yeni para kazanma yollarını göstermek. Ücretli avcılık olayına bir çok açıdan bakmaya açalışıyorum. Bir kere yaban hayatı için iyi bir şey, çünkü çiftçilerin başka türlü yok edecekleri habitatı koruyup geliştirmelerine neden oluyor. Öte yandan, ücretli avcılık çoğalırsa avcı sayısı azalır diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ME- Siz de avcılıkta hep o eski günlerden özlemle bahseden avcılardan mısınız? Yoksa bulunduğunuz Orta İllinois bölgesinde güzel günler şimdi mi yaşanıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DS- Aslına bakarsan evet, gidebileceğimiz çok avlak olduğu o eski günlerden çok bahsederim. Fakat bu Kuzey İllinois’teydi. 1950lerde ve 60larda burada değildim ve herkesin bahsettiği o sülün bolluğu yıllarına denk gelemedim. Fakat bildiğim bir şey var ki, modern tarımın yoğunlaştığı 1970li ve 80li yıllarda burada avcılık namına bir şey kalmamıştı. CRP&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn7" href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=4321179226459479216#_ftn7" name="_ftnref7"&gt;[7]&lt;/a&gt; gibi devlet programları sayesinde şimdi durum iyileşti. Araziye girebilen avcılar için tabii. Ailelerinin arazisi olan genç avcılar için avcılığın altın çağı yaşanıyor olabilir. Bu ne kadar sürecek veya sürer mi bilmiyorum, çünkü artık bu bölgede artık tarımdan habitata dönüştürülecek arazi kalmadı denilebilir. Hala no-till&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn8" href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=4321179226459479216#_ftn8" name="_ftnref8"&gt;[8]&lt;/a&gt; için fırsatlar var, herhalde bu sayede av kuşları için daha fazla fırsatlar yaratılabilir. Yaban hindisi ve geyik açısından gerçekten de avcılığın altın çağı yaşanıyor. Daha önce Amerika’a hiç olmadığı kadar geyik ve yaban hindisi var. Ancak bu hayvanları avlamak için biraz yol katetmeniz gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ME- İllinois Eyaletindeki ve genel olarak ABD’deki avcılık kurallarını nasıl buluyorsunuz? Devlet avcılık hakkında “aptalca” bir karar almış olsa, örneğin limitleri yanlış belirlemiş olsa ne yapardınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DS- Avcılık yasaları ve kurallar ile ilgili bir sıkıntım yok. Bir sorun olsa ne yapardım? Ben pek protestocu biri sayılmam, herhalde avcılık örgütlerine kürekle para aktarmayı sürdürür ve onların baskı yaparak sorunun giderilmesini sağlayacağını umardım. Sadece bir kuralın doğru olmadığını düşündüğüm için o kuralı ihlal edebileceğimi sanmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ME- Büyük bir silah koleksiyonunuz olduğunu biliyorum. Hepsi ile avlanıyor musunuz? Aralarında sizin için özel olan bir silah var mı? Hangisi ile hangi avı yapmayı seviyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DS- Keşke hepsiyle ayrı ayrı avlanabilecek zamanım olsaydı, çünkü hepsiyle atış yapmak ayrı birer keyif. Atış yapmayı seviyorum ama bunun için yeterli zamanım yok. Bu nedenle emekliliğimi dört gözle bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelecek sezon yaban hindisi avına çıktığımda Escort&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn9" href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=4321179226459479216#_ftn9" name="_ftnref9"&gt;[9]&lt;/a&gt; marka tüfeğimi denemeyi çok istiyorum. İyi bir hindi avı tüfeği olacak gibi görünüyor, ancak daha hiç deneme fırsatım olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, özel bir tüfeğim var. Breziya yapımı Rossi Bonanza marka 20 numara namlu bir yan çifte. 1971 yılında Milwaukee’deyken 80 dolara satın almıştım. Tavşan avı için aldım ve gerçekten de tavşan avı için mükemmel bir tüfek, kısa namlulu ve taşıması kolay. Bu tüfeği satın aldığımda çok tavşan avına çıkardım ve genelde de arkadaşım Jerry Misek ile ava giderdik. Bana o güzel günleri de hatırlatıyor. Bir de ben tavşan avını ve tavşan etini gerçekten çok severim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ME- Sizce bugün Amerikan avcısının karşı karşıya olduğu en büyük tehdit nedir? Gelecekte bazı türleri avlayıp avlayamayacağı mı, gelecekte de bugünkü gibi silah edinme özgürlüğü olup olmayacağı mı, avlaklara istediği gibi girebilmesi mi yoksa başka bir şey mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DS- Bence en büyük tehdit avlaklara erişim sorunu olacaktır. Devlet desteği olan programlar ile bile, Champaign Bölgesi gibi yerlerde özel çiftlikler ve tarım arazileri o kadar fazla ki, geriye fazla bir habitat kalmıyor. Ücret karşılığı arazilerde av yapılmasının yaygınlaşmasıyla da düşük gelirli avcılar için büyük bir engel olacak. Bir çok avcı ava zengin iken başlamıyor. Şu an için, silah sahibi olma özgürlüğü konusunda bir sorunumuz yok gibi, fakat bu yeni bir yönetim ile her an değişikliğe uğrayabilir. Sürekli genç avcıları avcılığa kazandırmak zorundayız, çünkü avcı sayısını koruyamazsak haklarımız eriyip gidecektir. Ancak gittikçe azalan avlaklar ve kamuoyundaki olumsuz avcı imajı ile gençleri avcılığa kazandırmak her geçen gün daha da zorlaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ME- Türkiye’ye hiç gelmediniz. Ülkemiz hakkındaki fikriniz nedir? Türkiye’de günün birinde avlanmak ister miydiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DS- Seninle tanışıncaya kadar Türkiye hakkında tek bildiğim, bu ülkeden çok iyi askerler yetiştiği idi ve bu bence çok iyi bir özelliktir. Senin sayende, Türkiye hakkında çok şey öğrendim ve daha çok şey öğrenmek de istiyorum. Resimlerinden gördüğüm kadarıyla, Türkiye çok güzel bir ülke. Senden, arkadaşlarından ve ailenden gördüğüm kadarıyla Türk insanı dost canlısı, misafirperver, kültürlü ve doğa konusunda duyarlı. Ve tabii iyi atıcı da. Ülkenizde avlanmaktan veya sadece görmekten büyük mutluluk duyardım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ME- Teşekkür ederim, Sayın Smith.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn1" href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=4321179226459479216#_ftnref1" name="_ftn1"&gt;[1]&lt;/a&gt; The U.S. Fish and Wildlife Service, National Survey of Fishing, Hunting, and Wildlife-Associated Recreation, 2005.&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn2" href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=4321179226459479216#_ftnref2" name="_ftn2"&gt;[2]&lt;/a&gt; Sülün habitatını geliştirmeyi amaçlayan avcı örgütü.&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn3" href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=4321179226459479216#_ftnref3" name="_ftn3"&gt;[3]&lt;/a&gt; Sulak alanların iyileştirilmesi amacıyla çalışan avcı örgütü.&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn4" href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=4321179226459479216#_ftnref4" name="_ftn4"&gt;[4]&lt;/a&gt; Geyik habitatının korunmasına yönelik çalışmalar yapan avcı örgütü.&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn5" href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=4321179226459479216#_ftnref5" name="_ftn5"&gt;[5]&lt;/a&gt; Yaban hindisi habitatı için çalışan avcı örgütü.&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn6" href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=4321179226459479216#_ftnref6" name="_ftn6"&gt;[6]&lt;/a&gt; ABD’de silah sahibi olma haklarını savunan bir örgüt.&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn7" href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=4321179226459479216#_ftnref7" name="_ftn7"&gt;[7]&lt;/a&gt; Doğal hayata arazi ayırılmasını destekleyen devlet desteği programı.&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn8" href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=4321179226459479216#_ftnref8" name="_ftn8"&gt;[8]&lt;/a&gt; Tarlayı sürmeden ekme tekniği, bu sayede yaban hayatı için yeni alanlar kazanılıyor&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn9" href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=4321179226459479216#_ftnref9" name="_ftn9"&gt;[9]&lt;/a&gt; Hatsan tarafından ABD’ye ihraç edilen tüfek.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-8494431080847593980?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/8494431080847593980/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=8494431080847593980' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/8494431080847593980'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/8494431080847593980'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2006/12/amerikan-avcisi-ile-rportaj.html' title='AMERİKAN AVCISI İLE RÖPORTAJ'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RZI8pb1gU0I/AAAAAAAAAAM/fwnaOu6qNs8/s72-c/DSCN1858.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-7618088033574288864</id><published>2006-12-27T03:55:00.001-08:00</published><updated>2007-01-09T06:40:04.408-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hunting'/><title type='text'>ÖRDEK</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RaOpPT3Y23I/AAAAAAAAACU/wmqip7I5F_Q/s1600-h/ordek.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5018040490316585842" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RaOpPT3Y23I/AAAAAAAAACU/wmqip7I5F_Q/s320/ordek.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;ÖRDEK&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hafiften kar atıştırmaya başladı. Avcı, kasıklarına kadar uzananan çizmesinin içindeki ayaklarının hareketsizlikten ve soğuktan sızlamaya başladığını farketti. Gün doğmak üzereydi. "Biraz daha sabır" dedi kendi kendine... Elindeki tüfeği bir buz parçası gibi eline yapışıyordu. Girdiği sazlardan yapılmış gümede yalnızdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suların üzerinde beyaz bir yansıma belirdi yavaş yavaş... Ortalık griye çalan bir aydınlığa yüz tuttu. Uzaktaki ördek sesleri esen sert rüzgarla artıyordu. Birden arkasından gelen bir kanat sesiyle sıçradı. Beklediği adanın diğer kıyısından ördekler birden üzerinde belirdi. Hemen tüfeğini omuzlamasıyla alayın ortasındaki iri ördeğe nişan alması bir oldu. Tetiğe dokunur dokunmaz ördeğin kanatları hareketsizleşti. Başı kırılmış gibi eğilerek gürültüyle yarı buzlu suya düştü. Diğer ördekler telaşla kanat çırparak oradan uzaklaştılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcı rüzgarla dalgalanmaya başlayan buzlu suyun ördeği yanına getirmesini bekledi. Yakınlaşınca uzandı, aldı. Bu iri bir yeşilbaştı. Kanatlarını açtı, saçmaları kanatlarının altından ve göğsünden almıştı. Tüylerindeki sular yavaşça süzülüyordu. Yeşilbaş ölü olmasına rağmen güler gibi bakıyordu. Gözlerinin feri henüz gitmemişti. Gözünün yanından bir damla kan süzüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcı ördeği gerideki file torbasına attı. Gözlerini yeniden ufka dikti. Karısının sözlerini hatırladı. "Bir yeni yılın ilk günü de ava gitme be adam!" Avcı karısının bu sitemine gülmüş ve hiçbir şey dememişti. Gidecekti. Belki de karısı haklıydı. Her yeni yılda bir günlük tatili fırsat bilerek ava giderdi. Çocuklarını düşündü. Şimdi sıcak yataklarında mışıl mışıl uyuyor olmalıydılar. "Varınca onları uyandırır ve bir güzel oynarım" diye düşündü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kar taneleri yüzüne vuruyor ve anında su olup çenesinden akıyordu. Ördekler yavaş yavaş çoğalmaya başlamıştı. Değişik renklerde, farklı büyüklüklerde ördekler gökyüzünde akın akın gelmeye başlamıştı. Avcı tüfeğini çalıştırıyor ve seri hareketlerle fişek değiştiriyordu. Gelen ördekler tüfek sesini duymuyor gibiydiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzerine doğru gelen küçük çamurcun ördeklerinden oluşan bir alaya tüfeğini boşalttı. Bu alaydan düşen ördekler artık tamamen buz tutan suya düşüp kaydılar. Her biri ayrı yerlerdeydi. Kanatlarının altındaki beyaz tüyleri gökyüzünü görüyordu. Avcı gülümsedi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş ışıklarını kararan bulutların arkasından da olsa yetiştirmeye çalışıyordu artık... Kolları yoruldu ateş etmekten. Fişeği de bitmek üzereydi. Yine de ava devam ediyor; sanki bir daha gelmeyecekmiş gibi hırsla ördeklere saçma yağdırıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kar durmuş ve keskin bir soğuk başlamıştı. Avcı dönüş yolundan korkmaya başladı. Acaba yollar tıkanmış mıydı? Şimdi evde olsa hava ve yol durumunu TV ekranından izlerdi, bir yandan sıcak çayını içerken... Çayı hatırlayınca acıktığını hissetti. Cebindeki çikolatadan kalan parçaları yemeye çalıştı. Çeneleri ona ihanet eder gibi çalışmıyordu sanki. Beresini düzeltti. Eli kardan ıslandı. Yüzüne dokundu. Sanki buz tutmak üzereydi. Ayaklarının sızlaması kesilmişti. Kollarında bir yumuşama ve uyuşukluk hissediyordu. Tüfeğini indirdi. Gitmesi gerektiğini düşündü, yeterince av yapmıştı. Daha buzu kırarak ördekleri toplayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geri dönmek istedi. Ayakları onu geri çekti. Yere düştü. Bir daha kalktı, zorlukla hareket ediyordu. Elleriyle dizlerini tutup ilerlemeye çalıştı. Bir daha denedi. Ayakları sanki betona saplanmış gibi ağırlaşmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dizlerinin üstüne çöktü. Cansız gözleriyle boşluğa bakan ördeklere takıldı gözü. Kendini iyi hissetmiyordu. Yola çıkarken de iyi değildi, ama avda geçer diye düşünmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ördekler gökyüzünü doldurmuştu neredeyse. Kalkıp tüfek atmak istedi, başaramadı. Suya baktı, su çoktandır buz olmuştu. Yere yattı. “Biraz dinlenmeliyim, çok yoruldum” dedi kendi kendine. Uzandı, derin bir nefes verdi. Yatmak ne iyi gelmişti. Ne kadar yorulmuş olduğunu farketti. Bütün vücudu uyumak istiyordu. Gözlerinin kapanmasını engelleyemiyordu sanki. Donmaya başladığını anlıyordu. Uyumaması gerektiği sinema filmlerinde görmüştü. Ayaklarını oynatmaya çalıştı. Çizmesi içine su almıştı. Donan su ile ayakları daha da ağırlaşmıştı. Parmağını bile kıpırdatamadı. Başını çevirmeye çalıştı. Az evvel buza düşürdüğü yeşilbaş ördeğin donuk bakışıyla gözgöze geldi. Gökyüzü iyice kararmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-x-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gümelere yönelen ördek avcıları geç kaldıklarından dolayı birbirleriyle tartışıyorlardı. Birbirlerini beklemekten göl kenarına neredeyse kuşluk vakti gelebilmişlerdi. Bu saatte ördek avı bitmiş olurdu. Herkes suçu birbirine atıyordu. Birisi arkadaşlarının çok uyuduğundan, öteki ise yolda çay içmeye oturanlardan şikayet ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gençler sabah erken de gelseler pek iyi bir gün olmayacağı belliydi. Karlar erimeye yüz tutmuştu. Güneş geçen günlerin acısını çıkartmak ister gibi parlıyordu. Bu havada ördek avı yapılacağına kendileri de pek inanmıyordu. Bir de yolda bir araba görmüşlerdi. Avcının biri onlardan erken davranmış olmalıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcılar ümitsizce göl kenarına yaklaşırken birden gördükleri manzara karşısında donakaldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suya bir kaç metre yakında, üzerine kar yağmış kasık çizmeli bir adam uzanmıştı. Morarmış yüzünde donuk bir ifadeyle, bir adım ötesinde birbiri üzerine yığılmış olan ölü ördeklere bakıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-7618088033574288864?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/7618088033574288864/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=7618088033574288864' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/7618088033574288864'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/7618088033574288864'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2006/12/rdek.html' title='ÖRDEK'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RaOpPT3Y23I/AAAAAAAAACU/wmqip7I5F_Q/s72-c/ordek.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-4250262822196308404</id><published>2006-12-27T03:38:00.000-08:00</published><updated>2007-01-12T01:26:27.355-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hunting'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='conservation'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hunting ethic'/><title type='text'>BÜYÜK ADAM</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RadUPZ53FtI/AAAAAAAAAEY/6k5EFrBT4oE/s1600-h/sus_scrofa.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5019072933356050130" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RadUPZ53FtI/AAAAAAAAAEY/6k5EFrBT4oE/s200/sus_scrofa.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;"Duvarı kendime siper ederim" diye düşündü genç adam... "Tamam muhtar, sonra görüşürüz" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhtar pos bıyıklı, esmerden daha da kara tenli bir adamdı. Bir kaç günlük sakalları beyazlamıştı. Başındaki şapkanın kenarları kir ve yağdan renk değiştirmişti. Şapkanın kenarından çıkan gür saçları da sakalının rengindeydi. Çakır gözlerini kısarak genç adama baktı, "Başka bi isteğin var mı beyim?" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç adama saygı duyduğu ses tonundan belli oluyordu. "Sağol muhtar" dedi genç adam, elindeki beyaz çantayı duvarın üzerine koyarak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhtar genç adamın artık kendisine bakmadığını görünce yeniden yola döndü, kendisini bekleyen diğerlerine seslendi:"Sizin yerleriniz şu dönemeçten sonra!" Elindeki çifte tüfeği omuzuna asarak gruba katıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç adam çantadan dikkatle tüfeğini çıkardı. Bu yivli bir tüfekti ve güneşe çıkinca kundagı parlıyordu. Omuzlayarak tüfeğin namlusunu gezdirdi genç adam...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duvarın arkasına geçti. Duvar çok eskilerden kalma, antik bir bina kalıntısına benziyordu. Çantasından kalın bir bez çıkardı. katladı. Duvarın üzerine koydu, tufeği üzerine yerleştirdi. Bir de bu şekilde tufeği omuzlayarak çam ormanının içine doğrulttu. Görüş sağlam gibiydi.Belindeki kurşun kemerini ön tarafa getirdi. Dikkatlice kemerden aldığı kurşunları tüfeğin şarjörüne yerleştirmeye başladı. Bu işi bitirince şarjörü tüfeğin altındaki yerine taktı. Eliyle de hafifçe vurarak şarjörün yerleştiğini belirten o mekanik sesi duydu. Elinin iki hareketiyle de bir mermiyi namluya sürdü. Tekrar tüfeği kaldırarak beklemeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç adamın yüzündeki ifadeden ne düşündüğünü anlamak mümkün değildi. Heyecan belirtisi de görünmüyordu. Giden grubun sesi bir müddet önce kesilmişti. Ormandan serin bir esinti genç adamın yüzünü oksadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bamm! sesiyle bütün orman ürktü. Sürek başlamıstı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzaktan köylülerin bağırısları duyuluyordu. Kuşlar ağaçların üst dallarına kaçıstılar. Genç adam tüfeğini tekrar kontrol etti. Tüfeğini sağ eline alarak gözünü ormanın derinliklerine dikti. Ormanda kesinlikle bir şeyler oluyordu.Uzaktan tanıdık sesler gelmeye başlamıstı. Bunlar kopoylardı. Kesik kesik havlamaları ormanın içinde yankılanıyordu. Birinin bıraktığı havlamayı diğerleri başlatıyor, bazen yavaş ve tek tek, bazen de uluma gibi hızlı hızlı havlıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç adam yerinin iyi bir yer olduğunu biliyordu. Muhtar onu o nedenle bırakmıştı bu dere kenarına.. Ormandan dere yatağını takip ederek kaçacak olan domuzlar muhakkak bu yolu atlamak zorundaydı. Yola çıktıklarında ise atış yapacak kadar açık bir alan ve mesafe kalıyordu. Genç adam kolay olacağını biliyordu. Tecrübeliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birden önünden bir tilki fırladı yola... Genç adam refleks ile silahını hemen doğrulttu ama tüyleri yeni griden kızıllasmaya baslayan tilkinin dere aşağı kaçmasına izin verdi. Başını tüfeğin üzerinden kaldırmamıştı. Tilkiyi yerinden eden bir şey olmalıydı. Kalbinin atışlarının hızlandığını hissediyordu. Parmağı tetiği okşuyordu. Tüfeğin emniyetini açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Caaak caaak" sesiyle havalanan kestane kargası genç adamın yüreğini hoplattı. Önündeki yola bakan kısa boylu çamlar sallanmaya başlamıstı. Çok değil yirmi metre önündeki çatırtıları duyuyordu genç adam.Çatırtılar yaklaştı ve birden kesildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toprak yola birden şişman bir dişi domuz çıkıverdi, etrafına bakmadan önündeki dere yatağına doğru koşmaya başladı, arkasından da çizgili bedenleriyle mozaları göründü. Onlar da annelerine yetişmek için ellerinden geldigince hızlı koşuyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Daan!" sesiyle anne domuzun burnunun üstüne kapaklanması bir oldu. "Daan!" Şakırtılar arasında üçünçü silah sesiyle birlikte yerde biri anne domuz, ikisi ise yavrusu olmak üzere üç adet domuz yatıyordu.Diğer yavrular ise çalılığa kaçmışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç adam bir müddet tüfeğinin üzerinden kalkmadı. Ormanın içinden çılgınca bağıran köpeklerden başka ses gelmiyordu. Doğruldu, tüfeğini emniyete aldı. Duvarın arkasından çıktı, domuz ölülerine doğru ilerledi. Domuzlar kurşunu yedikleri anda ölmüşlerdi. Yolda ince ince kanlar akıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhtar yanında iki köylüyle koşa koşa geldi. Genç adam bir sigara yakmış, şapkasını çıkarmıştı. Elinde fotoğraf makinesiyle domuzların fotoğrafını çekiyordu. Domuzları kaldırmaya veya kanlı yerlerini saklamaya lüzum görmemişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhtar; "Beyim iyi etmemişsin be!" dedi. Yanındaki köylü atıldı: "Neden iyi etmicekmiş be muhtarım?" "Bizi kaç senelik yükten kurtardı, kimbilir daha kaç bela doğuracaktı bu mundar hayvan!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köylü kendini alamadı, gitti domuza bir tekme attı. "Ne bileyim ben" dedi muhtar... "İnsanın içi acıyor işte... Doğru ya senin dediğin de.."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigarasını bitiren genç adam; "Hadi muhtar, bırakın lafi da boşaltın şunların içini" dedi. Köylüler bıçaklarını çekip mozaları bacaklarından çektiler, karınlarını yarmaya başladılar. Zengin olduğu her halinden belli olan avcı cep telefonuyla konuşuyor, arazi arabasını getirmelerini ve soğutucuyu hazırlamalarını istiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araba gelince iki adam büyük arazi aracından indi. Ellerine birer içi boşaltılmış ve poşetlere konulmuş küçük domuz alarak arabaya koydular. Köylülerden birisi "Bu anasını ne yapalım beyim?" dedi. Avcı tufeğini çantasına koyuyordu. Dönmeden "Atın gitsin" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhtarı yanına çağırdı. Arabanın arkasındaki iki koliyi gösterdi. "Birisi senin, birisi köylünün..." dedi. "Kopoyların sahibine kıyak geç, tamam mı muhtar?" "Tamamdır beyim, Allah razı olsun" Muhtarın esmer yüzü gülüyordu. Köyü fakir bir dağ köyüydü. Üzerindeki elbiseler ve ayağındaki botlar hep genç adamın hediyesiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcının her gelişi hem köylüleri şu zararlı hınzırlardan kurtarıyor, hem de avcının yanında çeşit çeşit hediyeler geliyordu. Genç adama yaklaştı, "Beyim içeride bir azaksız kaldı, biliyorsun" dedi. "Bu başbelasını ne zaman halledecen?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç adam muhtara döndü, muhtar bir sonraki ziyaretini iple çekiyordu. "Kısmet" dedi gülerek... " Şimdi işim var, İzmir'e dönmem lazım. Ben seni ararım cepten" dedi. Muhtar "Beyim sofra hazırlamıştık evde ... Valla bırakmam" diyecek oldu. Genç adam yine hafifçe gülümsedi, "Sağol muhtar, bir daha ki sefere..." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük arazi arabası gürültüyle dağ yolundan inerken köylüler domuzu dere yatağına yuvarlıyorlardı. Muhtar arabanın arkasından baktı: "Büyük adam be!" diye mırıldandı kendi kendine....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-4250262822196308404?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/4250262822196308404/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=4250262822196308404' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/4250262822196308404'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/4250262822196308404'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2006/12/byk-adam.html' title='BÜYÜK ADAM'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RadUPZ53FtI/AAAAAAAAAEY/6k5EFrBT4oE/s72-c/sus_scrofa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-6270177991866635187</id><published>2006-12-27T02:16:00.000-08:00</published><updated>2007-01-09T06:47:00.601-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hunting'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='conservation'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hunting ethic'/><title type='text'>AV TUTKUSU</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RaOqwz3Y24I/AAAAAAAAACg/LlmPXyL0vJw/s1600-h/keklik_dagi.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5018042165353831298" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RaOqwz3Y24I/AAAAAAAAACg/LlmPXyL0vJw/s320/keklik_dagi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sabah ezanları okunurken biz dağ yolunu yarılamıştık bile. Üstümüze fazla bir şey almamıştık, keklik avında çok yürümek gerekirdi, bu da hem yorgunluk hem de sıcaklamak demekti. Gün ışıdıkça çiğden kalkan dumanlar sırtları, dereleri mistik bir havaya sokuyordu. Ayağımdaki ayakkabı kötüydü, içine şimdiden yaş almaya başlamıştı. Birazdan sıcak olacağı için aldırış etmiyordum. Sessizlik ve dağların baştan çıkarıcı kokusu beni sanki büyülemişti. Herkes de aynı ruh hali vardı herhalde ki kimseden de ses çıkmıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birden kulağımıza gelen sesler bizi hayal dünyasından geri getirdi. Karşı tepeden bir keklik ötüşü geldi. Biraz yukarıdan bir başka ötüş de ona yanıt verdi. Bizler sinmiş nerede olduklarını kestirmeye çalışıyorduk. Tek köpeğimiz de pür dikkat kulaklarını dikmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ansızın gürültülü kanat sesleri başladı. İlk ötüşün geldiği tepeden karşı tepelere birer ikişer keklikler kalkıp uzun uçuşlarla süzülüyorlar, sonra da düşmüşcesine birden konuyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu geçiş bitince sıramızın geldiğini anladık. Kondukları yere doğru hızla seyirttik. Aramızdaki gençler önden gittiler, bir sırtı yanlamasına geçerken tüfekler patlamaya başladı. Ne olduğunu göremiyorduk. Birazdan yanlarına vardığımızda tüfeklerini doldururken gördük erkencileri.. Elleri boştu, sevinmedim desem yalan olur. Önden hesapsız ve köpeksiz gidenin hali böyle olur. Fazla hırsı olmamak lazım, diye de kendimize ders çıkardık. Nereye gittiklerini öğrenelim derken, altımızdan da keklikler kalkmaya başladı. Hep birlikte parlayan kekliklere doğru koştuk, ancak kınalılar çoktan derenin karşısına geçmişlerdi bile..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gün o tepe senin, bu tepe benim, dere dere, çalı çalı o dağları adımladık, gezdik avlandık. Fermalı fermasız bir çok keklik kaldırdık, avlandık. Öğleden sonra sıcak oldu, köpek dağda çalışmakta güçlük çekmeye başladı. Biz de ovaya dönmeye ve bıldırcın bakmaya karar verdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ovada tüm mahsül kaldırılmıştı. Artık işçi falan olmazdı tarlada.. Mahsulün kalktığı yerde yağmurlarla büyümüş ve tohumlanmış otlar vardı. Bunların arası iyi bıldırcın tutardı. Hayvancağız bu boylu otlar altında hem yemlenir, hem de sıcaktan korunurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada epeyce bir süre bıldırcın avladık, yorgunluk yavaş yavaş beni sarmaya başlamıştı. Baş ağrısı ve açlık bastırmıştı. Aksilik yanıma ne bir ilaç, ne de yiyecek bir şey almıştım. Avı kestik, döndük. Eve vardığımda hiçbir şey yiyemeden düşüp kalmışım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu anım, pek anlatılacak nitelikte avlar veya avcılık içermiyor. Anlatmamın sebebi, av hikayesiyle okurlarımıza hoşça vakit geçirtmek değildi. Neden avlanırız, sorusuna yanıt aramak için iyi bir gündü. O sıcak günlerde herkes sığınacak yer ararken, deniz kenarlarına, mesire yerlerine giderken biz avcılar neden bu dağlarda, ovalarda kendimizi hasta edercesine koşup duruyoruz? Nedir bizi dağlara götüren? Türküde, “Ben de çıktım bir geyik avına, Geyik çekti kendi dağına” dediği gibi, bizi dağına çeken şey avın kendisi midir? Yoksa başta anlatmaya çalıştığım o mistik denebilecek hava ve ortam mıdır? Belki de hepsi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Spor, doğa yürüyüşü, doğaseverlik gibi amaçlar bu tutkunun ancak pekiştiricileri olabilir. Ancak avcılık gerçekte bir tutkudan başka bir şey değildir. Tecrübeli avcılar bileceklerdir. Hangi spor sevgisi insanı, herkesin en tatlı uyku zamanında, sabah ezanları okunmadan yatağından kaldırıp buz gibi ovalara, ayaz esen dağlara gitmeye ikna edebilir? Ya da hangi doğa tutkunu, sürekli elinde tuttuğu 3,5 Kg bir ağırlıkla dokuz dağı aştıktan sonra önünden bir kuş parlayınca tekrar bir o kadar yolu daha yürüme gücünü kendinde hissedebilir? Veya hangi trekking grubu, beraberindeki arkadaşıyla, cebindeki parasından tutun da malzemesini, yiyeceğini, giyeceğini velhasıl herşeyini paylaşabilir? Avcılık farklı bir tutkudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda bazı sözde-çevreci gruplardan “avcılığı bırakın, foto-safari yapın” gibi çağrılar alıyorum. Bunlara verdiğim cevaplardaki gibi, biz avcılar foto-safari de yaparız. Hatta av dergilerindeki avcılarımızın çektiği fotoğraflar pek çok doğa dergisinde bulunmayacak cinstendir. Ancak bu bizi avcılıktan alıkoyamaz. Avcı aynı zamanda yanında bir fotoğraf makinesi taşıyabilir, bence taşımalıdır da... Zira avcının doğada rasgeldiği olağanüstü olaylar, bir foto muhabirin karşısına zor çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcılığı spor düşüncesi, zayıflama ihtiyacı, atış sevgisi, et ihtiyacı, silah tutkusu veya doğa sevgisi ile açıklamaya çalışmak bize avcılığın hep bir yönünü gösterir. Eksik olan her bilginin yanlış olacağından hareketle bu tür tanımlama çalışmaları da bizim neden ava gittiğimizi açıklamakta yetersiz kalmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avlanma dürtüsü bizi kravatlarımızı çıkartarak çamurlu yollara, buzlu göllere, dikenli dağlara götürür. Orada daha bir kendimiz oluruz. Başka hiçbir duygu aklımızdan ve gönlümüzden geçmez. Çok yakından tanıdığım bir büyüğüm, ailesindeki, bana göre dayanılmaz sağlık sorunlarına avcılık sayesinde göğüs gerebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcı meraya adım atar atmaz değişir. Çünkü orada avıyla birliktedir. Onun olduğu yerdedir. Avcı vuracağı ava önce saygı duyar,sonra onun kişiliğine bürünür, onun olduğu yerde olmanın zevkine varır, onunnefesini solumaya başlar ve av orada başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köpeği adeta nefes almayı bıraktığı anda, vücudu ani kasılmalar ve elde olmayan titremeler geçirmekteyken avcının da kalbi en üst ritminde atmaktadır. Birazdan kalkacak avından başka bir şeyi duymayacaktır. İşte fotoğrafçılık ileavcılığın farkı buradadır. Fotoğrafını çektiğiniz hayvanla aranızda sadeceteknik bir yakınlaşma vardır. Ancak avcı ile avı arasında kelimelerleanlatılması zor mistik bir yakınlaşma olur. Avcı avlanırken artık avıgibidir ve o noktadan sonra kimin av, kimin avcı olacağı çok da net değildir.Bu husus en çok domuz avlarında belirgindir.Avcılara yöneltilen en büyük suçlamalardan biri de kendi keyifleri için canlıları öldürmeleri olmuştur. Avcılar merhametsiz ve vicdansız mıdır? Bence en merhametli kişiler avcılardır. Burada bu iddiaları ortaya atanlara cevap yetiştirmeye uğraşmayacağım, bunu çok yaptım. Avcının merhameti, avı vurduktan sonra eline alınca ortaya çıkar. Avcı ondan sonra yeniden ava koyuluncaya kadar avcı değildir. Eline aldığı hayvana hayranlıkla bakar. Onu vurduğu için vicdanının derinliklerindeki sızılara bir yenisi eklenir. Ancak bu merhamet hissi bazen avcının atmamasına da sebep olur. Bu nadir de olsa yaşanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yakınlaşma ve avcı-av arasındaki etkileşim, bence ava duyulan isteği ve tutkuyu biraz olsun açıklıyor. Yaşlanma, kaza gibi nedenlerle ölmek yerine, şovalye ruhlu bir avcının elinde günün kahramanı olmak, bence av hayvanı için de saygıdeğer bir husustur. Bilhassa trofe avcılığında, avlanan hayvan avcı sayesinde neredeyse bir ölümsüzlüğe kavuşmaktadır. Ruhu, ölen diğer hayvan ruhları arasında özel bir yere sahip olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ava çıkacak olanlara RASTGELE diyorum. Av günü geceden uyuyamayanları, sabahları tüfek, fişek telaşına kapılanları, meraya varıncaya kadar içi içine sığmayanları selamlıyorum. Yıllar sonra bile bir keklik veya çulluk kalkışının ardından aklı çıkacakmış gibi olanları, ördekler üzerine doğru yakınlaşırken neredeyse soluk almasını bile unutanları selamlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet EKİZOĞLU&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-6270177991866635187?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/6270177991866635187/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=6270177991866635187' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/6270177991866635187'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/6270177991866635187'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2006/12/av-tutkusu_27.html' title='AV TUTKUSU'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RaOqwz3Y24I/AAAAAAAAACg/LlmPXyL0vJw/s72-c/keklik_dagi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-2529166861741295066</id><published>2006-12-27T02:14:00.000-08:00</published><updated>2006-12-27T02:15:35.062-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hunting'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='conservation'/><title type='text'>YAŞLI ADAM VE TAVŞAN</title><content type='html'>YAŞLI ADAM VE TAVŞAN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bu yaşta ne işin var senin avda?" diye çıkıştı hanımı. “Hiç akıl kalmadı artık, geçti senden o devirler geçtiii ! Bak hiç dinliyor mu beni?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşlı adam bir yandan çantasını hazırlarken bir yandan da acı acı gülümsüyordu. Bunca yıllık hanımıydı. Doğru söylüyordu. Artık eskisi gibi sağlam ve çevik değildi. Ama bu avcılık laf dinler, söze inanır birşey değildi ki... “Bana bir şey olmaz, ben eski toprağım” dedi yarım ağızla. Ama bunu söylerken bile, bir yandan çantayla uğraştığından nefes nefese kalmıştı. Dediğine kendisi de pek inanmadı. “Bana laf edeceğine dolaptan şu yarım helvayı çıkar da içim ısınsın” dedi. Hanımı yine söylene söylene ekmek arası helva yapmaya gitti. Helvayı eskiden beri çok severdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşlı avcı içini ısıtan helvanın ağzında bıraktığı hoş tadıyla yola çıktı. Çiftesi omzunda asılıydı. Ayağındaki deri çizmeler yürüdükçe kara batıyor, yaşlı adam zorlukla yürüyebiliyordu. Köy yolundan çıkarak yavaş yavaş ardıçların başladığı ve meyve bahçelerinin bittiği meyilli arazilere doğru yöneldi. Buralarda gençliğinde ne çok avlandığını düşündü. Eskiden türlü türlü av hayvanlarının olduğu bu sırtlarda şimdi çok az hayvan kalmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karda bata çıka yavaş yavaş yamaca tırmanmaya başladı. Bir yandan da ölen son köpeğini düşünüyordu. Elinden bir çok köpek gelmiş geçmişti. En sonuncusunu sadece sevimliliği nedeniyle almıştı. “Av yapmazsa yine de beslerim keratayı” diye düşünmüştü. Tarzan adını vermişti ona. İrlanda seterine benzeyen, yumuşak başlı, yakışıklı ve güçlü bir köpekti. Kırma gibi görünüyordu, ancak avcı onu bir av köpeği gibi yetiştirmeye kararlıydı. Onunla kaç kere ava gitmişti. Tarzan bıldırcınları sıkıp sıkıp getirdikçe sabır göstermişti. Sıkı bir eğitim sonunda havalide namlı bir köpek olmuştu Tarzan. Onunla yaptığı keklik avlarını, beklediği ördekleri, uçurduğu bıldırcınları hatırladı. Tarzan’ı özlüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşlı avcı önündeki çalıdan korkuyla fırlayan karatavuğun sesiyle irkildi. Yüreği hızla çarpmıştı. Gülümseyerek, ciyak seslerle bir başka çalıya doğru hızla uçan karatavuğun peşinden baktı. Simsiyah tüylerini, portakal sarısı gagasını göremez oluncaya kadar seyretti. Karatavuk uzunca süzüldükten sonra birden çalının içine giriverdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir adım daha atınca bir kestane kargası bet sesiyle uçtu. “Hayvanların ürkmemiş olması iyiye işaret” diye düşündü avcı. Çalı topluluğunu geçince arkasından da üç dört saksağanın uçtuğunu farketti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüfeğin askısını omuzundan indirdi. Artık avlakta sayılırdı. Mandalını yana iterek tüfeğini kırdı. Namluları iyice açarak içlerine baktı. Gün ışığı namluların içinde parıldayarak avcının gözüne kadar ulaştı. İndirdiği tüfeği kırık bir şekilde kolunun altına kıstırdı. Belindeki eski deri beldenlikte dizili olan fişeklere baktı. Yanyana duran iki fişeği özenle namluya koydu. Kapattı, namlunun kapanmasıyla çıkan tok ses hoşuna gitti. Tüfeği diğer kolunun üzerine alarak yürüyüşe devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kar bütün gece yağmıştı. Tepelerin arasında kalan oyuklara kar dolmuş; farkında olmadan düşecek olanları bir tuzak gibi bekliyordu. Uzun otların bile sadece yalnızca üst kısımları karın üstünde kalabilmiş, gerisi ise başını eğerek karda görünmez olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşlı avcı güneşin karın kalınlığını azalttığı yerde izler gördü. Birbirine yakın iki tane yanyana, iki tane de ardı ardına izlerdi bunlar.. “Tavşan” dedi kendi kendine.. Ayak izleri birbirine yakın olduğuna göre hayvan telaşsız bir şekilde yayılmıştı buralarda... İzler küçük daireler çiziyor, gidip geri geliyordu. Eğildi, ayak izlerine dikkatlice baktı. Patilerin ucundaki tırnaklar koşarken küçük kar tutamlarını öne doğru atmıştı. Kenarları da keskindi. Bunlar yeni izlerdi. Tavşan buralarda olmalıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüfeğini daha sıkıca kavrayarak yavaş yavaş yürümeye devam etti yaşlı adam. Uzaktaki tepelerde kar eridikçe meşeler kahverengili siyahlı belli olmaya başlamıştı. Rüzgar estikçe ağaçların ve çalıların başındaki kar yığınları yere düşüyor ve her seferinde tetikte duran avcının heyecanlanmasına sebep oluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önündeki küçük tepeyi aşması gerektiğini düşündü. Tepenin arkası güneşi görüyordu. Kar kalınlığı fazla olmadığından yürümesi kolay olurdu. Hem de ekin tarlası nispeten düzdü. Meşeleri arkasında bırakarak tepeyi tırmanmaya başladı. Farkında olmadan nefesi sıklaştı. Sırtı karıncalandı. Galiba terliyordu. Yavaşladı. “Fazla zorlamaya gerek yok” dedi kendi kendine. Hasta olursa karısı bakmazdı, o kadar da söylemişti. Kar tepenin bu tarafını epeyce doldurmuştu. Zorlukla tepeye geldi. Yavaş hareketlerle öbür tarafa geçmeye hazırlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekin tarlasının eriyen karları arasında bir hareket farketmesiyle tüfeğini omuzlaması bir oldu. İri bir tavşan önünden kalkmış, karda bata çıka koşmaya başlamıştı. Yaşlı avcının ilk atışıyla tavşan sola doğru manevra yaptı, ancak arkasından hemen ikinci atış geldi. Tavşan olduğu yerde debelenmeye başlamıştı. Avcı derin bir nefes bıraktı. Hemen tavşanın yanına doğru koştu. Hayvan debelenirken karının altındaki beyaz tüyleri bir görünüp bir kayboluyordu. Avcı hemen bıçağını çıkardı. Tavşanı yakaladı, ayaklarını tutarak keskin bıçağı boğazına çaldı. Koyu kırmızı bir kan çıkmaya başladı. Beyaz kar kırmızıya boyandı. Avcının elinin altındaki bacakların gücü yavaş yavaş kayboldu. Tavşanın vücudu kasılmayı bırakıp düzensiz bir seyirmeye başladı. Yaşlı avcı tavşanın ayaklarını bırakarak doğruldu. Bıçağını kara silip cebine attı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tavşana baktı. Epey iri bir tavşan sayılırdı. Nefeslendi. Tavşanı çevirdi, erkekti. “Bu da iyi” diye düşündü. Tavşanın sırtı siyah ve kahverengi tüylerin birleşmesi ile iyice koyu bir hal almıştı. Başına çöktü. Tekrar bıçağını çıkardı. Hayvanın karnını boydan boya yardı. İçini boşalttı ve boşalan karına kar doldurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Çok şükür” diye düşündü. “Bugün de boş değiliz”. Tavşanı inceledi. İlk atışı tavşanın sırtını saçmayla doldurmuştu. İkinci atışında da başını vurmuş olmalıydı. Kulaklarında delikler oluşmuştu. “Şimdi bunun eti amma da kanlanmıştır” dedi kendi kendine...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etrafına baktı. Güneş yeniden kara bulutlara girmeye hazırlanıyordu. Bulutların halini beğenmedi avcı. Geri dönse iyi olurdu. Doğa bir kere daha, ona vereceğini vermişti. Tavşanı çantasının üzerine koydu, etrafına da bir iple doladı. Tüfeğine yaslanarak doğruldu, yola koyuldu. Eve dönerken gözleri, çökük yuvalarının içinde, kardaki izlere bakıyor ve hayalinde hatıralar uçuşuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-2529166861741295066?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/2529166861741295066/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=2529166861741295066' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/2529166861741295066'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/2529166861741295066'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2006/12/yali-adam-ve-tavan.html' title='YAŞLI ADAM VE TAVŞAN'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-4885976931117203756</id><published>2006-12-27T02:13:00.000-08:00</published><updated>2007-01-09T06:24:50.136-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hunting'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='conservation'/><title type='text'>KÜÇÜK KEKLİK</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RaOlpz3Y22I/AAAAAAAAACI/tez0eSAfHZs/s1600-h/chukar02.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5018036547536608098" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RaOlpz3Y22I/AAAAAAAAACI/tez0eSAfHZs/s320/chukar02.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;KÜÇÜK KEKLİK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önündeki küçük taşlar bile büyük engeller gibi görünüyordu küçük kekliğe. Alayın en arkasında yürüyor ve alayın uçuşa geçmemesi için dua ediyordu. Ayakları henüz pek yumuşaktı ve bacak kasları da pek gelişmiş sayılmazdı. Büyüklerinin ayakları ona dev gibi görünüyordu. Onların ayaklarının üzerinde bir de çıkıntıları vardı. Bu çıkıntılar ona çok korkutucu geliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alay her zaman bulunduğu dere sırtlarından yürüyerek aşağı iniyor; bir yandan son yağan yağmurdan sonra çıkan otların yeşil uçlarını topluyor, diğer yandan da etrafı dinleyerek çağıldayan dereye yaklaşıyordu. Küçük keklik önündeki yeşil otların yeni çıkan uçlarını görene kadar kendinden büyük bir keklik onu yutmuş oluyordu. Nasıl bu kadar hızlı yürüyüp otlanabildiklerine çok şaşırıyordu. Kalan parçaları yiyip hızlıca onlara yetişmeye çalıştı. Alay şimdi su kenarına inmiş, uygun bir yer arıyordu. Küçük keklik, suyun çağıldayışından korkarak biraz daha aşağı seyirtti. Dere buralarda çok hızlı akıyordu, buralardan su içmesine imkan yoktu. Biraz daha yürüdü. Sudan yosun kokuları gelen minik bir durgun girintiye yaklaştı. Burada akıntı yoktu. Çekingen hareketlerle içmeye başladı. Fazla susamamıştı, ama yine de bu tatlı sudan fazlaca içmeden edemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su içerken çevresinde hissettiği kanat sesleriyle korktu, hemen geri çekildi. Alay onun keşfettiği su birikintisine hücum etmişti. Küçük keklik nasılsa fazlaca içebildiğini düşündü. Diğer kekliklerin arkasında durarak ayak altında ezilmemeye çalıştı. Keklikler birbirinin yanında yer bularak suya hızlıca inip kalkan başlarıyla suyu küçük bünyelerine indiriyorlardı. Küçük su birikintisinin kenarında büyük bir telaş yaşanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sırada yakınlarda bu telaşı izleyen birisi daha vardı. Bir çakal dereye bakan sırttaki otların içinde büzülmüş, alayın su içişini seyrediyordu. Uzun süredir aç olan karnının seslerini zor bastırıyordu çakal... Kekliklerin tadını ve kokusunu epeydir duymayan çakalın burnunun iki yanında uzanan bıyıkları titremeye başlamıştı. O ne hoş bir kokuydu, o ne güzel bir tattı öyle... İnce kemiklerin dişleri arasında çıtırdaması ve sıcak kanın boğazından aşağı akması hayali çakalın açlığını iyice kamçılamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkasından esen sert bir rüzgar otlarla birlikte sırtındaki tüyleri de kaldırdı ve çakalı üşüttü. Artık daha fazla dayanamayacaktı. Seri ve sessizce hareket ederek kekliklerden birini yakalamalıydı. Karnını otlara yapıştırarak ön ayaklarını yere batırırcasına sürünmeye başladı. Bir yandan kulaklarını arkaya doğru yatırmış ve gözünü kuşlara dikmişti. Uzun otlar arasından iyice dere kenarına kadar yaklaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük keklik susuzluğunu giderdiği için yavaş yavaş otları takip ederek kurumuş bir akıntı yatağından yükseğe çıkmaya başladı. Hiç acele etmiyor, çevresine bakınarak sevdiği otların taze kısımlarını çekiştirip yutuyordu. Birden ilerideki dereye inen sırttaki otların farklı bir şekilde kıpırdadığını ve yavaşça yere yattığını farketti. Bir anda içini büyük bir korku kapladı. Kıpırdayan otların keklik alayına iyice yaklaştığını görmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çakal iyice yaklaştığına kanaat getirdi. Biraz daha ilerlerse otlardan çıkmak zorunda kalacak ve keklikler de onu erken farkedeceklerdi. Suyun kenarında artık tüylerini temizlemeye, düzeltmeye başlayan kuşlara dikkatlice baktı. Kasları bir yay gibi gerilmişti. Aralarında en irisi gibi gördüğünü gözüne kestirdi. Ön ayaklarıyla toprağı kendine doğru çekti. Çenesini iyice öne uzatarak birden atladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keklik alayı büyük bir gürültüyle dere kenarından parladı. Kanatların birbirine çarpmasından büyük bir patırtı çıkmış ve dere kenarı küçük bir toz bulutuna girmişti. Havada tüyler uçuyordu. Tozun arasında çakal kuyruğundan ve bir bacağından yakaladığı iri bir kekliği yere bastırmış, bir ayağıyla da kanadına bastırarak yeri döven bu güçlü kanadı hareketsiz hale getirmeye çalışıyordu. Sıkı sıkıya bastırdığı dişlerinin arasından özlediği o kokuyu ve tadı hissediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük keklik korkuyla seyrettiği bu saldırının sonunu beklemeden alayla birlikte kanatlarını hızla birbirine çarparak uçuşa geçmişti. Korkudan geriye bakamıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geride çakal artık sert kanat hareketlerinin yerini seyirmeler ve titremeler almış olan kekliğin cansız bedenini güçlü çeneleriyle sıkıştırmış ve geldiği tepeye doğru bir koşu tutturmuştu. İlk fırsatta düşman gözlerden uzak bir kuytu köşe bulacak ve karnının açlığını, bu mükemmel avıyla giderecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alayın diğer üyeleri set hareketlerle çırptıkları kanatlarıyla küçük kekliğin önüne geçmişler ve tepeyi aşarak süzülmeye başlamışlardı. Küçük keklik güçlükle kanatlarını çırparak tepeyi aştı ve o da süzüldü. Bayır aşağı doğru kekliklerin süzüldüğünü gördü. Kanatlarını açarak küçük gövdesini rüzgara bıraktı. Kanatları yorulmuştu. Henüz olgunlaşmamış palaz tüyleri rüzgarda kopup gidecekmiş gibi sallanıyordu. Alay süzülerek bir tepenin ardında kaybolmuştu. Onları takip etmek için biraz daha kanat çırptı. Bu küçük kekliği iyice yordu. Tepenin üzerine konuverdi. Konar konmaz hızlıca yürüyerek tepenin arkasında ne var diye baktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tepenin arkası hafif yükseklikler ve aralarında yumuşak çukurlar olan güzel bir plato idi. Şimdi alayı nasıl bulacaktı? Tam bunu düşünüp korkmaya başlarken tanıdık bir ses duydu. "gak gabak gak gabak gak gabak...". Sesi hemen tanıdı, bu büyük ayaklı kart bir horozun sesiydi. Alay yeniden toplanıyordu. Sesin geldiği çalılıklara doğru seyirtti. Bir kaç keklik yanından arkasından gelip onu bu koşusunda yalnız bırakmadı. Küçük sesler çıkarıyor ve onlara, "Bensiz gitmeyin, n'olur" diye yalvarıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keklik alayı yeniden toplanmıştı. Aralarında bir eksik vardı. Ancak alay bu saldırıyı çok fire vermeden ucuz atlatmış sayılırdı. Şimdi yaklaşan kışı sağsalim atlatmak gerekti. Heyecanları yavaş yavaş yatışıyordu. Yine de küçük ot tohumlarını kursaklarına indirirken sık sık başlarını kaldırıp etraflarına bakıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük keklik deminki saldırıyı hemen unutuvermişti. Yine alayla birlikteydi işte. Neşeli gurultular çıkararak zıplıyor, taşların arasındaki otları, artık iyice kızarmaya yüz tutan gagasıyla çekiştiriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğa kendisini hemen yenilemiş; az evvel gerçekleşen müthiş olay derhal geride bırakılmıştı. Hayat devam ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-4885976931117203756?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/4885976931117203756/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=4885976931117203756' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/4885976931117203756'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/4885976931117203756'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2006/12/kk-keklik.html' title='KÜÇÜK KEKLİK'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RaOlpz3Y22I/AAAAAAAAACI/tez0eSAfHZs/s72-c/chukar02.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-3851812812256032877</id><published>2006-12-27T02:03:00.000-08:00</published><updated>2006-12-27T02:08:58.813-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hunting'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='conservation'/><title type='text'>GEYİĞİN VEDASI</title><content type='html'>Gökyüzünde bulutlar belirmeye başlamıştı. Akşam yağmur yağacağa benziyordu. Ufuk kararmış, güneş ormanı erken terketmeye hazırlanıyordu. Kuşlar ağaçlarda alt dallara inmişlerdi bile...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzaktan gök gürledi.Geyik bu sene ikinci çatalı çıkan boynuzlarının dallara takılmasından çok hoşlanıyordu. Zemini yağmurlardan çamur olmuş ormanda gezinirken eğilmiş dalların altından geçmesini seviyordu. Önündeki patikaya bir girip bir çıkarak ilerledi. Patikanın kenarlarında hala yeşil kalmış dal uçlarını yemeye başladı. Yaprakların çoğu sararmış, bir kısmı da dökülmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu zor günlerin habercisi olan güz mevsimiydi. Geyik yeterince kilo almıstı. Kış için gereken yağ vardı vücudunda... Ormanda kış çok da zor geçmezdi. Kayaların altında her zaman yeşil kalan yosunlar ve küçük otlar bulunurdu. Genç fidanların kabukları da günlük kış yemeklerindendi. Bütün ormanın yeşereceği o güzel bahar günlerine kadar bunlar geyiğin karnını doyurmasına yardımcı olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gök bir daha gürledi, bu sefer daha yakındı. Küçük damlalar geyiğin gözüne ve burnuna vurmaya başladı. Geyik ıslanmaktan rahatsız olmuşa benzemiyordu. Yağmur hızlanıyordu. Geyik düşen yaprakların kapattığı patikada yavaşça ilerlemeye başladı. Karnı daha doymamıştı. Bu yağmurda düşmanlarının ormanda gezmeyeceğini biliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz daha cesur davranabilirdi. Patikanın sonunda bir açıklık görünüyordu. Geyik bu acıklığın sonunda ne oldugunu iyi biliyordu. Burası onu her zaman korkutan, ama bir o kadar da çekici gelen mısır tarlasıydı. Yağmurla birlikte güzel bir toprak kokusu ve mısırların nemli kokusu geyiğin burnuna geldi. Tarlanın diğer ucunda da insanların yaşadığı bir ev görünüyordu. Kırmızı çatısı ve etrafındaki çitlerle geyiğe her zaman çok farklı ve ürkütücü görünmüştü. Bu gün acaba biraz mısırlardan dişleyecek cesareti toplayabilir miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geyik ürkek ürkek bir iki adım attı, başını ileri uzatarak havayı kokladı. Nemli toprak ve mısır kokusundan baska bir koku alamadı. Yağmur kokuları gizliyordu. Bu geyiği cesaretlendirmişti. Tarlanın kenarına yaklaştı. Artık kurumuş ve yer yer kırılmış mısırlara baktı uzun uzun... Çevresini dinledi. Yağmurun mısır yapraklarına tıpır tıpır vuruşundan başka ses yoktu. Mısırların altlarında kalmış küçük bir koçanı dişledi, kurumamıştı bu koçan... Zevkle çiğnedi. Ağzını mısır taneleri ile yağmur suyu doldurdu. Keyifle başını salladı. Boynuzlarının değdiği mısırlar çatırtı çıkararak sallandı. Kendi çıkardığı sesten kendisi ürktü geyik... Çiğnemeyi keserek tekrar kulak kabarttı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sessizlik geri dönmeye hazır bacaklarına tekrar güven verdi. Hava kararmıştı, artık gölgeler konuşuyordu.Bir büyükçe koçana daha uzandı. Koçanı rahat yiyebilmek için bir kaç adım attı. Şimdi boynu ve başı tarlanın içerisindeydi. Yine de içinde bir korku vardı. Kütür kütür mısırı yerken bacakları titriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dannn!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Silah sesiyle tüm kuşlar ağaçlardan havalandılar. Geyik karnında müthiş bir şokla havaya sıçradı. Yere düşmesiyle kalkması bir oldu. Tüm gücünü bacaklarına verdi, ormana doğru sıçradı. Karnındaki şok dayanılmaz bir acıya dönüşmüştü. Yatağına doğru var güçüyle koşarken geriden yine bir patlama sesi duydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dannn!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geyik ormanda koşarken bütün seslerin yavaş yavaş kesildiğini hissetti. Yağmur dinmişti. Karnı iyice ağırlaşmıştı. Sanki vücudu yere sarkıyordu. Bacaklarındakı bitmez sandığı güç yavaş yavaş kesiliyordu. Bir sık çalılığın dibinde eskiden yattığı bir yeri farketti. Çalıları zorlukla aşarak otların hala yatık olduğu yere ulaştı. Kendini yere attı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ormanın derinliklerinden köpek sesleri gelmeye başlamıştı. Kalkması gerekiyordu. Diğer yandan karnındaki ağrı bütün vücudunu sarmış, başını bile kaldıramayacak duruma gelmişti. Karnından boynuna doğru siyah bir sıvı akıyordu. Gözlerini kıstı geyik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağzında hala mısır taneleri vardı.Artık ayaklarını hissetmeyen geyik boynunu ileri uzatmış yatıyordu. Gökyüzü açılıyordu. Bulutların arasından ayışığı çarptı geyiğin gözüne.. Ay geyiğe gülümsüyor, "bırak kendini" diyordu. Geyiğin zaten tutacak hali kalmamıştı. Ağaçların karanlık gölgelerine baktı. Rüzgar ıslak ormanın tüm güzel kokularını geyiğin burnuna ulaştırdı. Başını yana düşürdü, boynuzuna dayandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerini açık tutmak için büyük bir çaba gösteriyordu. Artık acı hissetmiyordu. Sadece bir halsizlik vardı. Sanki bütün vücudundan yavaş yavaş canı çekiliyordu. Sürmeli gözlerini tekrar ağaçlarda gezdirdi geyik... Dünyaya veda etmekte olduğunu biliyordu. Bir daha göremeyeceği otluklara, sabahları erken su içtiği küçük dereye, dişi geyiklerin kokusunu aradığı tepeye veda etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapattı gözlerini geyik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-3851812812256032877?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/3851812812256032877/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=3851812812256032877' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/3851812812256032877'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/3851812812256032877'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2006/12/geyiin-vedasi.html' title='GEYİĞİN VEDASI'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-6464584565250169349</id><published>2006-12-27T01:53:00.000-08:00</published><updated>2006-12-27T02:00:09.205-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hunting'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='conservation'/><title type='text'>AV TUTKUSU</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RZJDwb1gU4I/AAAAAAAAABA/smpRaD629Mc/s1600-h/hemingway_ernest_large_3-back.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5013143834601739138" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RZJDwb1gU4I/AAAAAAAAABA/smpRaD629Mc/s320/hemingway_ernest_large_3-back.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;AV TUTKUSU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Hepimiz avcıydık ve o harika şeyin, avın başlangıcındaydık. Avlanma hakkında yazılmış o kadar mistik saçmalık vardır ama av herhalde dinden daha yaşlıdır. İnsanların bazıları avcıdır, bazıları değildir."&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;"Önünde yeni, taze, bilinmeyen bir gün olan avcılar kadar belki de kimse mutlu olamazdı."&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Diyor üstat Hemingway... Gerçekten de mistik zırvalıklardan sıyrılıp avın kendisini anlamaya çalıştığımızda, insan doğasından başka bir şey çıkmıyor ortaya. İnsanların avcılığı, insanın dünyaya gelmesinden pek kısa bir süre sonra başlamış bir olgu. Bu nedenle insanın doğası ile avcılığı birlikte gelişip büyümüş; medeniyet ile birlikte avcılık bilgisi ve kültürü de birikmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ava çıkmak için, sezon öncesi başlayan hazırlıkları saymazsak sürekli bir düşünce çalışması var kafamızda. Düşüncelerimiz diğer unsurlarla, artık av ile ilişkili oldukları kadar ilgili.. Aksi takdirde sadece av dışındaki yaşamımızı sürdürecek kadar diğer şeyleri düşünüyoruz. O nedenle ava giderken pikniğe veya meyhaneye gider gibi hazırlık yapanları pek kabul edemiyorum. Bu zihinlerini ve zamanlarını başka şeylere ayırdıklarını gösteriyor. Türlü ihtimaller kafamızdan gelip geçiyor, hepsine göre değişik çözümler üretiyoruz, elimizde ne var ve daha neye ihtiyacımız var, sürekli bir hesap makinası gibi işliyor zihnimiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutlu muyuz? Evet, hem de hiç olmadığımız kadar... Bizi mutlu eden, içimizi kıpır kıpır eden nedir? Atış heyecanı mı? Nişancılığımızı gösterme hevesi mi? Bence bunlarla pek az ilgisi var içimizdeki çocukça bayram heyecanının.. Bizi heyecanlandırarak mutlu eden, kan akışımızı hızlandıran şey, yine bilinmeyene ve yeniye olan ihtiyacımız olabilir mi? Bu üzerinde düşünülmesi gereken bir soru. Sabahleyin kümeste gördüğünüz sülünlerin beş on tanesinin önünüze salınması ile onların peşine düşmeniz, olan bitenden pek haberi olmayan köpeğinizden başka kimi fazla heyecanlandırır? Ortada bilinmeyen, sürpriz olan, biraz endişelendiren, biraz da korkutan hiç bir şey yoktur. Sülünlerin aslında renkli birer tavuk olduğunu, tahminen nerede ve kaç tane olduklarını bilmektesinizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna karşın yaban tam tersidir. Avcı yabana çıktığında karşısına neyin çıkacağını bilememektedir. Onun için "Rasgele" sözü ortaya çıkmıştır. Dakikalar geçtikçe avcı daha da heyecanlanır, heyecandaki endişe miktarı artmaya başlar. Avı bulamama, avın en sık rastlanan gerçeklerinden biridir. Avın bulunamaması durumunda yine de avlanılmış olur. Taban eti hikayesi hatırlansa da, yine avcının içi buruktur. O durumdaki bir avcı ile keyifli bir akşam sohbeti yapmak mümkün değildir. Çünkü avın amacı avı bulmaktır ve eksik kalan birşeyler olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilinmeyen ve el değmemiş olan bir av günü, yaşanacak bir gençlik gibi avcının önünde uzanmaktadır. Avcı bunun tadını çıkardığı ölçüde, hoş sürprizlerle karşılaştığı ve bu sürprizleri değerlendirebildiği ölçüde mutlu olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcının karşısına avı birden ortaya çıkar. Bunun belirtileri değişik ölçülerde her zaman vardır. Ördeklerin uçuşunun izlenmesi, kopoyların sesinin dinlenmesi, tavşan izinin sürülmesi gibi. Ancak yine de avın ortaya çıkması hep ani olmuştur. Bu biraz da avın tepkisinden kaynaklanır. Av hayvanı da kendisinin av olduğunun farkındadır ve bunu değiştirmek için ani hareket etmelidir. Bana göre avın eğer varsa kutsal anı, avcının avıyla ilk karşılaştığı, mümkün olduysa gözgöze geldiği andır. Bu anda av hayvanı hayatının en endişeli bakışını avcıya doğrultmuştur. Hayatı kanatlanmak üzere olan bir kuş gibidir. Vücudu kaçmak için gerekecek tüm enerjiyi, kanatlara veya bacaklara sevketmiştir. Gözlerinde korku, endişe, heyecan, belki de biraz öfke vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcının tarafında ise farklı gelişmeler olmaktadır aynı anda. Avcı, avıyla ilk karşılaştığı anda, ne kadar hazırlıklı da olsa bir şaşkınlık, bir sıçrama yaşar. Elinde olmayan hareketler, refleksler devreye girmiştir. Avcı silahını omuzlamış, avına doğrultmuştur bile. Burada avcı ne düşünür, ne hisseder? Yüreğin yerinden fırlayacak gibi atması, yani heyecan doğaldır ki en başta olan gelişmedir. Avcı merhamet hissi olmadan ateş eder. Merhamet hissinin tetiği çeken parmağı etkileyecek kadar hızlı bir şekilde beyne hükmetmesi mümkün olmamaktadır. Ondan önce tetiği çekmesini emreden refleks ve içgüdü çoktan işi bitirmiştir ve tetik çekilmiştir. Belki de bazı durumlarda araya görme duyusu girerek refleksi önleyebilmektedir. Bu da istenmeyen durumların önüne geçilmesinde yararlı olmaktadır. Örneğin avı yasaklanmış bir hayvan olduğunun farkedilmesi gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcı ne kadar tecrübeli olsa bile ve avıyla ilk karşılaştığı an ile tetiği çekmesi arasındaki zamanı uzatarak bu araya profesyonellikten kaynaklanan, doğru nişan alma, doğru pozisyonu bekleme gibi unsurları eklese de bu aranın uzamış olması hareketlerin refleksten çıktığını göstermez diye düşünüyorum. Çünkü bu hesaplar, daha önceden düşünülmüş olasılıkların üzerine yine daha önceden düşünülmüş çözümlerdir. Zaten önceden bunlar hesap edilmemiş olsaydı, çabuk refleks verilerek hızla ateş edilirdi sanıyorum. Buna belki de hesaplanmış refleks diyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcı avının gözüne baktığında bu nedenle bir şey hissetmez sanıyorum. Çünkü bir anlığına avcı-av ilişkisi tüm dünyanın üzerine çıkmış, tüm duyguların önüne geçmiştir. Büyülü bir makine çalışmaya başlamış ve iki canlıyı etkisi altına almıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avın çok önemli anlarından biri de avın elde edilmesi anıdır. Av hayvanı, eğer başarılı bir av olmuşsa, son nefesini bulunduğu yerde vermektedir. Hayatının sona erdiğini, canının teninden süratle kayıp gittiğini farketmektedir. Buna karşı yapabileceği bir şey olmadığını kavramıştır. Belki de son kez yaşamını geçirdiği yerlere, gökyüzüne, ağaçlara bakmaktadır. Kanının aktığını, içindeki dayanılmaz acıları hissetmektedir. Birazdan acıları son bulacak, çayırları, ormanları, gökyüzünü, hemcinslerini, dünyayı bir daha göremeyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcının iç dünyası ise tarifi imkansız heyecanlara karışmıştır. Avını elde etme düşüncesi, iyi vuramamış olma, belki de kaçırmış olma endişesi birbiri içinde kaynarken avına doğru süratle gitmektedir. Bu gidiş dahi reflekse bağlıdır. Amaç yalnızca elde edilen avın başına gelmektir. Bu yapılırken ayağa batan dikenler, çarpan taşlar farkedilmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elde edilen avın başına gelindiğinde ise avcının içini gurur, sevinç, merak duygularının bir karışımı etkilemektedir. Avını inceler, onu okşar, tüylerini düzeltir, boynuzlarını okşar. Ona saygı duyar, onu çok sever. Avı onun ortağı gibidir. Bunun için vicdanının derinliklerinde küçük bir sızı sürekli sızlar, öncekilere eklenir. Bundan sonra mantığı ve iradesi tekrar hakimiyeti ele geçirir ve avın taşınması, etinin ya da trofenin elde edilmesi fikirleriyle yeniden beyni çalışmaya başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilinmezliğin bittiği bu noktadan itibaren, avcı gittikçe artan bir dozda bundan sonra yeni bilinmezliklere ve yeni av günlerine hasret duyacaktır. Bu hasreti de onu yeni avlara götürecektir. Avcılığa bu şekilde yaklaşmayanlar elbette ki vardır ve olacaktır. Nahoşun emsal olmayacağı gibi, istenmeyen tarzın yazılması da bir nevi teşviktir. Özlenen, istenen vakti geldiğinde saygı duyulması gereken tarzda olmalıdır. Her kavuşmada heyecan vardır, kavuşmanın heyecanı kavuşulanın değerini düşürmemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcılara Rastgele&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-6464584565250169349?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/6464584565250169349/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=6464584565250169349' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/6464584565250169349'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/6464584565250169349'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2006/12/av-tutkusu.html' title='AV TUTKUSU'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RZJDwb1gU4I/AAAAAAAAABA/smpRaD629Mc/s72-c/hemingway_ernest_large_3-back.gif' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-1086518214770062136</id><published>2006-12-27T01:38:00.000-08:00</published><updated>2006-12-27T01:51:45.691-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='conservation'/><title type='text'>BİR ZAMANLAR AMERİKA …</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RZJCDr1gU2I/AAAAAAAAAAg/cdMw7SBCrsI/s1600-h/afterthehunt.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RZJB7b1gU1I/AAAAAAAAAAY/uOgMI8S7IQs/s1600-h/Jeff_Millsap_on_Heinz_farm.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5013141824557044562" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RZJB7b1gU1I/AAAAAAAAAAY/uOgMI8S7IQs/s320/Jeff_Millsap_on_Heinz_farm.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;BİR ZAMANLAR AMERİKA …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan yüzyıllar önce, Amerika kıtasına bu ad verilmeden çok önceleri bu kıtada yaşayan insan ve hayvanlar kıtalarının gerçekte bir kıta olup olmadığını bilmiyorlardı. Aslında beyaz adam gelmeden önce bunun bir onemi de yoktu. Beyaz adam geldikten sonra ise, hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uçsuz bucaksız kırlar ve zirvesi görünmeyen dağlar bu bilinmeyen kıtanın sadece bir bölümün oluşturuyordu. Bir yandan kutup dairesine uzanan soğuk topraklar, güneye doğru indikçe yeşilleniyor ve dünyanın gorebileceği en büyük ve en uzun ağaçları içinde yaşatan ormanlar, toprağa bir ışık huzmesi bile göstermiyordu. Daha da güneyde ise yüzlerce kilometre boyunca tek canlı göremeyeceğiniz çöller ve akarsular ve erozyonun birlikte oluşturmayı başardığı kanyonlar bu güzel ülkenin çehresini süslüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzeyde fazla insanin yaşamadığı yerlerde binlerce bireyden oluşan Caribou geyiği sürüleri yıllık göçlerini yaparken, bu göçe dayanamayacak olan yaşlı ve hasta geyiklerin yanısıra yeni doğan ve henüz koşmayı öğrenen yavruları da gözleyen kurtlar kah pusarak kah koşarak nafakalarını çıkarmaya ve yeni doğan yavrularını beslemeye çalışıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok da uzak olmayan bölgelerde kuzeye yumurtalarını bırakmaya çıkan ve akıntının tersine doğru yüzen somon balıklarını son derece aç bir şekilde bekleyen Grizzly ayıları karşılıyordu.Kuzeyin büyük baş hayvanı Moose geyiğinin dev boynuzları ile süslenen Alaska aksamları Kuzey Işıkları ile bir başka melankolik ediyordu Inuit yerlilerini...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu büyük ve büyüleyici kıtanin derinlerinde kanyonlar arasında uçsuz bucaksız uzanan kırlarda uçarcasına birbirleriyle yarışan Pronghorn Antilopları kısa hazırlanmak için et kurutmak zorunda olan Siu Yerlilerine zorlu bir av teşkil ediyorlardı. Ancak yerlilerin et için daha iyi kaynakları da vardı. Ellerinde mızrak ve oklarıyla otlar arasında sine sine ilerleyen kabilenin avcıları, önlerinde simsiyah bir duvar gibi uzanan müthiş bir sürüye doğru yaklaşıyordu. Bunlar Buffalo'ydu. Ucu bucağı görünmeyen bu kırlarda milyonlarcası biraraya gelebilen bu toprakların tüylü ve güçlü otyiyeni ne yazık ki pek iyi göremiyordu. Bu nedenle daha cok koku ve duyma yeteneğine güvenen bu boynuzlu gemi, aynı zamanda talihsiz bir panik duygusuna da sahipti. Yerlilerin birisinin bir hareketiyle binlerce bireyden oluşan sürünün onlar için hazırlanan uçuruma doğru sürülmesi ve yine yüzlercesinin uçurumdan düşerek ölmesi hiç de zor olmuyordu. Bu sayede yerliler kişi av etiyle ve buffalo derisi kıyafetleriyle rahatlıkla geçirebiliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz daha yukarılara doğru çıkıldığında ise toprak biraz değişiyor ve ufak çalılar küçük ağaçlıklara dönüşüyordu. Buralar sert iklimin ve zor arazinin ustası olan Black Tail Geyiğinin eviydi. Boynuzları her sene büyüyerek dişileri büyüleyecek olgunluğa erişmiş bir black tail, sert yapısı ve sağlam bacakları ile değme yırtıcılara pabuç bırakmazdı. Onun yakın akrabası olan White Tail geyıği ise daha cok sık ormanları tercih ediyor ve yeşil perdelerin arkasında bir görünüp bir kaybolan bir peri gibi ormanın ruhuna güzellik üflüyordu. Ağacın başında iyice gizlenmiş ve ava çıkmadan önce yeterince dans etmiş olan yerli avcı, bu periyi evine götürebilmek için ikna yeteneğini değil sessizliğini ve ok atma kabiliyetini kullanmak zorundaydı. Yine de white tail geyiğinin sese ve görüntüye karşı iki üç saniyelik merakı çoğu zaman yerlilere bekledikleri firsatı verirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ormanların ve çalılıkların biraz üzerine, yükseğe çıkıldığı vakit, güz aylarında iseniz derin bir çığlıkla ürperirdiniz. Bu yüksek yaylaların en büyük otoburu, boynuzlu yaratıkların en güzellerinden birisi olan Elk Geyiği boğasının cevresine hükümranlığını ilan etme yöntemidir. Elk geyiği yüzyıllar önce hem yüksek bozkırlarda; hem de dağların ulaşılmaz kuytularında kendi krallığında yaşayan yeleli bir geyikti. Genelde sürü halinde yaşayan bu güçlü hayvanın zayıf yani yine sürü içgüdüsüydü. Sürüye liderlik eden boğanın ani ölümü veya yaralanarak suruyu yolda bırakması, bütün sürüyü onu alınmaz bir paniğe sürüklerdi. Bu panik anında da sürünün tamamen yok olması hiç de beklenmeyen bir sonuç değildi. Bu zayıflıklarına karşın yerli avcılar böyle bir yola katiyen başvurmazlar ve avladıkları hayvanların ruhlarının rahatsız olmaması ve ilerideki avlarında kendilerine destek olması için ihtiyaçları kadar avlamaya ve vurulan hayvanı onurlandırmaya özen gosterirlerdi. Yenilen geyiğin kemikleri ormana gömüldüğü takdirde ertesi bahar bu hayvan kendi kemiklerinden tekrar doğabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elk geyiğinin muhteşem boynuzlarını gururla kaldırarak böğürdüğü bu yaylaları bırakarak daha yükseğe, kayaların yağan kar ve buzla eridiği yüksekliklere, zirvelere yaklaştığınızda görünmeyen otların peşinde bir balerin gibi sakince dans eden bir muhteşem yaratik daha görürdünüz. Bighorn Koyunu. Yükseklerin bu erişilmez kıvrık boynuzlu güzelliği, bulunduğu yerlerde cok az olan yırtıcılarla değil mevsimlerle boğuşurdu. Kışı çok sert geçtiği mevsimlerde ot bulabilmek için asağılara inmek zorunda kalan bu sert hayvan bu sefer pek de avantajlı olmadığı bu bölgelerde Mountain Lion denilen bir çeşit dağ aslanıyla karşı karşıya kalabiliyordu ve bu karşılaşmalarda aslan genellikle pusuda oldugundan zavallı koyunun pek de şansı kalmıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç bir zaman birbirlerinin nesline kast etmeden çizilen sınırlar içerisinde yaşayan bu hayvanlar ve hayat tarzı ve felsefeleri onlardan pek de farklı olmayan Amerikan yerlileri, bir gün ellerinde şimşekler saçan demirleriyle, kafalarında ilginç başlıklarıyla bilmedikleri bir dilde konuşan ve ilk başta sempatik ve zayıf görünen beyaz adam ile karşılaştılar. Nüfusunun azlığından dolayı, burada yaşamakta usta olan yerlilerle dost olmaya çalışan beyaz adam, büyük denizin öteki tarafından gelenlerle çoğaldıkça ve güçlendikçe büyük toprakların doğusundaki verimli arazilere sığmamaya ve birbiriyle kavga etmeye başlamıştı. Artan nüfusu doyurmaya yetmeyen az kaynaklar ve açılan sınırlı toprak, bu aç yeni kitleyi sinirli bir hale getiriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Liderleri çok geçmeden yeni yerlerin yerleşime ve tarıma açılması gerektiği kararına vardılar. Bunun için yerlilerin atalarının ruhlarıyla ve av hayvanlarıyla barış içinde yaşadıkları toprakları bırakmalarını beklemek veya onları buna zorlamak gerekiyordu. Birincisi olmayacağı için hemen ikinci seçenek denendi. Ateş saçan demirler calışmaya basladı. Yerlilerin bu yeni silahları öğrenmesi fazla uzun sürmedi, ancak artık saat onların aleyhine işlemeye başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batıya doğru hücümda en büyük aşama demiryolu ile kaydedildi. Bu sayede gidilemeyen toprak kalmadı ve götürülemeyen eşya veya silah da kalmadı. Demiryollarında işleyen trenler, buffalo sürülerini önce böldü, daha sonra da binlercesi vurularak oracıkta ölüme terkedildi. Buffalolar sadece beyaz nüfusu beslemek için öldürülmüyordu. Buffalolar hem işgal ettikleri bölge itibariyle; hem de dietleri nedeniyle beyaz adamın sığır sürülerine büyük bir rakipti. Buffalo sürüsünün oldugu yerde sığıra yer yoktu. Bir başka neden de, buffalo sürüsü demek, kışı geçirebilen ve kendileri için hazırlanan toplanma yerlerine gitmeyi reddeden yerli kabileleri demekti. Bu muazzam yiyecek kaynağı bitirildiğinde, yerlilerin atalarının toprağını bırakıp istenilen yerlerde ölümü beklemekten başka çareleri kalmayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle de oldu. Buffalolar atla, trenle, at arabasıyla takip edildi. Milyonlarcası öldürüldü. Çok azı yenebildi. Yirminci yüzyılın başına gelindiğinde artık Amerika kıtasında buffalodan bahsetmek mümkün değildi. Bu gösterisli hayvanın milyonlarca boynuz halinde ufku doldurduğu ve geçerken yerleri titrettiği dönemler geride kalmıştı. Sıra elk geyiğine ve daha sonra black tail ve white tail geyiğine geldi. Tuzakçılar, dericiler, göç edenler, maceracılar, para için avlananlar sırayla bu nadide hayvanların peşine düştü. Bu hayvanların yanında kazlar, ördekler, yaban hindileri, sharptail grouse, rakunlar, vaşaklar kısacası tüm yenebilen ve kürkü olan hayvanlar bu kampanyaya konu oldular. Şehirlerde av etinden ucuz bir şey yoktu. Büyük şehirlerde kibar bayanlar sapkalarına tüy beğeniyor, kürkleriyle birbirlerine nazire yapiyorlardı. Amerikan yaban hayatı can çekişiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;II. BÖLÜM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1898 yılında ABD'de daha öncekilerden çok daha genç bir adam meydanları dolduran kalabalığa coşkuyla sesleniyordu. New York kökenli bu sert görünüşlü adam, ABD'nin o güne kadar ki en genç başkanı olacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir savaş kahramanı olan Theodore Roosevelt, New York'ta zengin ve mutlu bir hayata daha yeni başlamışken annesini ve eşini aynı günde kaybetmişti. Bundan sonra New York'u terkederek yeni satın aldığı Kuzey Dakota'daki çiftliğe yerleşen genç adam, bu ıssız kırlarda hayvancılığa başladı. Amerika'nın yaban hayatı açısından el değmemiş sayılabilecek Badlands denilen yörelerinde hayvancilik yapan Roosevelt, Kuzey Dakota'niın av hayvanların keşfediyordu. Burada iki yıl boyunca neredeyse Amerika'nın tum av hayvanlarını gerçek habitatlarında görme ve avlama imkanı bulan Roosevelt aynı zamanda bu büyük zenginliğin insan eliyle nasıl yok edilmeye başlandığını ve ekonomik ve siyasi nedenlerle yaban hayatının yaşama alanlarının nasıl ellerinden alınarak şehirlere, tarlalara ve otlaklara dönüştürüldüğünü de gördü. 1887'de bu gidişin önüne geçebilmek amacıyla arkadaşlarıyla birlikte Boone and Crocket Kulübünü kurdu. Bu Kulup daha sonra ülkenin en güclü sivil çevre koruma ve yaban hayatı lobisi durumuna gelecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa bir süre sonra Amerikan İspanyol savaşından döndükten sonra politikaya soyunan Roosevelt, 1901 yılında Başkan seçildi. Başkan olduktan sonra Amerikan doğal hayatı konusundaki fikirlerini hayata geçirme imkanı bulan Roosevelt öncelikle Amerikan Federal Orman Idaresini kurdu. Ormanları ulusal hazine ilan etti. Askeri birlikler ve sivillerce buffaloların katledilmesini durdurdu.1906 yılında yasa ile 18 ulusal doğal anıt ilan etti. Niagara Şelaleleri ve Grand Kanyon da dahil olmak üzere beş adet binlerce kilometrekarelik Milli Park ve 51 tane de yaban hayati rezerv sahası kurdu. 1908 yılında Ulusal Koruma Kongresini toplayan Başkan, bu Kongre sonrasında bütün eyaletlerin kendi yaban hayatı idarelerini kurmalarını sağladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8 yıllık başkanlığında federal koruma arazileri 90 milyon hektardan 400 milyon hektara çıkmıştı. Bugün ABD'de nesilleri tehlikeye girmeden yaşamlarını sürdüren bir çok yaban hayvanı türü bunu Theodore Roosevelt'in uzak görüşlü tedbirlerine borçludur. Kuzey Dakota'da bugün bir Milli Park, ABD ve dünya tarihinin bu büyük avcısı ve korumacısının, Roosevelt'in adını taşımaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde ABD'de avlanmak serbesttir. Her eyalet kendi avcı eğitimi, lisans ve paralı izin programlarına, koruma tarih ve sezonlarına uymaktadır. Avcılar bu kurallara uyarak istedikleri eyalette sezonları içerisinde avlanabilmektedir. Geçmişte soyları tükenme noktasına gelen bir çok hayvan bugün bu tehlikeyi atlatmış durumdadır. Yaban hayatı yönetiminde bilimsel yöntemlerin yaklaşık 80 yıldır uygulanıyor olması, avcı eğitimlerinin yaklaşık aynı tarihlerde başlaması ve koruma alanlarının genişliği bunu sağlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün ABD'de 30 milyon civarında White Tail geyiği olduğu hesaplanmaktadır. Elk geyiği 1.5 milyon dolayındadır. Bir zamanlar tükenme noktasına gelen buffalo bugün ABD'nin her yerinde bulunmakta ve yaklaşık 500,000 dolayında hesaplanmaktadır. Buna özel çiftliklerde et için yetiştirilenler dahil değildir. Kanada kazlarının sadece ABD içinde kalan nüfusunun 2.5 milyon dolayında olduğu tahmin edilmektedir. Her yıl avcılar tarafından avlanan geyik sayısı 4 milyon dolayındadır. Bu senelerdir aynı düzeyde gitmekte ve geyik sayısı her yıl artmaktadır. Amerika'da bugün araba çarpmaları, şehirlerden yaban hayatına bulaşan hastalıklar, piknikçilerin veya fotoğrafcıların doğada yaban hayvanlarından korunması, geyiklerin bahçelere verdikleri zararlar gibi konular avcılıktan daha önde gelen yaban hayatı sorunlarıdır. Artık sadece avcılar değil, yaban hayatından tüm yararlananlar bunun ücretini ödemektedir. Bu fonlar bütçeye değil doğrudan eyaletlerin yaban hayatı programlarına gitmektedir. Bu sayede yerel yönetimler biyolog, zoolog, mikrobiyolog gibi uzmanları ise alabilmekte ve yerel araştırmalar yaptırarak bölgesel tedbirler alabilmektedir. Yaban hayatı hem Federal yetkililerce, hem de Ducks Unlimited gibi, Rocky Mountain Elk Foundation gibi gönüllü avcı kuruluşlarınca yakından izlenmektedir. Yaban hayvanlarını tehdit edecek herhangi bir hastalık gibi, artan araba çarpmaları gibi unsurlar araştırılarak önlemler alınmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD'de babalar hala çocuklarını balık tutmaya ve ava götürmektedir. Bu eski Amerikan geleneği, büyük şehirlerde olmasa da ABD'nin çoğu yerinde devam etmekte ve Amerikan insanı yaban hayatıyla içiçe yaşamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;II.Bölüm için yararlanılan kaynaklar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Swan, James. In Defense of Hunting, HarperSanFrancisco, 1995.&lt;br /&gt;Roosevelt, Theodore. Hunting Trips of a Ranchman, G.P. Putnam's Son, 1885.&lt;br /&gt;U.S. Federal Fish &amp;amp; Wildlife Service Web Site.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-1086518214770062136?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/1086518214770062136/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=1086518214770062136' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/1086518214770062136'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/1086518214770062136'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2006/12/bir-zamanlar-amerika.html' title='BİR ZAMANLAR AMERİKA …'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_fVtz39ng-6Y/RZJB7b1gU1I/AAAAAAAAAAY/uOgMI8S7IQs/s72-c/Jeff_Millsap_on_Heinz_farm.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4321179226459479216.post-627231405512369406</id><published>2006-12-27T01:28:00.000-08:00</published><updated>2006-12-27T01:29:34.639-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='conservation'/><title type='text'>SON TAVŞAN</title><content type='html'>SON TAVŞAN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önümüzdeki tepeyi tırmanmakta olan tavşanı tüfeğin üzerinden seyrettim. Kulaklarının arkasındaki ve sırtındaki siyaha çalan tüyleri koşusunda daha bir güzel görünüyordu. Uzaktan kalkmıştı. Atsam belki de şans eseri vurulacaktı. Ama daha büyük bir ihtimalle de bir kaç saçma yiyerek yoluna devam edecek ve bu bir kaç saçma hayvana acı çektirmekten başka bir işe yaramayacaktı. Tüfeği yüzümden indirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tepeleri kaplayan bodur ağaçların alt dalları birer kuru çubuk halindeydi. Yetişme fırsatı bulabilen çam ağaçları telgraf direği gibi kalmışlardı. Yerde ot namına bir şey yoktu. Her yer koyun, keçi ve sığır sürülerinin günde iki kere üzerinden geçtiği çamurlu patikalarla doluydu. Köye yakın yerlerde ağaç da kalmamıştı, çalı da... O son kalan tavşan da ne yer, ne içer bilmiyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boş yere dolandığımız dağın etrafından tekrar aynı yere geri döndüğümüzde tavşan bir kere daha kalktı. Tüfeği yine refleksle omuzlamış, ancak zaten uzaktan kalkan kurnaz tavşanın bir anda gözden kaybolmasıyla tekrar indirmiştim. Biraz da bu kahraman tavşana silah atmak içimden gelmemişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzaktan çok çekici gelen meşeliklere geldiğimizde içim kıpır kıpırdı. Burada hem keklik, hem de tavşan olmalıydı. Yerdeki eşelemelere bakılırsa domuz bile mevcuttu. Uzaktan kışın büründüğü pas rengiyle muhteşem görünen meşe ormanı, yanına varınca üzüntüsünü hemen belli etti. Meşe korularının arasına önce hain bir bıçak gibi giren ekin tarlaları, her geçen sene kenarlarındaki bir sıra meşe ağacını kurban alarak hükümranlık alanlarını artırıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu köylüsü önce kendi köyünün etrafındaki erişebildiği yerleri dağ taş demeden tarlaya çevirmiş, ormanı çöle döndürmüş, şimdi de traktörünün sağladığı teknolojik imkanları kullanarak uzaktaki doğal yapıyı bozmakla uğraşmaktaydı. Kekliğin, tavşanın, ardıç kuşlarının kaybettiği yaşam alanları, olan bitenden haberi olmayan şehirdeki insanların "kepekli ekmek" ihtiyacını gidermek için tarla haline geliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meşeliklerde ne bir keklik vardı, ne de bir tavşan... Yine o Anadolu köylüsü her kar yağdığında peşine düştüğü tavşanların, su başında vurduğu, küçücük yumurtasına tamah ettiği kekliğin kökünü kazımıştı. Geceleri dağlarda gezen projektörler, yaban hayatının sonunun başlangıcını ilan ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Ekizoğlu&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4321179226459479216-627231405512369406?l=mehmetekizoglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/feeds/627231405512369406/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4321179226459479216&amp;postID=627231405512369406' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/627231405512369406'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4321179226459479216/posts/default/627231405512369406'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mehmetekizoglu.blogspot.com/2006/12/son-tavan.html' title='SON TAVŞAN'/><author><name>YAZAR HAKKINDA</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13168903894763835713</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
